H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

‘Gündem’ Kategorisi için Arşiv

Cameron siyonist rüyasından uyandı

In Gündem on 30 May 2011 at 10:10

Cameron siyonist rüyasından uyandı

İngiltere Başbakanı David Cameron, Yahudi Milli Fonu (JNF) isimli yardım kuruluşuna üyeliğini sona erdirdi.

Başbakanlık basın merkezinden de doğrulanan bilgiye göre, Cameron’un bu ayın başında bir mektup göndererek, “Siyonist rüyasını” gerçekleştirmek amaçlı faaliyet gösteren ve “patronlar kulubü” olarak da bilinen JNF’e olan üyeliğinden ayrıldığı belirtildi. Bu durum İngiliz basınında, İngiltere’nin İsrail ile arasını “soğutmaya” çalışması olarak yorumlandı.

İsrail Haaretz gazetesine göre, Cameron JNF üyeliğinden ayrılmasına “zaman darlığını” sebep olarak gösterdi. İngiliz Başbakan 5 yıl önce görev aldığı Yahudi yardım kuruluşu üyeliğinden ayrılarak, selefleri Gordon Brown ve Tony Blair’den farklı bir yol izlemiş oldu.

Başbakanlık basın merkezinden yapılan açıklamada, “Başbakan David Cameron, aralarında JNF’in de bulunduğu birçok yardım kuruluşu üyeliğinden ayrılmıştır” sözlerine yer verilerek detaylı bilgi verilmedi.

Kendini insani ve çevreci bir yardım kuruluşu olarak tanımlayan JNF, misyonunu “toprak almak ve Yahudi yerleşim birimini tekrar inşa etmek için gerekli altyapıyı oluşturmak” ve “Siyonist rüyasını gerçekleştirmek” olarak açıklıyor. Yardım kuruluşu, İsrail’deki projeler için her yıl 15 milyon İngiliz Sterlini para topluyor.

Karşıt görüşlülere göre ise JNF, Filistinlilere ait olan toprakları ‘gasp etmeyi ve zorla ele geçirmeye’ yardım ve yataklık yapıyor. İngiltere merkezli “Stop the JNF Campaign (JNF kampanyasını durdur)” isimli oluşum, JNF’nin yardım kuruluşu statüsünden çıkarılması yönünde başvurmuş, fakat bu talep İngiltere Yardım Komisyonu (Charity Commission) tarafından reddedilmişti.

İngiltere son zamanlarda İsrail’in Filistin’e yönelik politikalarını daha ağır bir dille eleştiriyor. Cameron, geçen hafta ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı basın açıklamasında İsrail’in kendini savunmasına saygılı olduğunu, fakat Filistinlilerin çektikleri sıkıntıları da görmezlikten gelemeyeceğini vurgulamış ve “Filistinliler bilmeli ki onların 1967 sınırlarını başlangıç sayarak bir Filistin ülkesine sahip olma ve onurlu şekilde yaşama taleplerini çok iyi anlıyoruz.” diye konuşmuştu.

CİHAN

Felaket tellalları iş başında

In Gündem on 28 May 2011 at 14:25

Siyasi istikrar ve sağlam ekonomik yapısıyla küresel krizden hızla çıkan Türkiye’ye 12 Haziran’daki genel seçimler öncesi finansal saldırı başladı. Asılsız anket ve değerlendirmelerle AK Parti’nin oy kaybına uğrayıp tek başına iktidarı kılpayı elde edeceğine ilişkin yorumlar ve cari açık bahanesiyle Türk ekonomisini kötü gösterme gayretlerine uluslararası yatırım bankaları da raporlarıyla destek verince piyasalarda olumsuz hava hakim oldu.

DÜĞMEYE ABD’DEN BAŞLANDI

Amerikan yatırım bankası JP Morgan’ın Türkiye hisse senetlerinin ağırlığının azaltılmasını tavsiye etmesiyle artan yabancı çıkışları dolar ve faizin yükselmesine, İMKB’nin ise yüzde 3′e yaklaşan değer kaybına sebep oldu. Dolar 1,61 TL, tahvil faizi yüzde 9′un üzerine tırmanırken Borsa, yüzde 2,11 düşüşle 62.407′den kapandı.

Mayıs ayı başında Türk piyasalarında olumlu bir hava hakimdi. Yabancılar başta olmak üzere çoğu bankacılar ve piyasa uzmanları, genel seçimlerin ardından siyasi istikrarın devam edeceği, 12 Haziran’dan sonra Türkiye’nin kredi notunun artacağı değerlendirmelerini yapıyordu. 3-4 Mayıs tarihlerinde İMKB endeksi 70 bin seviyelerini görürken kısa sürede rekor kırılacağı dillendiriliyordu.

Dolar 1,5 liranın, faiz de yüzde 8′in altına düşmek üzereydi. Ancak geçen yılın ilk üç ayında 10 milyar dolar olan cari açığın 2011′in aynı döneminde 22 milyar dolara yükseldiğinin açıklanmasından sonra her şey tersine döndü. Merkez Bankası’nın aldığı tedbirlere rağmen piyasalarda negatif hava oluşturma gayretleri gözlerden kaçmadı.

YAHUDİ SPEKÜLATÖRLER VE BANKACILAR MEYDANA ÇIKTI

Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun ‘cinayet’le suçladığı spekülatörler, bu kez Türkiye’yi hedef aldı. Önce uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs, “Türkiye’de sat, Rusya’da al” şeklinde rapor yayınladı. Ardından seçime sayılı günler kala CHP şok bir iddia ortaya attı. CHP’nin ekonomi politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, ”İlk defa hayretle görüyorum. Bugün bazı yatırımcı raporlarında ‘Eğer AK Parti çok büyük çoğunlukla iktidara gelirse çıkın’ ifadelerini görmeye başladık.” dedi.

CUMHURİYET GAZETESİ KARALAMA KAMPANYASINDA

Bankacı ve analistlerin “hiçbir yerde okumadık” dediği bu iddiayı yine asılsız bazı anket ve siyasi analizler takip etti. Rusya’nın etkili devlet ajansı Ria Novosti’nin desteği ile yapıldığı iddia edilen ve Parlamento seçimlerinde AK Parti’yi ikinci sırada gösteren anket başta internet olmak üzere medyada yayımlandı, dün ise Cumhuriyet Gazetesi’nin Beyaz Saray yetkilisine dayandırarak yaptığı “AK Parti’nin tavanı yüzde 38″ değerlendirmesi, internet siteleri ve ekonomi kanallarında olumsuz havayı pekiştirmek için özellikle kullanıldı.

