H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

‘Yeme-İçme’ Kategorisi için Arşiv

Avrupa alkolde sınırları daraltıyor

In Yeme-İçme on 28 May 2011 at 08:38

Danıştay’ın içki satışında yaş sınırını genişleten kararı, Avrupa’daki uygulamaları gündeme getirdi. Avrupa Komisyonu’na ‘içkide vergiler artırılsın, promil limiti yükseltilsin’ gibi önerilerde bulunan İngiltere’nin gençleri korumak için seferber olduğu belirlendi. Türk sivil toplum örgütleri de tedavi gören alkol bağımlısı sayısının hızla arttığı ülkemizde Danıştay kararını ‘sorumsuzluk örneği’ olarak nitelendirdi.

Danıştay’ın 24 yaş altına içki satışını serbest bırakan kararı tartışmalara yol açtı. Karar, kişi başına alkol tüketiminin 15 litreye ulaştığı Avrupa’daki uygulamaları gündeme getirdi. Gençleri alkolün zararlarından korumak için ciddi çalışma yürüten İngiltere Alkol Araştırmaları Enstitüsü’nün Avrupa Komisyonu’na sunduğu raporda yer alan öneriler dikkat çekti. Raporda önlemler şöyle sıralandı: “İçki fiyatları vergiler yoluyla yüzde 10 artırılsın. İçki satışı yapılan yerler haftada 24 saat kapatılsın. Alkollü araç kullanma limiti gençlerde 0,5′ten 0,2 promile indirilsin.”

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Komitesi’nin 2012-2020 Alkol Eylem Planı’yla ilgili son toplantısında ise gençlerin alkolden korunması için etkin politikaların bir an önce hayata geçirilmesi gündeme alındı. Çocukların, gençlerin reklam ve promosyon tekniklerine karşı korunması için de çalışmalara öncelik verilmesi karara bağlandı.

Alkol Araştırmaları Enstitüsü’nde görevli Peter Anderson ve Ben Baumberg’in 2006 yılında hazırladığı raporda, içkilerden alınan vergilerin özellikle gençler üzerinde etkili olduğu ve bu yöndeki çalışmaların desteklenmesi istendi. Çalışmada, içki fiyatları vergiler yoluyla yüzde 10 artırılırsa, bir sonraki yıl 9 bin ölümün engelleneceği belirtildi. Kıtada alkole başlama yaşı ortalama 12,5 olurken, 15-16 yaşındaki öğrencilerin yüzde 90′ından fazlası, hayatlarının herhangi bir döneminde sarhoş oluyor. Rapora göre, Avrupa’da alkolün sebep olduğu sağlık, sosyal ve adli suçlara bağlı olarak oluşan maliyet yıllık 300 milyar Euro. Alkol, bölgede her yıl 200 bin ölümün sorumlusu ve hastalıkların nedenleri arasında 3. sırada.

Çözüm: Alkole ulaşım ve reklam kısıtlansın

Hem DSÖ’nün Avrupa Bölge Komitesi hem de İngiltere’deki Alkol Araştırmaları Enstitüsü’nün çalışmalarında genç ve çocukların alkole ulaşımının kısıtlanması ve reklam promosyonlarının engellenmesi temel çalışma noktası olarak gösteriliyor. Hazırlanan raporlarda, Avrupa’da ülkelerin üçte birinden fazlasında alkol satış saatlerinin sınırlı olduğu aktarılıyor. Fakat bu yeterli görülmüyor. İçki satışı yapılan yerlerin haftada 24 saat kapatılması da talep ediliyor. Ayrıca Avrupa genelinde alkollü ürünlerin satışı için bir minimum lisanslama sistemi uygulamaya konulması isteniyor. Kurallara uymayan işletmelerle ilgili ruhsatların geri alınması, geçici ve sürekli kapatmaların tavizsiz uygulanması çözüm olarak sunuluyor. Alkollü araç kullanma konusunda gençlerde yasal sınırını 0,5′ten 0,2 promil’e çekilmesi isteniyor. Alkolün, sağlık, aile ve toplum üzerindeki zararlarının eğitim programlarıyla gençlere aktarılması, önemli bir yöntem olarak sıralanıyor.habervaktim

Dünya Ne Yiyor?

In Yeme-İçme on 24 May 2011 at 15:40

Pazar araştırma şirketi Synovate’in 19 ülkeden 13 bin 155 kişi ile yaptığı ‘Sağlıklı Yaşam’ araştırmasında, kilo kontrolü ve beslenme alışkanlıkları incelendi. Araştırmada, Suudi Arabistanlılar yüzde 59 oranıyla ”fast food fanatiği” çıktı.

