H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

‘Kainat’ Kategorisi için Arşiv

Bilinen uzayın üç boyutlu haritası çıkarıldı

In Kainat on 28 May 2011 at 16:00

10 yıl süren çalışma sonucu 380 milyon ışıkyılı çevresindeki tüm uzay kataloglandı, uzayın en kapsamlı haritası elde edildi

Astronomlar, 10 yılı aşkın yoğun bir çalışmanın ardından 380 milyon ışık yılı kapsamındaki bilinen uzayın 3 boyutlu haritasını tamamlamayı başardı.

İngiltere’deki Portsmouth Üniversitesi’nden Karen Masters, 218. Amerikan Astronomi Cemiyeti konferansında yaptığı açıklamada, ’2MASS Redshift Survey’ (2MRS) adlı proje ile 43 binden fazla galaksiyi katalogladıklarını belirtti. Uzayın, şu ana kadar yapılan en geniş ve kapsamlı haritasını elde ettiklerini kaydeden Masters, “Proje harika bir şekilde tamamlandı ve bilinen evrene yeni bir bakış açısı yakaladık. Ayrıca bu araştırmalara öncülük eden, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden 2010′da ölen John Huchra’nın mirasını da onurlandırmış olduk” dedi. Masters, dünya merkezli haritanın ortasında Samanyolu galaksisinin uzandığını kaydetti.

3 boyutlu harita için, gözlemleri bütün gökyüzünü kapsayacak şekilde Kuzey ve Güney Yarım Küre’ye yerleştirilen Arizona ile Şili’deki teleskopların, 1997 – 2001 yılları arasında çektikleri kızılötesi fotoğraflar kullanıldı. Elde edilen görüntülerin haritalandırılması 2010′a kadar sürdü.

Bilim adamları, 2MRS projesi’nin, Samanyolu galaksisinin ötesindeki pek bilinmeyen uzayı anlamada ve evrenin hayatımıza olan etkisini araştırmada önemli bir adım olduğunu belirtiyor. 3 boyutlu harita, ABD’nin Boston kentindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi ile Portsmouth Üniversitesi’nin ortaklığında hazırlandı. Araştırma ile 43 bin galaksi bünyesindeki 300 milyondan fazla nokta kaynak ve bir milyon geniş kaynak kataloglandı.

Kaynak: Ajanslar

 

 

“Karanlık Enerji”nin gizemi!

In Kainat on 22 May 2011 at 19:10

"Karanlık Enerji"nin gizemi!

NASA‘nın 200 bin galaksi üzerinde 5 yıl boyunca ve kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye gidilerek yaptığı gözlemler sonucunda, evrende “karanlık enerji”nin, yer çekimi gücüne baskın olduğu ve evrenin giderek artan bir hızla genişlemesini sağlayan düzenli ve tekvücut bir güç olduğu teyit edildi.

NASA‘nın internet sitesinde yer alan habere göre, uzayda bulunan “Galaksi Evrim Kaşifi” (Galaxy Evolution Explorer)” adlı araç ve Avustralya’nın Siding Spring dağlarındaki teleskopla yapılan gözlemleri izleyen dikkatli ölçümler, galaksilerin birbirinden uzaklaştığı bilgisini bir kez daha doğrularken, bulgular, karanlık enerjinin varlığının, şimdiye kadar sağlanan en iyi teyidi oldu.

GİZEMLİ ENERJİ
Araştırmayla ilgili iki makalenin yazarlarından Avustralya’daki Swinburne Teknoloji Üniversitesi’nden Chris Blake, karanlık enerjinin bir “kozmik sabit güç” olduğunu en iyi şekilde teyit ettiklerini belirtti. Blake, “baskın olan yer çekimi olsaydı, karanlık enerjinin zaman içerisindeki bu düzenli, sabit etkilerinin gözlemlenemeyeceğini” belirtti.
Gizemli karanlık enerji, evrenin yapı taşlarını birbirinden uzaklaştırıyor. Yapısı bilinmediği, sadece gözlemler sonucu tahmin edilebildiği için, bu gizemli enerjiye “karanlık enerji” adı veriliyor. Karanlık enerjinin, evrenin yüzde 74′ünü oluşturduğu düşünülüyor. “Karanlık madde” ise karanlık enerjiye göre daha az gizemli, hakkında daha çok şey biliniyor ve evrenin yüzde 22′sini oluşturuyor. Geriye kalan, atomların oluşturduğu ve gezegenleri, yıldızları ortaya çıkaran olağan madde ise evrenin sadece, yaklaşık yüzde 4′lük bir kısmı. Karanlık enerji düşüncesi, süpernova patlamalarının yerleri arasındaki değişimler gözlemlenerek, 1990′lı yıllarda ortaya atıldı. Bu yeni çalışmayla da, bu teori teyit edildi.