Ekonomi haberciliği yapan bir TV kanalında “AK Parti’nin 280 milletvekili ile tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kılpayı sağlayacağı” değerlendirmesi yapıldı. Tüm bunların üzerine JP Morgan’dan Türk hisse senetlerinin portföylerdeki ağırlığının azaltılması tavsiyesi geldi. Yatırım bankası dün yayınladığı raporda, “Türkiye’de yüksek enflasyon, cari açıkta bozulma ve göreceli gevşek politikalar endişe oluşturuyor. Zorunlu karşılık oranlarındaki artırımlar banka kârlarına ilişkin tahminlerde konsensüsü aşağı çekti. Türkiye’nin portföydeki yerini ‘ağırlığını artır’dan (overweight), ‘ağırlığını azalt’a (underweight) düşürüyoruz.” denildi. ABD’li yatırım bankası ayrıca, Migros için hedef fiyatını 37,92 liradan 23,86 liraya indirdi. JP Morgan raporunun ardından İMKB’de satışlar hızlanırken, endeks yaklaşık yüzde 3 kayıpla 61 bin 854 puana kadar düştü. Son dakikalarda gelen tepki alımlarına rağmen endeks yüzde 2,11 düşüşle 62 bin 407 puana geriledi. Dolar 1,6125 TL, faiz yüzde 9,05 seviyesine kadar tırmandı.

toplumsalhafiza.com-ÖZEL-

 

G-8′den Arap ülkelerine 40 miyar dolar

In Gündem on 27 May 2011 at 17:37

G-8'den Arap ülkelerine 40 miyar dolar

G8 Arap ülkelerinde otokrat rejimlere tüm desteklerin kesilerek, demokratlara aktarılacağı mesajını verdi

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Fransa’da yapılan G-8 Zirvesi’nden demokrasiye geçmeye çalışan Arap ülkelerine 40 milyar dolarlık destek sözü çıktı. Dünya liderleri, Arap dünyasında otokrat rejimlere tüm desteklerin kesilerek, demokratlara aktarılacağı mesajını verdi.

G-8 Zirvesi’nin bugünkü oturumuna Tunus ve Mısır başbakanlarının da katıldı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Arap dünyasında demokratikleşme için 40 milyar dolarlık destek verilmesini istediği belirtildi. Yardımın hangi ülkeler tarafından hangi ülkelere ve kaç yıllık bir süre zarfında yapılacağıyla ilgili bilgi verilmedi. G-8 liderleri, Mısır ve Tunus’a gelecek 3 yıl için uluslararası kalkınma bankaları tarafından 20 milyar dolar aktarılacağını açıkladı. Paris yönetimi, G-8 ülkeleri ile diğer zengin ülkelerin 20 milyar dolarlık daha kaynak oluşturabileceğini belirtti.

Tunus Maliye Bakanı Celul Ayed, verilen sözün kendilerini tatmin ettiğini, ayrıntıların Temmuz ayına kadar netleştirileceğini söyledi. Tunus hükümeti, önümüzdeki beş yıl için 25 milyar dolar, Mısır ise gelecek yıl 12 milyar dolarlık yardım talep etmişti.

AB Komisyonu Başkan Jose Manuel Barroso Tunus ve Mısırlı yetkililerle yaptığı görüşmenin ardından, “Temel sorunlarının ekonomi olduğunu söylediler. Biraz desteğe ihtiyaçları var. Arap Baharı’nı desteklemek için gereken her şeyi yapmalıyız. Başaracaklarını düşünüyorum.” açıklamasını yaptı.

G-8 liderleri, Arap ülkelerinde demokrasiyi teşvik için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nı canlandırma kararı aldı. Söz konusu banka, Sovyet sonrası dönemde Doğu Avrupa ülkelerine destek vermişti.

G-8 liderleri ayrıca “Libya lideri Muammer Kaddafi’nin gitmesi, Suriye rejiminin de halkına karşı uyguladığı zulme son vermesi” gerektiğini vurguladı. Ortak açıklamada, Kaddafi’nin özgür ve demokrat Libya’da geleceğinin olmadığı vurgulandı.

G-8 liderleri bugün Afrika’nın sorunlarını çözme çabalarını birleştirmek amacıyla Afrikalı liderlerle de bir araya geldi.

Dolmabahçe Meydan Savaşı!

In Gündem on 27 May 2011 at 15:08

Dolmabahçe Meydan Savaşı!

Aralarında Genç Sen ve Öğrenci Kolektiflerigruplarına mensup öğrencilerin bulunduğu bir grup, Swiss Otel’de yapılan Uluslararası Yükseköğretim Kongresi‘ni protesto ediyor.

 Olay yerinden kareler için tıklayınız…

Dolmabahçe ve Beşiktaş Meydanı‘nda toplanan öğrenci grupları, toplantının yapıldığı Swiss Otel’in önüne gidip burada basın açıklaması yapmak istedi. İnönü Stadı kavşağında grubun önünü kesen polis, öğrencilerin yürüyüşüne izin vermedi. Burada oturarak slogan atan öğrencilere, Beşiktaş meydanından gelen grup da katıldı.

 Beşiktaş’taki olaylardan görüntüleri izlemek için tıklayınız…

Çevik kuvvet polislerinin kurduğu barikat önünde eylemini sürdüren öğrenciler, otel önünde basın açıklaması yapmaları için kendilerine izin verilmesini istedi. Polis güvenlik gerekçesiyle öğrenci gruplarına izin vermedi.

Oturma eylemi başlatıp dağılmamakta ısrar eden öğrenciler ile polisin karşılıklı beklemesi devam ediyor.

CHA

Aldatılan Kürtlerden PKK Şikayetleri

In Gündem on 27 May 2011 at 13:54

Aldatılan Kürtlerden PKK Şikayetleri

Beni şaşırtan bir mektup aynen şöyle diyor..

Beni şaşırtan bir mektup aynen şöyle diyor;
“Sayin Behic Kilic …Sizden baska yazacak guvenilir birini bilmedigimden bu emaili size yaziyorum. Umarim ilgili kisilere ulastirabilirsiniz..” (Harfler yazının Avrupa’dan geldiğini ispatlıyor)
Devamını okuyunca şaşkınlığım daha da artıyor..
Çünkü bana yazılan satırlar şöyle devam ediyor..
“Sorumlu bir KCK vatandaşı ve önderliğe bağlı bir yurtsever olarak, örgütün London’daki yapılanmasında yaşananlara ilişkin bildiklerimi ve duyduklarımı size iletmek istiyorum…”
Haydaaa!..
Yazının sahibi PKK’ya yakın bir Kürt..!
Birkaç aydan bu yana Kürt kimlikli vatandaşlardan ilginç mektuplar alıyorum.. Üstelik bu Kürt kimlikli vatandaşlar PKK’ya da çeşitli sebeplerden sıcak bakmış, örgütü bir çıkış yolu olarak görmüş kişiler!..
Yani bir tanımla, PKK yandaşlarından gelen mektuplardan söz ediyorum.. Söz etmemim sebebi de, bu vatandaşlar bana örgütün tepesine yerleşmiş krema tabakanın ayarsız işlerini, çıkar peşinde koşarken kendilerinin nasıl sömürüldüğünü yazıyorlar!..
PKK’nın tuzu kuruları ve çetenin nemaladıkları, hemen bunları uydurduğumu söyleyeceklerdir ama, benim gibi yapıp meseleyi biraz sorguladıklarında, PKK dümeniyle kimlerin malı nasıl götürdüklerini kolayca görebilirler!..
Konuyu fazla dağıtmadan bana gelen mektuba geçelim..
Satırlar şöyle..
“Avrupa Polis Teşkilatı’nın (EUROPOL) “Avrupa Birliği’nde Terörizmin Durumu ve Eğilimi 2009” başlıklı raporunda (20 Nisan 2009) “Avrupa’nın güvenliği için en tehlikeli örgüt” olarak nitelendirilen ve “finansmanını uyuşturucu ve insan kaçakçılığından sağladığına” dikkat çekilen ozgurluk hareketimiz PKK’nın, Avrupa kadrolarında yaşanan yolsuzluk, zimmete para geçirme, yoz ilişki, istihbarat örgütleriyle işbirliği (ajanlık), cinsel taciz gibi olumsuzlukların önüne geçemediği gözleniyor.