Araştırmada Arjantin, Brezilya, Kanada, Şili, Çin, Kolombiya, Danimarka, Mısır, Hindistan, Endonezya, Kore, Hollanda, Rusya, Romanya, Suudi Arabistan, Singapur, Türkiye, ABD ve İngiltere’de yaşayanların, sağlık ve kilo durumlarını kontrol edip etmediklerinin yanı sıra beslenmeleri ve alışkanlıkları incelendi.

Ortalama sonuçlara bakıldığında, katılımcıların yüzde 5′inin (yüzde 6 kadın, yüzde 5 erkek) her gün, yüzde 15′inin haftada bir kez tartıldığı görülürken, kilo konusunda en hassas olanlar, her gün tartılan Amerikalılar oldu. Haftada bir tartılan ülkeler arasında en yüksek oranlara yüzde 28 ile Kore, yüzde 26 ile Arjantin ve yüzde 25 ile Brezilya sahip.

Ülkelerin ortalama sonuçları, katılımcıların yüzde 36′sının akıllarına geldiğinde tartıldığını gösterdi. Bu oran, Türkiye için yüzde 48 olurken, Türkiye’yi yüzde 45 ile Endonezya, Çin ve yüzde 43 ile Arjantin takip etti. Katılımcıların yüzde 22′si hiç tartılmadığını ifade etti. Hindistan, tartılmayan ülkeler arasında yüzde 40 ile başı çekerken, Şili yüzde 39, Endonezya ve Romanya yüzde 38 oranıyla Hindistan’ın arkasından geldi.

DİYET RAĞBET GÖRMÜYOR

Bugüne kadar kilo vermek için önlem almayan veya hâlihazırda özel bir çaba sarf etmeyenlerin oranı yüzde 40 iken, Endonezya, yüzde 66 ile bu alanda en yüksek orana sahip oldu. Diğer ülkelere bakıldığında, kilo vermek veya kiloyu kontrol altında tutmak amacıyla başvurulan yöntemlerin arasında ilk 3 sırasında yüzde 32 oranıyla ”düşük yağlı ürünler tüketmek”, yüzde 16 oranıyla ”düşük karbonhidratlı ürünler tüketmek” ve ”spor salonuna üye olmak” geldi.

Farklı isimlerle anılan çeşitli diyetlerin veya diyet yöntemlerinin pek rağbet görmediğini, ülkeler genelinde sadece yüzde 6′lık kesimin bunları uyguladığı ortaya çıktı. Bu tarz diyetleri uygulayanların başında, dünya ortalamasının çok üzerinde, yüzde 23′lük oran ile Çinliler geldi. Türkiye’de bu oran yüzde 2′de kaldı.

Düşük yağlı ürün tüketiminde en büyük çabayı yüzde 64′lük oran ile Arjantinlilerin gösterdiği ortaya çıktı. Arjantinlileri yüzde 53 ile Danimarkalılar izledi. Katılımcıların yüzde 61′i, önlem olarak restorana gittiklerinde daha ufak porsiyonlarda sipariş verdiklerini veya yemeklerini bir başkası ile paylaştığını belirtirken, yüzde 52′lik kesim jimnastik salonuna gitmeyi tercih ettiğini söyledi.

MORAL BOZUKLUĞUNDA ABUR CUBUR

Katılımcıların yüzde 26′sı, moralleri bozuk olduğunda abur cubur yediklerini itiraf ederken, en yüksek oran yüzde 47 ile ABD’de çıktı. Amerikalıları yüzde 41 ile Kanadalılar, yüzde 40 ile İngilizler izlerken, Türkiye için bu oran yüzde 36 oldu.

Yaşamın kendi isteklerine engel olmak için çok kısa olduğunu düşünenlerin oranı 39′u oldu. Yüzde 55 ile Romanya ve Singapur’da en yüksek orana sahipken, Kore yüzde 49 ve Arjantin yüzde 47 ile bu iki ülkeyi izledi. Türkiye’de ise her dört kişiden biri, özellikle erkekler, sağlıksız bile olsa hayatın istenen şeylerden kendini kısıtlamayacak kadar kısa olduğu görüşünde.

Öte yandan, sağlıklı beslendiklerinde kendilerini daha iyi hissettiklerini düşünlerin oranı yüzde 84 seviyesinde yer aldı. Bu konuda Kolombiyalılar başı çekerken, Mısırlılar ve Endonezyalılar onları takip etti. Türkiye’den ”sağlıklı yiyecekler kendimi bana daha iyi hissettiriyor” diyenlerin oranı yüzde 89 oldu.