KOZMİK YİN-YANG
Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre karanlık enerji ve yer çekimi, birbirine zıt, ancak birbirine bağımlı “yin-yang” gibi iki güç. Evrenin erken zamanlarında yer çekimi baskın durumda idi. Evreni ortaya çıkaran ”Büyük Patlama”dan 8 milyar yıl sonra ise karanlık enerjinin gücü öne geçmeye başladı.


101 yıl sonra 6 gezegen aynı hizada

In Kainat on 14 May 2011 at 14:37

101 yıl sonra 6 gezegen aynı hizada

Gökyüzünde şu günlerde nadir bir olaya tanıklık ediliyor. Güneş Sistemi’nin 6 gezegeni aynı hizada konumlanıyor.

Şu günlerde gökyüzüne bakanlar 6 gezegenin dizilmesini izleyebilecekler. Güneş’e yakınlık konumlarına göre ilk beşte bulunan Dünya’nın da ortalarında bulunduğu dört gezegen Merkür, Venüs, Mars ve Jüpiter’in dizilimi çıplak gözle görülebiliyor.

En parlak olarak Venüs, solunda Jüpiter, sağda Merkür, alt tarafta ise çok sönük biçimde Mars seçiliyor. Daha uzak ve silik olan Uranüs ve Neptün ise teleskoplarla görülebiliyor.

Gezegenlerin bu birlikteliği Mayıs ayı sonuna kadar devam edecek. Güney yarımküreden rahatça izlenebilen gezegenleri görmek için meraklılar teleskoplarıyla açık alanlara akın ediyor.

Nadir görülen bu hareketlilik meraklıların yanı sıra bilimadamlarının da büyük ilgisini çekiyor. Gökbilimciler böyle bir dizilimin en son 101 yıl önce meydana geldiğini, bir sonrakinin de 29 yıl sonra olacağını belirtiyorlar.

KEHANETLER

Bazıları, insanlığın aydınlanacağı yeni bir güneş çağına girileceğini öne sürerken, birçoğu da Dünya’nın birbirinden korkunç doğal afetlerle sarsılacağını savunuyor.

Tüm bunlar bir yana, Güneş Sistemi’nde çok nadir görülen bir hareketlilik başladı. Merkür, Venüs, Jüpiter, Mars, Neptün ve Uranüs, aynı hizada konumlanıyor. Dün başlayan ve birkaç hafta sürecek bu olay, 21 Aralık 2012′ye yönelik kehanetlerin tekrar kontrolden çıkmasına neden oldu.

10 Mayıs’tan itibaren aynı hizaya gelecek ve birkaç hafta boyunca bu konumunu koruyacak olan altı gezegen, gündüzleri Dünya’dan gözlemlenebilecek. Gök bilimciler, Uranüs ve Neptün’ün daha silik görüneceğini ancak tüm gezegenlerin dürbünle gözlemlenebileceğini belirtti.

Güneş Sistemi’ndeki altı gezegenin aynı hizaya girmesi, Marduk’un Güneş Sistemi’ne gireceği tarihin öncesi paniğe neden oldu. Ancak gezegenlerin bu konuma Marduk’un Mars ve Jüpiter arasına gireceği 21 Aralık 2012 tarihinde yaşanması bekleniyordu. Gök bilimciler ise 2012 yılında böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirtiyor.