Almanya, Fransa, Belçika, Yunanistan ve İsviçre’den sonra İngiltere’deki örgüt kadroları arasında da “rant savaşı” ve “ajanlık kavgasi” devam ediyor. Ingiltere’nin baskenti Londra’da orgute yakinligiyla bilinen derneklerin sozde “yonetim kurullarinda” gorev yapan Kurt toplum merkezi baskani Arzu A, Fedbir baskani Deniz K ve Halkevi baskani Hatice P adli kisilerin halk arasinda toplanan bagislari zimmmetlerine gecirdikleri one suruluyor..

Dün gece elektronik posta adresime yeni düşen, “Ingiltere orgut gercegi” ile ilgili ilginç mektubu aynen sizlerle paylaşmak istiyorum; çünkü bu anlatacaklarım, tamamen gerçek .. PKK’nin Britanya’daki her türlü imkanını ve potansiyelini kendi çıkarları için kullanma ya da pazarlama yaklaşımındalar. Buna karşı çıkan kadroları, calisanlari ve yurtseverleri bu ülkedeki isbirlikcileri ile birlikte sindirmeyi ve gerekirse ihbar etmekten bile cekinmeyecek kadar gozleri donmus durumdalar..

Bir arkadaşımız, Arzu, Deniz’in bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökmek üzereyken, birden bire İngiliz polisi tarafından yakalandı ve cezaevine kondu. Bu arkadasin başına gelenler, Arzu ve Deniz arkadaşın İngilizlerle nasıl bir alışveriş içerisinde olduğunun da net bir kanıtıdır. Arzu ve Deniz arkadaslar, bugün London’da o kadar güçlü olduklarini söylüyorlar ki, kendilerine en küçük bir eleştiride bulunan herkesi Kadro Arif arkadasin’in başına gelenlerle tehdit etmekten de çekinmiyorlar.
Peki ozgurluk hareketimizin icine sizmis olan bu cete neye güveniyor? Tabii ki, İngiliz istihbaratı içerisindeki bağlantılarına… Arzu, Deniz’ve Hatice arkadaslarin Barclays bank ile HSBC’deki hesaplarında, yurtsever halkımızın gerilla için topladığı yüklü miktarlarda paraların olduğunu duydum.”

Mektubun özü, PKK’nın içinde bir krema gurubun nasıl yolunu bulduğunu bize şikayet ediyor..
Anladığımız ise şu.. PKK’nın bir menfaat piramiti olduğu ve bu piramidin İngiltere’de olduğu gibi bazı batılı gizli servislerin güdümünde geliştiğidir..

51 yıl sonra ”Bir darbenin anatomisi”

In Gündem on 27 May 2011 at 13:07

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk askeri müdahalesinin yapıldığı 27 Mayıs 1960, ülkenin çok partili hayata geçişinin sancıları sürerken yaşandı.

Yarım yüzyıl önce yapılan ve ”60 darbesi” veya ”60 ihtilali” olarak da adlandırılan olayın öncesinde, siyasi gündem büyük çalkantılara sahne oldu ve birçok olay yaşandı.

Anadolu Ajansı’nın arşivinden ve çeşitli kaynaklardan yapılan derlemelere göre, 1960 öncesine kısa bir göz atılırsa, 14 Mayıs 1950′de DP’nin iktidara gelmesi, birçok ilklerin de başlangıcı oldu. DP’nin İstanbul milletvekili Adnan Menderes tarafından 22 Mayısta kurulan 19. Cumhuriyet hükümeti bir yılını bile doldurmadan 8 Mart 1951′de istifa etmek zorunda kaldı. Adnan Menderes, 9 Martta 20. Cumhuriyet Hükümetini kurdu ve DP Genel Kongresi’nde yeniden genel başkanlığa getirildi.

Bu dönemde laikliğe aykırı yazılarından dolayı Said-i Nursi’ye açılan dava 25 Aralık 1952′de Samsun’da görüşülmeye başlandı. 8 Temmuz 1953′te ise Millet Partisi’nin (MP) faaliyetleri ”dini kendi çıkarlarına alet etmek ve Atatürk devrimlerini yok etmek istediği” iddiasıyla başlatılan soruşturmanın ardından durduruldu. 1954′te ise mahkeme kararı ile parti ”dini esaslara dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet” olduğu gerekçesiyle kapatıldı.

1954′te yapılan genel seçimlerde DP parlamentoda 489 sandalye elde ederken, CHP 31 milletvekilliğini aldı. 17 Mayıs 1954′te 21. Cumhuriyet Hükümetini kuran Adnan Menderes, meclisten güvenoyu aldı ve 1955′te Fuad Köprülü Başbakan Yardımcılığına, Fatin Rüştü Zorlu ise Devlet ve Dışişleri Bakanlığına atandı.

DP’nin 15 Ekim 1955′de yapılan kongresinin ardından Menderes yeniden genel başkanlığa seçildi. Kongrede partide muhalefet yaptıkları gerekçesiyle 9 milletvekili ihraç edildi. Onları destekleyen 10 milletvekili de kendi istekleri ile partiden istifa etti. Kasım ayının sonunda yapılan DP Meclis grubunda çıkan tartışmanın ardından Sıtkı Yırcalı, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu bakanlık görevlerinden istifa etme kararı aldı. Bu açıklamaların ardından yapılan kabine toplantısı sonrasında tüm bakanların istifa edeceklerini açıklamaları üzerine Başbakan Menderes hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a sunmak zorunda kaldı.

Cumhurbaşkanı Bayar, 1 Aralık 1955′te Menderes’ten yeni bir hükümet kurmasını istedi. 22. Cumhuriyet hükümeti 9 Aralık 1955′de kuruldu. Bu hükümetin ömrü de uzun olmayacaktı. 1957′de yapılan genel seçimlerde DP 419, CHP 173, Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) 4 milletvekili çıkardı. Bu seçimin sonuçlarına göre 23. Cumhuriyet hükümeti de Adnan Menderes tarafından 25 Kasım 1957′de kuruldu.

Ülkede iktidar ve muhalefet arasında siyasi gerilim yaşanıyordu. DP’nin 11 Ağustos 1958′deki Meclis grubu toplantısında yayımlanan bildiride, ”CHP Anayasa hudutları dahilinde çalışmazsa hükümet vatan emniyetinin gerektirdiği her türlü tedbiri alacaktır” ifadelerine yer verildi. Buna yanıt 16 Ağustosta CHP’den geldi: ”CHP, ihtilali önleyen ve lüzumsuz kılan rejim olduğu içindir ki demokrasinin bütün icaplarıyla yerleşmesine çalışmaktadır.”

Bu arada kışlada da yönetim değişikliği yapıldı. 22 Ağustosta 1958′de Genelkurmay Başkanlığına Orgeneral Rüştü Erdelhun, Kara Kuvvetleri Komutanlığına ise Orgeneral Cemal Gürsel getirildi.

Başbakan Adnan Menderes 6 Eylül 1958′de Balıkesir’de yaptığı mitingde, muhalefeti eleştirerek, ”İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya” cümlesini kullandı. Bu sözlere bir gün sonra muhalefet lideri İsmet İnönü, ”Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez” yanıtını verdi.