TÜRKİYE’DE KADINLAR DAHA DUYARLI

Katılımcılarının yüzde 29′u fast food yemeyi vazgeçemeyecek kadar çok sevdiklerini belirtirken, bu yılki araştırmanın ”fast food fanatikleri” yüzde 58 oranıyla Suudi Arabistanlılar çıktı. Amerika yüzde 49, Brezilya yüzde 44 ve İngiltere yüzde 42 ile fast food seven ülkeler sıralamasında önde yer aldı. Fast food’un tadını vazgeçemeyecek kadar çok sevenlerin oranı Türkiye için yüzde 21 olurken, bu oran erkekler arasında yüzde 27, kadınlar arasında yüzde 15 oldu. Tam tersine, tükettiği yiyeceklere dikkat eden ve sağlıklı olmak için çaba gösterenlerin oranı ülkeler ortalamasında yüzde 69 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 79 oldu. Türkiye’deki katılımcılar arasında özellikle kadınların, yüzde 87 oranıyla, sağlıklı beslenme konusunda daha fazla çaba sarf ettiği dikkat çekerken, erkekler, yüzde 71 oranıyla, kadınlara kıyasla istediği zaman istediği şeyi yeme konusunda kendini daha özgür hissettiği görüldü.

KİLO ALMADA SUÇLU BULUNANLAR

Kilo alma konusunda, ”en çok suçlu bulunan şeyler”, yüzde 17 ”düzensiz saatlerde sağlıksız yemek yeme alışkanlığı”, yüzde 17 ”sağlıksız yemek seçenekleri”, yüzde 16 ”yeteri kadar egzersiz yapmamak”, yüzde 11 ”kendini kontrol edememek”, yüzde 10 ”ailesel genler”, yüzde 10 ”fast-food” olarak sıralandı.

Türkiye’de obezitenin en önemli nedeni olarak fast-food tüketimi, sağlıksız yemek seçenekleri ve düzensiz saatlerde yemek yemek gibi yanlış beslenme alışkanlıkları gösterildi. Katılımcıların yüzde 75′i gıda şirketlerinin sağlıklı yiyecek seçenekleri konusunda sorumluluk sahibi davrandığını belirtirken, bu oran en yüksek yüzde 90 oranıyla Çin’de çıktı. Çinlileri, yüzde 87 ile Şili ve yüzde 85 ile Singapur izledi. Türkiye’deki katılımcıların yüzde 45′i gıda şirketlerinin sağlıklı yiyecek opsiyonları konusunda sorumlu davranmadığını düşündüğünü söyledi. Katılımcıların yüzde 32′si çocukları için obezite konusunda endişe taşıdığını belirtirken, en çok endişelenenlerin başında yüzde 82 oranıyla Brezilya geldi. Danimarkalı katılımcıların yüzde 83′ü, İngiliz katılımcıların yüzde 81′i ve Amerikalı katılımcıların yüzde 80′i evlerinde çocukların obezite sorununa dair hiçbir endişe taşımadığını belirtti.

ÇOCUKLARIN ŞİŞMANLAMASI ENDİŞE YARATIYOR

Çocukların obezite sorununa ilişkin, ülkesi adına endişe duyanların oranı yüzde 58 oldu. Şili, endişe edenler arasında yüzde 95 oranıyla başı çekerken, Brezilya yüzde 90, Mısır yüzde 80 ile Şili’nin arkasından geldi. Türkiye’de ise bu oran 71 oldu.

Katılımcıların yüzde 61′i gıda şirketlerinin çocukların obezite ile ilgili yaşadığı yada yaşayabilecekleri sorunların önlenmesinde yardımcı olacağını düşündüğünü etti. Kolombiyalılar ise yüzde 88 oranıyla bu görüşün en yoğun olduğu ülke oldu. Kolombiya’yı yüzde 84 ile Şili ve yüzde 73 ile İngiltere izledi. Türkiye’deki katılımcılar, gıda şirketlerinin çocukların obezite ile ilgili yaşadığı ya da yaşayabilecekleri sorunların önlenmesinde yardımcı olabileceği konusunda ikiye ayrıldı. Yüzde 53′ü ”yardımcı olabilir” dedi.

İtalya’da eşek sütüne yoğun ilgi

In Yeme-İçme on 14 May 2011 at 15:25

İtalya'da eşek sütüne yoğun ilgi

Ortaçağ’da anne sütüne alternatif olarak tüketilen eşek sütü İtalya’nın bir bölgesinde son dönemlerde hayli rağbet görüyor .

Ortaçağ Avrupası’nda anne sütüne alternatif olarak tüketilen eşek sütü, günümüzde İtalya’da yeniden tüketilmeye başlandı.

İtalya’da sağlık sektöründe gözler bir süredir, ülkenin kuzeyindeki Bologna kenti dışında bulunan bir çiftlikte. Zira çiftlikteki 700 eşekten elde edilen süte bugünlerde talep yoğun.

Eşek sütü İtalya’da giderek inek sütüne alerjisi olan kişiler için alternatif bir ürüne dönüştü. Üretilen sütün yarıdan fazlası, çocuk hastalıkları birimlerine satılıyor.