Ajanslar

Kuyruklu yıldızın güneşe çarpma anı

In Kainat on 14 May 2011 at 09:21

Kuyruklu yıldızın güneşe çarpma anı

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın gözlem aracı SOHO, bir kuyruklu yıldızın Güneş’e çarpmasını an ve an kaydetti.

Patlamanın şiddetiyle Güneş’in yüzeyinde meydana gelen püskürmelerin büyüklüğü bilim adamlarını hayrete düşürdü.

Güneş’in yörüngesinde ilerleyen Heliosferik Gözlem Aracı (SOHO)’nun, 10 ve 11 Mayıs’ta çektiği görüntülerde, net bir şekilde dev yıldıza büyük bir plazma topunun düşmesi yer alıyor.

Çarpışmanın ardından Güneş’in yüzeyinde ‘inanılmaz boyutlarda’ patlamalar gerçekleşiyor.

NASA’dan yapılan açıklamada, kuyruklu yıldızın yaklaştığı yönün tersi istikametinde yoğun miktarda koronar kütle atılımının gerçekleştiği ve bunun Güneş tarafından anında buharlaştırıldığı belirtildi.

Güneş’i vuran cismin, asırlar önce parçalanmış dev bir kuyruklu yıldızdan kopan Kreutz adlı parçalardan olduğu açıklandı.

NASA, çarpışmayı önceden Sergey Shurpakov adlı bir amatör astronomun haber verdiğini, SOHO’nun da görüntülediğini bildirdi.

Uzay aracının kameraları, aslında Güneş’in yüzey faaliyetlerindeki soluk ve görülmesi zor yapıları belirlemek için kullanılıyor.

Ancak aracın bu özelliği sayesinde çekim alanına giren kuyruklu yıldızlar da tespit edilebiliyor.

NASA, her yıl yüzlerce benzer nitelikte kuyruklu yıldız belirliyor.

Ancak böylesine bir patlamayı net bir şekilde görüntüleyebilmek, ‘eşine az rastlanan’ bir olay olarak nitelendiriliyor.

En son 2010’un 13 – 22 Aralık tarihleri arasında, Güneş’e doğru ilerleyen 25 kuyruklu yıldız keşfedilmiş, ancak çarpışma anları gözlemlenmemişti.

Avrupa Uzay Ajansı ve NASA’nın Güneş’i izlemek için 1995’te fırlattığı SOHO, bugüne kadar 2 binin üzerinde kuyruklu yıldız görüntüledi.

Uzay aracı, 2012 sonuna kadar gözlemlerini sürdürecek.

CİHAN


‘Yanlış Yolda’ Gezegenler Keşfedildi

In Kainat on 13 May 2011 at 09:26

gezegen,uzay,yıldız

Amerikalı astronomlar, yıldızlarının döndüğü istikametin tersinde dönen “yanlış yolda” gezegenler keşfettiler.

Northwestern Üniversitesi’nden teorik astrofizik uzmanı Frederic A. Rasio, “Bu gerçekten çok tuhaf, gezegenin yıldızına çok yakın olması daha da tuhaf” diyerek, bu keşiflerinin gezegen ve yıldız oluşumu konusundaki basit teoriyi ihlal ettiğini belirtti.

Amerikan Ulusal Bilim Vakfında yapılan açıklamada, sözkonusu gezegenlerin “sıcak Jüpiter” adı verilen ve merkezlerindeki yıldızlarının çok yakınında yörüngede dönen tipik gezegenlerden oldukları belirtilerek, bu yakınlığın yörüngelerinin ters olmasıyla bağlantılı olabileceği kaydedildi.

Rasio ve meslektaşları, geniş ölçekli bilgisayar simülasyonları kullanarak, çok uzak bir yıldızın gezegeninin çekim gücüne bağlı düzensizliğinin, “sıcak Jüpiter”in hem dönüş istikametinin değişmesine, hem de çok yakın yörüngede bulunmasına nasıl yol açtığını ortaya çıkardılar.