Başbakan Menderes 21 Eylül 1958′de İzmir’de halka seslenirken ”Bize yumruk atan İsmet Paşa’ya alır layık olduğu muameleyi yaparız” dedi. İnönü’nün Menderes’e yanıtı ”Demokrasiye paydos demeye DP Başkanının gücü yetmeyecektir” şeklinde oldu.

UÇAK KAZASI VE MUCİZEVİ KURTULUŞ

Bu arada yaşanan bir olay ülke gündeminde adeta bomba etkisi yarattı. İç siyasette muhalefet-iktidar gerilimi yaşanırken, dış politikada da Kıbrıs konusunda hareketlilik sürüyordu. Bu çerçevede Başbakan Adnan Menderes İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasındaki üçlü görüşmeler için Londra’ya hareket etti. Başbakan Menderes ve Türk heyetini taşıyan uçak Gatwick Havaalanı yakınlarında 17 Şubat 1959′da düştü. Menderes’in mucizevi biçimde kurtulduğu uçak kazasında 14 kişi öldü. Bu olay bir süre ülke gündeminde ilk sırada yer aldı.

İngiltere’deki kısa tedavisinin ardından Menderes’i Türkiye’ye dönüşünde İstanbul’da büyük bir kalabalık karşıladı. Menderes tezahüratlar karşısında duygulanarak ağladı, yol boyunca arabası durduruldu. Menderes, kaldığı otele 4 saatte ulaşabildi.

SALDIRILAR

1960′a doğru siyasi hayattaki söz düellosunun ve gerilimin etkileri, çeşitli yerlerde yavaş yavaş şiddetle kendini göstermeye başladı. Uçak kazasıyla bir süre kesintiye uğrayan iç siyasetteki gerilim yeniden tırmanmaya başladı.

Muhalefet lideri İnönü, Uşak’a yaptığı ziyaret sırasında 1 Mayıs 1959′da kalabalık bir grubun saldırısına uğradı ve atılan bir taşla yaralandı. İnönü 4 Mayısta da İstanbul’da saldırıya maruz kaldı. CHP’lileri taşıyan otobüsler Çanakkale ve Denizli’de taşlandı.

1960′ların başına gelindiğinde Said-i Nursi yurt içinde, olayların da yaşandığı gezilerini sürdürüyordu. Muhalefet lideri İnönü, ”DP’nin Said-i Nursi ile işbirliği içinde olduğunu” iddia etti. Başbakan Adnan Menderes 8 Ocak 1960′da AA’ya yaptığı açıklamada, ”DP’nin Said-i Nursi ile işbirliği içinde olduğunu” iddia eden CHP Genel Başkanı İnönü’ye tepki gösterdi. Menderes, 13 Şubatta İskenderun’da yaptığı konuşmada muhalefetin ”nifak cephesi” olduğunu söyledi.

Said-i Nursi, 23 Mart 1959′da Doğu gezisi sırasında Urfa’da öldü.

Bu arada CHP’ye yönelik tepkiler devam ediyordu. İnönü’nün içinde bulunduğu tren 2 Nisan 1960′da Kayseri’ye giderken, valinin emri ile kente girişi engellenmek üzere Himmetdede İstasyonunda durduruldu. Zorlukla yoluna devam eden İnönü’yü Kayseri’de 50 bin kişi karşıladı. Bu olaydan 5 gün sonra yapılan DP Meclis Grubu toplantısında muhalefet aleyhine sert konuşmalar yapıldı ve yayımlanan bildiri ile CHP ”halkı ve orduyu iktidara karşı ayaklanmaya kışkırtmakla” suçlandı.

Bundan sonra gerilim hızla tırmanmaya başladı. 18 Nisan 1960′da CHP’yi ve basını soruşturmak üzere TBMM’de Tahkikat Komisyonu kuruldu. İnönü, konuyla ilgili ”Demokratik rejim istikametinden ayrılıp onu baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam” dedi. Ayrıca, Tahkikat Komisyonuna geniş yetki tanıyan Tahkikat Encümeni Salahiyet Kanunu da TBMM’de kabul edildi.

Öte yandan öğrenciler de gösterilere başlamıştı. İstanbul Beyazıt Meydanında üniversite öğrencilerinin hükümet aleyhine yaptıkları gösteri sırasında Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz hayatını kaybetti. Yaşananlar, İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan edilmesine neden oldu. Daha sonra her türlü toplantı sıkıyönetimce yasaklandı.

HARBİYELİLERİN YÜRÜYÜŞÜ

Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel hükümeti uyarmak 3 Mayıs 1960′da Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’e bir mektup gönderdi. Ankara’da 5 Mayıs 1960′da çok büyük bir öğrenci grubunun da yer aldığı kalabalık ”555K” (5. ayın 5′inde saat 5′te Kızılay’da) koduyla bir gösteri yaptı. Göstericileri yatıştırmak üzere Kızılay’a giden Başbakan Adnan Menderes, kalabalık tarafından itilip kakıldı.

Olayın ardından Başbakanlıkta Cumhurbaşkanı Celal Bayar başkanlığında kriz toplantısı gerçekleştirildi ve Bayar İçişleri Bakanı Namık Gedik’e gereken önlemlerin alınması için talimatlar verdi.

Ankara’da bu olaylar yaşanırken Adnan Menderes’e İzmir gezisine çıktı. Menderes’i İzmir ziyaretinde büyük bir kalabalık sevgi gösterileriyle karşıladı. İki gün sonra 21 Mayısta Harp Okulu öğrencileri sokağa çıktı ve Zafer Anıtı’na kadar ”sessiz bir yürüyüş yaptı.” ”Harbiyeliler’in ayaklanması” olarak nitelendirilen bu gösteride öğrenciler, Anıtta İstiklal Marşı ile Harbiye Marşı’nı okuduktan sonra dağıldı. Bu sessiz yürüyüş 27 Mayısta yapılacak darbenin yaklaştığının en büyük göstergesiydi.

Olaylar üzerine 22 Mayısta ”haberleşmeye” sansür koyan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, 5 kişinin bir araya gelerek dolaşmasını yasakladı.

”Darbe”den bir gün önce 26 Mayıs 1960′da, ”Genelkurmay Başkanı Orgeneral Erdelhun, TSK mensuplarına yönelik yaptığı konuşmada, ”Silahlı Kuvvetler’in DP hükümetine bağlı olduğunu” söyledi. Ancak TSK’nın tümünde durumun böyle olmadığı, ertesi gün ortaya çıkacaktı.

”DP hükümetinin faaliyetlerinden ve Adnan Menderes’in askere yönelik söylediği iddia edilen sözlerden” rahatsızlık duyan bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik komite, 26 Mayısı 27 Mayısa bağlayan gece Harp Akademisinde bir toplantı yaptı ve 27 Mayıs’ın ilk saatlerinde tanklar hareket etti. Albay Alparslan Türkeş tarafından radyoda okunan ilk bildiri ile ”ihtilal” bütün dünyaya duyuruluyordu.

Bildiride, şöyle deniliyordu:

”Sevgili Vatandaşlar,

Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır. Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’tur. Milletimizin bir zarara uğramayacağı delaletinde sabır ve ihkamla tebessür etmeleri beklentilerimiz arasındadır.”

Askerin bu açıklamasının ardından başkent Ankara’ya 3 uçak hareket etti. Biri Kütahya’da tutuklanan Başbakan Adnan Menderes’i taşıyordu. İkinci uçak İzmir’de emekliliğini bekleyen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i taşıyordu. Üçüncü uçak ise askere darbeyi anayasal zemine oturtmaları için yardım edecek hukuk profesörlerini taşıyordu.

Aynı gün, Milli Birlik Komitesi (MBK) kuruldu ve Başkanlığına Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel getirildi. Cemal Gürsel başkanlığında, 28 Mayısta hükümet oluşumuna gidildi. Gürsel, devlet ve hükümet başkanlığı, TSK Başkomutanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı yetkilerini üstlendi. Başbakan Menderes, Kütahya yolunda tutuklandı. İstifa eden Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve 7 bakanın TSK gözetiminde olduğu açıklandı.

İHTİLALDEN SONRAKİ GEÇİŞ SÜRECİNİN ARDINDAN YAPILAN SEÇİMLER SONUCUNDA TÜRKİYE’NİN İLK KOALİSYON HÜKÜMETİ KURULDU

Türkiye’de 27 Mayıs 1960 ihtilali, dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan için sonun başlangıcı oldu.

İhtilalden sonraki geçiş sürecinin ardından yapılan seçimler sonucunda, Türkiye’de ilk koalisyon hükümeti kuruldu.

27 Mayısta yapılan darbeden sonra olayların gelişimi, kronolojik olarak şöyle sıralandı:

- 29 Mayıs 1961′de İçişleri eski Bakanı Namık Gedik, Kara Harp Okulunda tutukluyken intihar etti. Gözaltına alınan 150 kişi uçakla Ankara’dan Yassıada’ya götürüldü.

- 30 Mayısta Cemal Gürsel, 24. Cumhuriyet Hükümetini kurdu.

- 3 Haziranda Orgeneral Ragıp Gümüşpala Genelkurmay Başkanlığına, Orgeneral Cevdet Sunay da Kara Kuvvetleri Komutanlığına atandı.

- 10 Haziranda 28 Nisan ve 27 Mayısta ölen Turan Emeksiz, Nedim Özpolat, Ersan Özey, Ali İhsan Kalmaz ve Sökmen Gültekin Anıtkabir’in yamacında oluşturulan ”Devrim Şehitleri Mezarlığı”nda toprağa verildi.

- 12 Haziranda Milli Birlik Komitesi geçici anayasayı kabul etti.

- 11 Temmuzda idam cezasındaki yaş sınırı kaldırıldı.

- 12 Temmuzda Celal Bayar vatana ihanet suçlamasıyla Yüce Divana sevk edildi.

- 3 Ağustosta daha sonra ”Eminsular” olarak adlandırılan aralarında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın da bulunduğu 235 general ve amiral emekliye sevk edildi. Genelkurmay Başkanlığına Orgeneral Cevdet Sunay atandı. 21 Ağustosta 3 bin 400 subay daha emekli edildi. 23 Ağustosta ise 400 polis emekli edilirken 600′ünün yeri değiştirildi.

- 25 Ağustosta Milli Birlik Komitesi 10 bakanı görevden aldı.

- 1 Eylülde mahkeme kararı ile DP’nin mallarına el konuldu

- 25 Eylülde Celal Bayar bel kemeri ile intihara teşebbüs etti.

- 29 Eylülde DP mahkemece kapatıldı.

- 5 Ekimde İstanbul’da sıkıyönetim 1 Mart 1961′e kadar uzatıldı.

- 14 Ekimde Yassıada’da Yüksek Adalet Divanı yargılamalara başladı

- 27 Ekimde üniversitelerdeki 147 öğretim üyesi MBK tarafından görevden alındı.

- 13 Kasımda MBK’nın 14 üyesi komiteden atılarak yurt dışına gönderildi. Alparslan Türkeş, büyükelçilik müşaviri olarak Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye gönderildi.

- 7 Aralıkta MBK Kurucu Meclis Yasası’nı kabul etti.

1961′DAKİ GELİŞMELER

- 4 Ocak 1961′de hükümet istifa etti.

- 5 Ocakta Cemal Gürsel’in başbakanlığında 25. Cumhuriyet hükümeti kuruldu

- 12 Ocakta hükümet siyasi partilere yeniden faaliyete geçmeleri için izin verdi.

- 11 Şubatta Adalet Partisi Ragıp Gümüşpala başkanlığında kuruldu.

- 17 Şubatta eski Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı, eski İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, Yassıada’da 73 yaşında öldü.

- 1 Nisanda siyasi partilerin il ve ilçe toplantıları ile kongre yapmalarına izin verildi.

- 24 Mayısta Cumhuriyet Senatosu üyeleri için hazırlanan Seçim Kanunu kabul edildi. Kanunla çoğunluk sistemi getirildi.

- 25 Mayısta Milletvekili Seçim Kanunu kabul edildi.

- 27 Mayısta hazırlanan yeni Anayasa, ”Kurucu Meclis’te” benimsendi.

- 31 Mayısta Anayasa tasarısı, halkoyuna sunulmak üzere Resmi Gazete’de ilan edildi.

- 1 Haziranda Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral İrfan Tansel görevinden alındı. 6 Haziranda Ordu içindeki Silahlı Kuvvetler Birliği, Cemal Gürsel’e muhtıra vererek, Tansel’in göreve iadesini istedi. 8 Haziranda Korgeneral Tansel, görevine iade edildi.

- 9 Temmuzda halkoyuna sunulan Anayasa, yüzde 61.5 ”evet” oyuyla kabul edildi.

- 21 Temmuzda Kurucu Meclis, 15 Ekimde seçimlerin yapılmasına karar verdi.

- 15 Eylülde Yassıada Mahkemesi, kapatılan DP’nin 15 üyesi hakkında ölüm, 32 üyesi hakkında müebbet hapis cezası verildiğini açıkladı.

- 16 Eylülde Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan idam edildi.

- 17 Eylülde Adnan Menderes idam edildi. Milli Birlik Komitesi, 65 yaşını aşan Celal Bayar ile idam kararları çoğunlukla alınan öteki hükümlülerin cezalarını müebbete çevirdi.

- 15 Ekimde genel seçimler yapıldı. CHP 173, AP 158, CKMP 65, YTP 54 milletvekili çıkardı. AP 71, CHP 36, YTP 27 ve CKMP 16 senatörlük kazandı.

- 25 Ekimde iki kademeli Meclis ilk toplantısını yaptı.

- 26 Ekimde Cemal Gürsel, TBMM’de 607 oyun 434′ünü alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Cumhurbaşkanı oldu.

- 10 Kasımda Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, İsmet İnönü’den hükümeti kurmasını istedi. 15 Kasımda CHP ve AP arasında kurulacak koalisyon hükümetinin protokolü imzalandı.

20 Kasımda İsmet İnönü’nün Başbakanlığında Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümeti kuruldu. CHP-AP koalisyon hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. hükümeti oldu.

Etiler saldırısında KOÇ KÖPRÜSÜ mesajı

In Gündem on 27 May 2011 at 10:24

Kamuoyunun, MHP yöneticilerinin içinde yer aldığı seks skandalları ile meşgul olduğu günlerde ilginç bir gelişme yaşandı. Deniz Baykal‘ı CHP liderliğinden uzaklaştıran kasetin ardında Koç Grubu’ndan İnan Kıraç‘ın olduğu iddiaları gündeme getirildi.