Gezegenlerin birbirlerinin çekimlerini etkilediklerini belirten bilimadamları, gezegenlerin oluştukları yörünge ne olursa olsun, daima bu yörüngede kalmalarının gerekli olmadığını, bu karşılıklı düzensizliğin ve etkileşmenin bu tip güneş sistemlerinde yörünge değişikliğine yol açabildiğinin altını çizdiler.

Amerikalı bilimadamları, “Güneş sistemimizin evrende tipik olduğunu düşünüyorduk, ancak güneş sistemimizin dışındaki sistemlerde ilk günden itibaren herşey farklı görünüyordu. Bu bizi gerçekten acayip birisi yapıyor. Diğer sistemleri tanıdıkça, bizim güneş sistemimizin ne kadar özel olduğunu anlıyoruz. Kesinlikle özel bir yerde yaşıyoruz gibi görünüyor” dediler.

Kabus senaryosuna 6 ay kaldı

In Kainat on 07 May 2011 at 22:17

Uzay bilimciler tarafından 6 yıl önce bulunan 55 milyon tonluk dev göktaşı ile ilgili korkulan senaryonun gerçekleşmesine 6 ay kaldı.

Uzay bilimciler tarafından 6 yıl önce bulunan 55 milyon tonluk dev bir göktaşının önümüzdeki kasım ayında dünyanın hemen yanından geçeceği açıklandı.
Ay ile dünya arasındaki bir yörüngede 8 Kasım 2011 tarihinde dünyaya 350 bin kilometre uzaktan geçecek göktaşının dünyaya en fazla yaklaşan göktaşı olacağı hesaplandı.

Dünya ile ay arasından geçecek olan küçük bir teleskopla bile görülebilecek YU55 ismi verilen göktaşının dünyaya çarpması halinde 65 bin atom bombası gücünde etki yapabileceği ve yerde 600 metre derinlikte kratere yol açabileceği bildirildi.

Gezegenle kumar oynamak

In Kainat on 09 Nis 2011 at 21:11

Gezegenle kumar oynamak

Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz’e göre, Japonya’nın felaketi ve küresel ekonomik kriz toplumlara risk yönetimi ile ilgili kesin dersler sunuyor.

Stiglitz, aynı şekilde devam edersek şanslı bir azınlığın aksine toplum olarak tüm kumarbazlar gibi kaybedeceğimizi söylüyor.

JOSEPH E. STIGLITZ*

Japon depreminin sonuçları -özellikle Fukuşima nükleer santralinde devam eden kriz- Büyük Resesyonu hızlandıran Amerikan finansal çöküşünü izleyenler için ürkütücü bir yankı. Her iki olay, risk kadar piyasaların ve toplumların risklerle ne kadar başaçıkabileceğine ilişkin de keskin sonuçlar veriyor.

Elbette, bir açıdan, arkasında 25 bin ölü ile kayıp bırakan deprem trajedisi ile hakkında bu kadar akut fiziki zararlar atfedilemeyecek finans krizi arasında bir benzerlik yok. Fakat Fukuşima’da meydana gelen erime çöküşe geldiğinde iki olay arasında ortak bir tema var.

Nükleer ve finans endüstrisindeki uzmanlar, bize yeni teknolojinin her şeye sahip olduğunu ve kaza riskini elimine etmeyi garanti etmişti. Olaylar onları yanlışladı: Risk sadece varlığını sürdürmekle kalmadı; sonuçları da o kadar büyük oldu ki, endüstri liderlerinin terfi ettirdiği sistemlerin varsayılan tüm yararlarını kolayca sildi.

Büyük Resesyon’dan önce, Amerikan ekonomisinin gururları (fikirleri izlenen saygın kişiler -ç.n.) -Federal Kaynaklar’ın tepesinden finansın devlerine- risk yönetimini öğrendiğimizle böbürleniyorlardı. Ama türevler ve kredi-yükümlülükleri değiş tokuşları gibi “yenilikçi” finans enstrümanları, riskin ekonomiye baştan başa yayılmasını olanaklı kıldı. Biliyoruz ki onlar sadece toplumun geri kalanını değil, kendilerini de kandırdılar.