Taraf gazetesinden Mehmet Baransu‘nun olayın birinci derecedeki şahitlerine dayandırarak hazırladığı haber, Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Görüşmeyi doğrulayan İnan Kıraç, “içerik ekonomikti” yolundaki açıklamalarına bir de eş durumundan acındırma yolunu seçti.

Galatasaray içinde her türlü etkinliği ile bilinen İnan Kıraç‘ın “kasetin ardındaki isim”olarak gündeme getirilmesinden sonra eşinden dolayı münzevi hayatı sürdüğü yolundaki iması, kamuoyunda tebessümle karşılandı.

Baykal kaseti-İnan Kıraç bağlantısının tartışıldığı bir günde Etiler’deki Koç Köprüsü altındaki patlama yaşandı. Post Medya, Baykal kaseti-İnan Kıraç ve Koç Köprüsü’nde yaşanan patlama arasında bir bağlantı kurdu.

Post Medya’nın kurduğu bağlantı yalnızca bugünle ilgili değil. Biraz geriye gitti ve şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye, derin devletin kanlı tarihi ile yüzleşmeli.

Hükümranlığını devam ettirebilmek için binlerce insanın canına kıymaktan çekinmeyen canilerden hesap sorulmalı.

Ve Ergenekon’u anlamak için Erol Toy’un 1970’li yıllarda kaleme aldığı ‘İmparator’u yeniden okumalı.

Biz bunları yazarken ilginç bir gelişme oldu.

Etiler Koç Köprüsü’nde bombalar patladı ve olay yerine birçok ambulans sevk edildi.

Ne garip tesadüf.

AK Parti Hükümeti’nin Savcı Zekeriya Öz’e desteği ile Ergenekon operasyonlarının başladığı dönemde, Güngören’deki Menderes Çıkmazı’nda bombalar patlamış ve 17 masum insanımız hayatını kaybetmişti.

Şimdi de Koç ailesinin siyaseti dizayn operasyonlarının tartışıldığı gün, Etiler Koç Köprüsü’nde bombalar patlıyor.

Koç köprüsündeki patlama mesaj mı, henüz bilmiyoruz.

Lakin birilerinin süreçten çok rahatsız olduğu kesin.

Gözdağı vermek istiyor.

Ama şunu bilsinler ki, artık geri dönüş yok.

İstedikleri kadar provokasyon yapsınlar, masum insanların canına kastetsinler!

Türk insanı, er ya da geç, Ergenekon’un vesayetinden kurtulacak. “

MHP’deki Kasetin ŞİFRESİ: ÖZERKLİK

In Gündem on 26 May 2011 at 14:18

MHP’deki kaset depremiyle ilgili çarpıcı analiz.. Kasetin şifresi özerklik. Sırrı ise CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Hakkari mitingindeki özerklik vaadinde gizli. Nasıl olur demeyin. İşte yanıtı

Yusuf Gezgin http://www.yusufgezgin.com

Kasetler, Kılıçdaroğlu ve Kürtlere Özgürlük

Kadınla, pornografiyle kasetlerle siyaseti, ülkeleri yönlendirme işini, fuhuş tuzaklarıyla sivil ve askeri bürokratları teslim alıp devlet sırlarını ele geçirme, uçkurundan yakalanmış devlet adamlarıyla devletleri kotrol etme işini servisler yapar. Büyük servisler bu konuda mahirdirler.

Özellikle İsrail servisi, Yahudilerin etkin olduğu ABD servisi ve Rus servisi uçkurdan yakalayarak ülkeleri bir yerlere çekme, siyaseti dizayn etme, hedeflerine engel gördüği siyasetçiyi, bürokratı düşürme konusunda uzmandırlar. Dahası, bunlar fuhuş çetelerinden, hatunlardan, saunalardan vs müteşekkil sistemler kurarlar. Ağlarına düşürdüklerini her türlü teknikten yararlanarak kayda alırlar. Kaset sahibi bürokratlara, siyasetçilere yargıçlara işler buyururlar, talimatlar verirler.

Kasetler, adalet, siyaset ve bürokrasi mekanizmalarının şantajcılar namına engelsiz ve hızlı dönmesini sağlar. Normal vatandaşa kapalı, usulsüz yollar kasetlerle açılır…
Kasetler kasete konu olan kişileri yönlendirmek, talimat vermek, bazı tıkanıklıkları açmak için ideal araçlardır. Ama bazen kasetler, görüntüler köklü değişiklikler, siyasi düzenlemeler için kullanılır. Kamuoyu bir şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılan kasetlerin, görüntülerin pek azına muttali olur; çoğundan haberdar olmaz. Zira kasetlerin ucunu gören bürokratlar, yargıçlar ve siyasetçiler 75 milyona madara olmamak için sipariş işleri yaparlar ve ağızlarını sıkıca kapatırlar. Kasetleri çekenlerin amacı da kasetlerle bazı problemleri çözmek, iş halletmek olduğundan, gerekmedikçe bu kasetleri gündeme getirmezler. Alan memnun satan suskun, zımni bir anlaşma ile kaset pazarlığı yürür. Ama bazen kasetler yıkmak ve devirmek için kullanılır. İşte kamu oyunun haberdar olduğu, medyaya düşen, internetlerde dolaşan kasetler bunlardır.

BAYKAL’IN KASETİ YIKMAK İÇİN ÇEKİLMİŞ

Baykal’ın kaseti pazarlık için değil, yıkmak için çekilmiş ve kullanılmış malzemelerdendi. Nitekim maksat hasıl oldu; olayları kurgulayanlar Baykal’ı devirmeyi ve CHP’de değişiklik yapmayı başardılar. Kılıçdaroğlu projenin neresindeydi bilemeyiz; ama geldi kasetin üzerine oturdu. Şimdi oturduğu kasetin üzerinden MHP kasetleriyle ilgili ahkamlar kesiyor, suçlular araştırıyor…

CHP’DE BEYAZ TÜRKLER GİTTİ KRİPTO ERMENİLER MONTE EDİLDİ

Bir kaset çıktı ve CHP’de köklü değişiklikler oldu. Sadece Baykal gitmedi; CHP’de liderlere kafa tutan güçlü genel sekreter Önder Sav ve ekibi de gitti. CHP de kadro kökten değişti. Sanki bir el CHP’den Beyaz Türkleri tasfiye etti, yerine kripto Ermenileri ve Kürt kökenlileri monte etti. Milletvekili listesi yeni genel başkan Kılıçdaroğluna göre yeniden dizayn edildi.

Şimdi kasetler MHP ve Devlet Bahçeli için çalıyor…

Ulusalcı, hatta ırkçı-Türkçü denecek söylemlere sahip, Türkçülüğün umdelerini ortaya koyan CHP’nin yeni lideri Kılıçdaroğlu birkaç gün önce Hakkkari’de“Kürtlere özerklik”ten bahsetti…

Birbirinden bağımsız kopuk gibi görünen bu olaylar bence çok irtibatlı ve bağlantılı. Bu hadiseler  planlı yürütülen bir master planın parçaları gibi duruyor. Komplocu yanım bana bu olayların müteselsil olaylar olduğunu ve yürütülen sofistike bir projenin safhaları olduğunu söylüyor.

Nasıl olabilir?