Finansın bu sihirbazlarının, riskin karmaşıklığını anlamadıkları ortaya çıktı. Bazen “siyah kuğular” olarak da adlandırılan “şişman kuyruklu dağıtımlar”ın (fat-tail distributions) -dev sonuçlara sahip nadir olaylar için kullanılan istatistiki terim- ortaya çıkardığı tehlikeleri yalnız bırakıyorlar. Fakat yüzyılda bir olması beklenen -ya da kainatın yaşam süresi boyunca bile bir kez- olaylar, her on yılda gerçekleşiyor gibi görünüyor. Daha kötüsü, sadece bu olayların oluş frekansı değil, onların yol açacağı astronomik zarar da çok büyük bir şekilde tahmin edilemiyor.

Ekonomi ve psikolojide araştırmalar risk yönetiminde neden bu kadar kötü iş çıkardığımızı anlamamıza yardımcı oluyor. Nadir olaylarla ilgili karar vermek için az deneysel temelimiz var, bu yüzden iyi tahminlere ulaşmak güç. Böyle durumlarda dileklerden daha fazlası oyuna girebilir: Sıkı kafa yormak için tümüyle az güdüye sahip olabiliriz. Aksine bazıları hataların maliyetine dayanabilirken, güdüler kendi kendini kandırmayı kayırır. Zararları sosyalleştirirken kazançları özelleştiren bir sistem riskle başetmede başarısızlığa mahkumdur.

Gerçekte, tüm mali sektör yaygın aracılık problemleri ve dışsallıklarla malul. Sorumluluk ajansları, onlara ödemelerde bulunan yatırım bankalarının ürettiği yüksek risk güvencelerine iyi oranlar verme güdülerine sahipler. Mortgage kaynakları sorumlulukdışılıkları ile ilgili sonuçlar taşımıyorlar ve yırtıcı borçlanmayla ya da zarara göre tasarlamış güvenceleri yaratma ve piyasaya sunma ile uğraşanlar bile medeni ve cezai kovuşturmalardan yalıtılacak şekilde böyle yapıyor.

Bu bizi diğer soruya getiriyor: Sırada başka “siyah kuğular” var mı? Ne yazık ki, bugün yüz yüze olduğumuz gerçekten büyük riskler bile nadir olaylara benzemiyorlar. İyi haber, böyle risklerin az ya da maliyetsiz bir şekilde kontrol edilebileceği. Kötü haber, böyle yapmak güçlü bir politik muhalefetle karşılaşıyor – zira bu statükodan kar elde eden insanlar var.

Son yıllarda büyük risklerin ikisini gördük, fakat onları kontrol altına almak için çok az şey yaptık. Bazı hesaplara göre, son krizle başaçıkma biçimi gelecek mali erime çöküşlerin riskini arttırdı.

Bankaların ve içinde yer aldıkları piyasaların iflas etmesi için ‘çok büyük’, şimdi sorun yaşarlarsa kefaletle kurtarılmayı bekleyebileceklerini biliyorlar. Bu “moral rizikosu”nun bir sonucu olarak, bu bankalar, yüksek performansları değil ve fakat politik güçleri üzerinden kendilerine rekabet avantajı sağlayacak şekilde kayırma şartlarında ödünç para alabilirler. Risk alışlardaki bazı aşırılıklar zapt edilirken, yırtıcı borçlanma ve anlaşılması güç karşı türevler üzerinden düzensiz ticaret sürüyor. Aşırı risk almayı cesaretlendiren güdü yapıları hemen hemen değişmemiş bir şekilde duruyor.

Böylece, üstelik, Almanya yaşlı nükleer reaktörlerini kapatırken, ABD’de ve diğer yerlerde Fukuşima ile benzer kusurlu tasarımlara sahip santraller bile çalışmaya devam ediyor. Nükleer endüstrinin varlığı gizli kamu teşviklerine çok bağlı –maliyetleri nükleer felaketlerde toplumca taşınan ve aynı zamanda halen nükleer atıkların elden çıkartılması ile başa çıkılamayan.

Gezegen için diğer ikisi gibi kesinlik arzeden bir risk daha var: Küresel ısınma ve iklim değişikliği. Bilim adamlarınca büyük oranda kesin sonuçlara sahip olacağı tahmin edilen bir durumda düşük maliyete gidebileceğimiz başka gezegenler olsa birisi bu riske değeceğini savunabilir. Fakat yok, bu yüzden böyle biri de yok.

Emisyonun (karbondioksit salınımı -ç.n.) maliyeti, dünyanın yüz yüze kaldığı risklerle karşılaştırıldığında soluyor. Ve nükleer seçeneği (maliyeti hiçbir zaman tahmin edilememiş olan) devre dışı bıraksak bile bu bir gerçek. Emin olun, kömür ve petrol şirketleri sorunlar yaşayacak ve büyük kirletici ülkeler -ABD gibi- daha az savurgan yaşam biçimi olanlardan açıkça daha büyük bir bedel ödeyecek.

Sonuçta, Las Vegas’ta kumar oynayanlar kazandıklarından daha fazlasını kaybederler. Toplum olarak, büyük bankalarımız ve büyük nükleer enerji yeteneklerimizle gezegenimizle kumar oynuyoruz. Las Vegas’ta olduğu gibi, şanslı azınlık -ekonomimizi riske atan bankacılar ve gezegenimizi riske atan enerji şirketlerinin sahipleri- çuval dolusu parayla çekip gidebilirler. Fakat ortalama olarak ve neredeyse kesin bir şekilde toplum olarak biz tüm kumarbazlar gibi kaybedeceğiz.

Bu, ne yazık ki bizim karşı karşıya olduğumuz tehlikede gözardı etmeyi sürdürdüğümüz Japon felaketinin dersidir.

*Nobel ekonomi ödüllü profesör Joseph E. Stiglitz’in makalesi ilk önce Project Syndicate’te daha sonra da El Cezire’de yayımlandı. Makale http://english.aljazeera.net adresinden alıntılanarak Şenol Gürkan tarafından ETHA için çevrildi.

NASA, yeni patlama görüntüledi

In Kainat on 08 Nis 2011 at 09:29

NASA, yeni patlama görüntüledi

Daha önce benzeri görülmemiş güçte bir gama ışını patlaması görüntülendi..

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Dünya’dan 3,8 milyar ışık yılı mesafedeki bir galakside, daha önce benzeri görülmemiş güçte bir gama ışını patlaması görüntüledi.

NASA’nın Swift uydusunun 28 Mart’ta Ejderha takımyıldızında tespit ettiği gama ışını patlaması, Hubble Uzay Teleskopu ve Chandra X-ray gözlemevi tarafından da günlerdir izlenebiliyor. Benzer patlamalar, bugüne kadar en fazla 2 saat gözlemlenebiliyordu.

NASA’ya bağlı Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nin verilerine göre, GRB 110328A adı verilen patlamanın kaynağından yüksek enerjili radyasyon çıkışı zayıflayarak sürüyor. Patlamanın, süper kütleli bir karadeliğe çok yaklaşarak parçalanan bir yıldızdan kaynaklandığı düşünülüyor. Hubble Uzay Teleskopu, galaksinin merkezinin ilerleyen günlerde giderek parlaklaşıp parlaklaşmadığını izleyecek. NASA’nın bildirisiyle yeryüzündeki onlarca gözlemevinin de GRB 110328A’yı takip etmeye başladığı öğrenildi.

ABD’nin Baltimore kentindeki Uzay Teleskop Bilim Enstitüsü’nden Andrew Frucher, daha önce kendi galaksimizde de benzer gama ışını patlamalarını keşfettiklerini belirterek, “Ancak bunlar şu an belirlediğimizden binlerce milyon kez daha zayıf güçte. Ejderha takımyıldızındaki gerçekten olağanüstü ve sıradışı” dedi. Goddard Uzay Uçuş Merkezi’ndeki astronomlar da, önümüzdeki günlerde Hubble’dan gelecek veriler ışığında patlamanın gizemini çözebileceklerini kaydetti.