Şöyle olabilir:

Baykal’lı CHP operatif olarak kullanılamıyordu. Kimliği, etnik kökeni, söylemleri dış destekli bazı projelerin uygulanması için uygun değildi. CHP’de ulusalcı-Türkçü söylemler çok fazlaydı ve hedeflenen proje için bu engel teşkil etmekteydi. Bu nedenle CHP’ye, Kürtlerin de desteğini alacak, ulusalcı-Türkçü damarları etkisiz hale getirecek, fakat bunu, batıdaki, kıyılardaki insanları ürkütmeden yapacak esnekliğe, kıvraklığa sahip bir lider ve kadro gerekiyordu. Kılıçdaroğlu bu evsafı kamilen üzerinde bulundurmaktaydı. Kürtlerin de desteğini alabilecek özellikteydi. Dilinin kemiği yoktu; popülist söylemlerle sokaklardan oy toplayabilecek pragmatist bir yaklaşıma sahipti. Yani, projelere uygun bir profili vardı.

Büyük proje için önemli bir engel vardı; MHP. Onun da bir şekilde bertaraf edilmesi gerekiyordu. Sonraki dönemde MHP meclis dışında kalmalıydı; ki uygulanacak projeye TBMM’de muhalefet etmesin, milliyetçi reflekslerle gelişmelere ket vurmasındı. Kasetlerle pekala MHP Meclis dışında bırakılabilirdi; ayrıca kasetlerin faturası AKP’ye veya cemaata yıkılarak bu kesimler yıpratılır ve milliyetçi kesimlerle vuruşturulabilirdi. Üstelik böylece MHP’den ümidini kesen oylar CHP’ye yönelecekti. Asıl maksat ise, Kılıçdaroğlu liderliğinde, kadroları yenilenmiş CHP’nin TBMM’ye güçlü girmesiydi. Eğer iyi çalışılırsa CHP iktidar bile olabilirdi. Bu durumda projenin uygulanması kılçıksız bir şekilde çok daha kolay gerçekleşebilirdi.

Peki proje nedir?

Baykal’ı kasetle yıkan, yerine Kılıçdaroğlu’nu monte eden, son günlerde MHP’yi devirmeyi hedefleyen proje nedir?

Projeyi, Kılıçdaroğlu Hakkari’deki konuşmasında açıkladı: Önce özerk, sonra bağımsız Kürdistanı kurmak.

Bence CHP’nin başına başına Kürt kökenli, eski çalıştığı kurumda Kürtçü kadrolaşma yapmış bir liderin getirilmesi, bu projeye muhalefet edecek MHP’nin kulvar dışına itilmeye çalışılması,  BDP’lilerin hararetle CHP liderini desteklemeleri, CHP mitinglerine katılmaları bunun delili.

Kaset operasyonları önce özerk, sonra bağımsız Kürdistan kurmak için yapılıyor. Bir kasetle Tunceli’li Kürt(?) Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi sağlandı.

Gezmiş’ten Kılıçdaroğlu’na şok sözler

In Gündem on 26 May 2011 at 13:59

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararının Meclis’ten geçmesini sağlayan dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşmelerine tepkiler dinmiyor. Deniz Gezmiş’in ağabeyi Bora Gezmiş idam edilen üç gencin babasının Meclis’teki oturumda Demirel’in idam kararı çıkarmasına gözleriyle tanık olduğunu belirterek Demirel ile Kılıçdaroğlu’nun yakınlaşması ve Haberal’ın adaylığı için “Bunu CHP tabanına izah edemezler. CHP tabanı seçimde tepki verir” dedi. Bora Gezmiş, Star’ın soruları üzerine şöyle konuştu: “Deniz Gezmişlerin olayında, sadece Demirel’in dahli yok. Önce cunta var, sonra Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Başbakan Nihat Erim de, idam edilmesi taraftarıydı. Tek suçlu değil belki ama hiç de masum değil.”

Cunta mı gelip senin elini kaldırdı

“Demirel, ‘O dönem gücümüz yoktu, bize baskı yapılıyordu, TBMM’yi açık tutmak zorundaydık’ gibi bahaneler öne sürüyor. O oturumu izleyen babam anlattı. Demirel, hem idama evet diyor, hem de arkasına ‘Bakın, ben evet diyorum’ anlamında bakıyor. ‘O anda elimizde imkan yoktu’ diyor. Cunta gelip senin elini mi kaldırdı? Bunun başka izah tarzı yok. Onu babam anlattı. Üç baba orda. Hüseyin’in, Yusuf’un babası da orda. Üç baba izleyici koltuklarından izlemişler.”

Denizleri astıranı niye vekil yaptın

“Örneği Baki Tuğ savcı yardımcısıdır. Mahkeme Savcısı, Keramettin Çelebi bir kez konuştu. ‘Ya orada iddianameyi ben hazırladım, ne varsa ben yaptım. Baki Tuğ bir köşede oturdu’ dedi. Baki Tuğ kendiniDeniz Gezmiş’i astıran adam olarak pazarladı. Sonra onu milletvekili, bakan yaptılar. Ali Elverdi, geçenlerde öldü. O da milletvekili oldu, hatta Bursa’da Denizler’i astıran adam Ali Elverdi geliyor diye anons ettirdi. Madem böyle şeylere karşısın, niye Denizler’i astıran adamla, hiçbir özelliği olmayan adamı vekil yaptın?”

Her taşın altında İnan Kıraç var!

In Gündem on 26 May 2011 at 09:45

Deniz Baykal’a kaset komplosundan yaklaşık üç ay önce CHP Genel Merkezi’nde Baykal’ı ziyaret ederek, “Önder Sav, Onur Öymen ve Mustafa Özyürek’i listeye alma”dediği öne sürülen işadamı İnan Kıraç’ın daha önce de DYP-MHP koalisyonunu engellediği iddia edildi.

1995-99 yılları arasında başbakanlık yapan Tansu Çiller’in BaşdanışmanıHüseyin Kocabıyık, önceki gece çıktığı bir televizyon kanalında İnan Kıraç’ın siyaseti nasıl dizayn ettiğini ayrıntılarıyla anlattı.

Tansu Çiller’i yanılttı

Kıraç’ın, 1995 yılında gündeme gelen DYP-MHP ittifakını partilerin oy oranlarını yüksek gösteren anketleri genel başkanlara ulaştırarak engelledini iddia eden Kocabıyıkşunları söyledi:

“1995 yılında hiç unutmuyorum DYP ile MHP koalisyon görüşmeleri yapıyordu. Tansu Hanım önce bunu kabul etti sonra bir günde bozuldu bu iş. Tansu Hanım’a son güne kadar ben yalvardım. Yapmayın bunu dedim yani bakın hükümeti kaybedersiniz.

DYP-MHP ittifakı olsaydı yüzde 30’un üzerinde oy alacaklardı ve bir koalisyon kuracaklardı. Yeniden hükümet olacaklardı. Tansu Hanım dedi ki, ‘Yalnız dedi bizim oyumuzun yüzde 29 olduğunu söylüyorlar.’ Kim söylüyor bunu dedim. ‘İnan Kıraç bir araştırma yaptırmış, o söyledi’ dedi. Yine son ana kadar ben yalvardım kendisine, şahitler var. Zaten kendisi de ‘danışmanlarımı dinlemedim’ diye açıklama yaptı.”