Bilim adamları, gezegenimize yakın bir yerde meydana gelebilecek bir gama ışını patlamasının, Dünya’da kitlesel yok olmaya sebep olabileceğini ve yaşama ciddi anlamda zarar verebileceğini belirtiyor. (CİHAN)

Türk gökbilimcinin müthiş keşfi

In Kainat on 07 Nis 2011 at 09:35

Türk gökbilimci Mükremin Kılıç ve beraberindeki bilim adamları, uzayda eşine az rastlanan bir olayı tespit etti.

ABD’nin Boston kentindeki Harvard-SmithsonianAstrofizik Merkezi (CfA)’da çalışan Türk gökbilimciMükremin Kılıç ve beraberindeki bilim adamları, uzayda eşine az rastlanan bir olayı tespit etti. İki beyaz cücenin (ölmekte olan yıldız) birleşerek yeni bir yıldızı doğurmaya başladığı ortaya çıktı.

Kılıç’ın önderliğindeki CfA ekibinin yayınladığı bulgulara göre, ‘SDSS J010657.39 – 100003.3’ adı verilen ikili yıldız sistemi, Dünya’dan yaklaşık 7 bin 800 ışık yılı uzaklıktaki Balina takımyıldızında yer alıyor. Birbirleri etrafındaki dönüşlerini 39 dakikada tamamlayan iki beyaz cüce, 37 milyon yıl içerisinde çarpışıp birleşecek ve yeni bir yıldızı oluşturacak.

Beyaz cücelerin arasındaki uzaklık 225 bin kilometreden fazla, yani Dünya ve Ay arasındaki mesafeden biraz daha az. İki yıldız, saatte yaklaşık 1,6 milyon kilometre hızla birbirleri etrafında dönüyor. Beyaz cücelerden biri Güneş’in yüzde 17’si, diğeri ise yüzde 43’ü ağırlığında. Astronomlar, ikisinin de helyumdan oluştuğunu düşünüyor.
Keşif, ABD’nin Arizona eyaletinde bulunan Hopkins Dağı’ndaki MMT Gözlemevi’nde gerçekleştirildi. Konu hakkında bilgi veren Mükremin Kılıç, “Bu yıldızlar ömürlerini tamamlamış durumda. Birleştiklerinde yeniden doğacaklar ve ikinci bir yaşama başlayacaklar” dedi. Kılıç ve ekibi, daha önce 200 milyardan fazla yıldızın bulunduğu Samanyolu galaksisinde çok sayıda beyaz cüce sistemi bulmuştu. Ancak ilk kez iki ölü yıldızın birleşme sürecinin gözlendiği belirtiliyor.

Yıldızlar, nükleer yakıtlarını tükettikten sonra önce ‘kırmızı dev’e dönüşüyor. Bu aşamada çok genişleyen yıldız, daha sonra içe doğru çökmeye başlıyor. Çekirdeğin etrafındaki helyum iyice sıkıştıktan sonra büyük bir patlama meydana geliyor. Dış katmanları uzaya dağılan yıldızdan geriye kalanlara beyaz cüce deniliyor. Bilim adamları, Güneş’in de yaklaşık 6 milyar yıl içinde bir beyaz cüceye dönüşeceğini öngörüyor.

CİHAN

19 Mart’a dikkat

In Kainat on 10 Mar 2011 at 19:55

19 Mart tarihinde Ay’ın Dünya’ya en yakın konumuna gelecek olmasının şiddetli hava olaylarına neden olabileceği belirtiliyor.

Ay’ın 19 Mart’ta Dünya’nın sadece 356 bin 578 kilometre uzağından geçerek, 18 yıldır Dünya’ya en yakın konumuna gelecek.

Bazı bilim adamları, bu durumun dünyanın dört bir yanında şiddetli hava olaylarına, depremlere ve tsunamilere neden olabileceği uyarısında bulundu.

Ay’ın Dünya’ya en yakın konuma gelmesine “yerberi” deniyor. Ay daha önce bu konuma 1955, 1974, 1992 ve 2005′te gelmişti ve her yıl şiddetli hava olayları yaşandı.

Bazı uzmanlar ise Ay’ın deprem gibi jeolojik olaylara yol açamayacağını, gelgitlere neden olabileceğini belirtiyor.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.