Sabah MHP’de, öğlen DYP’de

Kıraç’ın olası bir koalsiyonu engellemek için dönemin MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’le de görüştüğünü kaydeden Kocabıyık o günleri şöyle anlattı:

“Seçim oldu. DYP birinci parti oldu ama işte yüzde 22 mi 23 mü öyle bir oy aldı. İktidar olamadı tek başına tabi. Şubat ayı falandı, 96’nın Şubat ayı. Rahmetli Türkeş, Kasım Gülek ve ben, Kasım Gülek’in evinde oturuyoruz.

O aralar ahbaplık vardı aramızda. Rahmetli Kasım Bey’in kızı Tayyibe Gülek de vardı. Ben rahmetli Türkeş’e sordum. Efendim dedim, bu kadar ittifak yapma lüzumu açıkken niçin bu ittifakı yapmadınız dedim. Rahmetli Türkeş dedi ki, ‘Evladım ben bu ittifakı yapmak istedim, Tansu Hanım’la güzel bir şey yaparız, iktidar oluruz falan diye de düşündük. Fakat önce Tansu Hanım’ın çevresindeki adamlar bu işi sabote ettiler. Sonra da bizi de kandırdılar’ dedi.

Nasıl, kim kandırdı falan dedim, laf genişleyince. İnan Kıraç’ın MHP’nin oyunun yüzde 15 olduğuna dair bir araştırma verdiğini söyledi. İkisini birleştirdiğim zaman İnan Kıraç Bey Ankara’ya geliyor, öğleden evvel MHP’ye bir araştırma veriyor yüzde 15, öğleden sonra DYP’ye bir araştırma veriyor yüzde 29. Yani bir seçim ittifakı yapmanıza gerek yok.”

İnan Kıraç’ın Gümrük Birliği’ne karşı olduğu için Çiller’e sıcak bakmadığı öne sürülüyor.

Dalan’la bağlantısı var

İnan Kıraç’ın siyasetle ilişkisi bununla sınırlı değil. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, Kıraç’ın, firari sanık Bedrettin Dalan’la ilişkisine dair ayrıntılara yer veriliyor.

Dalan, dönemin Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz’le yaptığı konuşmada İnan Kıraç’ı dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e aracı olarak gönderdiğini söylüyor. Kayıtlarda, Dalan TSK’nın iktidara karşı demokratik tutum takınmasından rahatsız olduğunu anlatıyor. Dalan’ın eleştirisine Ersöz “Biz de azmetmedik canım” karşılığını veriyor.

İnan git Kurmay’la konuş

Dalan, bu durumun içlerinde tartışmaya neden olduğunu anlatıyor. İkili arasındaki görüşme şöyle devam ediyor. Dalan:

“Bundan 6-7 ay önce İnan Kıraç’la beraber geldik. Böyle Sakarya Meydan Muharebesi gibi üç kişi kavga ettik, gırtlaklıyordum ben. ‘İnan git Ankara’ya. Kurmay’la konuş benden ne şikayetiniz var diye öğren’ dedim.”

Firari Dalan’la telefon sohbeti

İnan Kıraç’ın, Bedrettin Dalan’la telefonda da görüştüğü belirlendi. 30 Nisan 2008’de Bedrettin Dalan’ın, Coşkun Umur’a kayıtlı telefondan İnan Kıraç’la konuştuğu tesbit edildi.

Kayıtlara göre ikili arasındaki görüşmede şunlar konuşuldu:

“- Bedrettin Dalan: İnancığım nasılsın iyi misin?

- İnan Kıraç: Sayın Başkanım iyiyim iyi de değilim aslında. O çok benim sevdiğim abim sizden biraz büyük 78 yaşındaydı. Burak çok uğraştı onlar da uğraştılar dün sabah kaybettik. Çok üzüldüm çünkü çok uzun süreler bana abilik yapmıştı. Ve onun şeysi içindeyim. Üzüntüsü içindeyim bugün bir ara şeye gittim İlhan Selçuk Bey’e gittim. Durumu iyi sizi de onu daha yakınlaştıracağım öyle bir misyon aldım.”

Baykal’la otomotiv sanayiini konuştum

Taraf’ın önceki gün manşetten yayımladığı “İnan Kıraç denedi, kaset halletti” başlıklı haberle ilgili işadamı İnan Kıraç’tan açıklama geldi. Deniz Baykal’la görüştüğünü kabul eden Kıraç, açıklamasında şunları söyledi:

“Parti liderleri ve ülkemizi yönetenlerle, zaman zaman gerçekleşen görüşmelerim Türk ekonomisinin ve otomotiv sanayinin gidişatı ile sınırlıdır. Sayın Baykal ile görüşmemiz de bu çerçevede olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde tanıdığım kişiler bir elin beş parmağını geçmez.

Gücümün ima edilmesi hoşuma gitti ama…

Galatasaray’a gelince; 30 yıldır Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanıyım. Dolayısıyla, Galatasaray camiasının büyük bir çoğunluğuyla tanışmışımdır. Camiamızla ilgili sorunları tartışmamız, konuşmamız ve çözüm aramamız gayet anlaşılır bir durumdur.

Ülkemizde pek çok kurumun (ki buna Galatasaray Eğitim Vakfı da dahildir) yönetiminin gençleşmesi gerekliliği ayrı bir konudur, ancak parti yönetimlerini etkileyecek bir güce sahip olduğumun ima edilmesi hoşuma gitmekle birlikte, böyle bir gücümün olmadığını ifade etmek isterim.

Eşimin şekillendirdiği hayatı yaşıyorum

Son 12 yıldır eşim Suna’nın sağlık koşullarının şekillendirdiği bir hayatı yaşıyorum. Onun istekleri doğrultusunda, eğitim, sağlık, kültür ve sanat konuları ile meşgul oluyorum. 1998 yılında kurduğum şirketlerimin yönetimini de arkadaşlarıma devretmişimdir.

Siyasi konulara ismimin karıştırılmasını samimiyetle anlamış değilim. Üzüntümü kamuoyuna bildiririm.”

Gelişmeler doğruluyor

İddiaların odağındaki diğer isim CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek şunları dile getirdi:

“İddiaların doğru olmamasını dilerdim, bekledim. Ancak sanki gelişmeler bu iddiaları doğruluyor. Gerek yeni kadroların oluşumda, gerek kurultayda, gerekse milletvekili adaylarının belirlenmesinde çeşitli çevrelerin telkinleri etki oldu. Bunu basından da okuyoruz.”

Bir Galatasaraylı’dan beklemezdim

Deniz Baykal’ın yakın çalışma arkadaşlarından olan ve bu dönem aday gösterilmeyen CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, İnan Kıraç ile Galatasaray Lisesi mezunu olmaları nedeniyle çeşitli vesilelerle görüştüklerini söyledi. Öymen, şunları söyledi:

“Bir Galatasaraylı’nın diğer bir Galatasaraylı için böyle bir plan içinde olabileceğini düşünmek istemiyorum. Zira bizde dayanışma çok güçlüdür. Kendisine bu iddiaları yakıştırmak istemem. Belki Kıraç, başka birilerinin görüşleri aktarmıştır.

Kendisini aramadım, zaten aramak da ona düşer. Ancak Sayın Baykal’ın ve eski yönetimin ardından CHP politikalarında köklü değişikliklerin olması, iddialarda adı geçenlerin hiçbirinin listelerde ve yönetimde yer almaması tesadüf müdür, takdir sizin?”

TARAF

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.