ANNE SÜTÜNE ALTERNATİF

İngiltere’de de eşek sütü 19. yüzyıl ortalarına dek yaygın şekilde anne sütüne alternatif olarak satılıyordu.

Kaynak: BBC

Tarımda büyük çıkış

In Yeme-İçme on 09 May 2011 at 07:03

Tarımda büyük çıkış

Dünya Bankası verilerine göre 2008 yılında 2 trilyon 248milyar dolar olan dünya tarımsal üretim değeri, yüzde 2,08 azalarak, 2009 yılında 2 trilyon 201 milyar dolara geriledi.

RUSYA’YI GEÇTİK

Bu kapsamda, üretici fiyatlarıyla 515,7milyar dolar tarımsal değere ulaşan Çin,

ilksırada yer alırken, bu ülke aynı zamanda dünya tarımsal hasılanın yüzde 23,4’ünü tek başına gerçekleştirdi. Türkiye ise 50.8milyar dolarla yedinci sırada yer aldı. Türkiye’nin 2001 yılı rakamı 17.3milyar dolardı. Türkiye, 2008 yılı tarımsal hasılasına göre Rusya’dan sonra 8’inci sırada yer alıyordu. Ancak, Rusya’nın 2009’da tarımsal hasılasının bir önceki yıla göre gerilemesi nedeniyle, Türkiye, tarımdevi bu ülkeyi geride bıraktı. Öte yandan, Uluslararası Hububat Konseyi’nin raporlarına göre, 2009 yılında, Çin 115,1milyon ton, Hindistan 80,7milyon ton, 2010 döneminde, Fransa 38,3milyon ton ve Türkiye ise 18,5milyon ton buğday üretti.

Ünlü şişe 125 yaşında!

In Yeme-İçme on 07 May 2011 at 17:33

Ünlü şişe 125 yaşında!

1886’da Eczacı Dr. John S. Pemberton tarafından üretilerek Jacob’s eczanesinin bahçesinde satışa sunulan Coca-Cola, bugün dünyanın en sevilen ve bilinen markalarından.
200’ün üzerinde ülkede her gün 1.7 milyar bardak Coca-Cola tüketiliyor.
Yapılan araştırmalara göre, Coca-Cola, tüm dünyada OK (okey – tamam) kelimesinden sonra en fazla anlaşılan kelime.
Coca-Cola şişesi ise, yumurtadan sonra en fazla bilinen şekil.

8 Mayıs 2011’de 125. yaşını kutluyor
1886’da pirinç bir çaydanlıkta üretilerek satışa sunulan Coca-Cola, o yıllarda günde ortalama 5 bardaklık satış rakamına sahipken, günümüzde her gün 200’ün üzerinde ülkede 1.7 milyar bardak tüketiliyor. Bu da her saniye 19 bin 679 bardaklık tüketime denk geliyor.

İlk olarak 1894’te şişelenen Coca-Cola’nın dünya çapında 2.000’den fazla şişeleme tesisi bulunuyor.

Coca-Cola 125. yaşını çeşitli etkinliklerle kutluyor
İlk Coca-Cola’nın tadıldığı tarih olan 8 Mayıs 1886’dan bu yana 125 yıldır paylaşılan bu mutluluğu kutlamak için Coca-Cola merkezi Atlanta’nın yanı sıra dünya genelinde çeşitli kutlamalar düzenliyor. 7 Mayıs’ta gerçekleştirilecek 125. yıldönümü konserinde ünlü sanatçılar sahne alacak ve konserin tamamı Internet’ten canlı olarak yayınlanacak.

Muhtar Kent: “Tüm dünyaya teşekkürler. 125 yılda çok şeyler başardık ama daha yeni başlıyoruz”
The Coca-Cola Company Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Muhtar Kent: “Geçen 125 yıl boyunca Coca-Cola’nın tadına bakmış olan herkes Coca-Cola’nın dünyanın en sevilen ve bilinen markası olmasını sağladı. 125. yılımızı, markanın bugünkü haline gelmesine yardımcı olan dünyanın her yerindeki insanlara teşekkür ederek kutlamak istiyoruz. Çalışanlarımıza, müşterilerimize, ortaklarımıza ve Coca-Cola’yı seven herkese teşekkür ederiz” dedi.
Kent “Son 125 yılda çok şeyler başardık ama daha yeni başlıyoruz” diye konuştu. 2020 vizyonunun parçası olarak Şirket, 2010 yılından 2020 yılına kadar sistem gelirlerini ikiye katlayarak ilk 125 yılda edinilen başarıları on yıllık bir sürede elde etmeyi planlıyor.

Efsanevi Coca-Cola Şişesi
Coca-Cola yöneticilerinin taklit içecekleri ayırt edebilmek için, karanlıkta ya da kırıkken bile tanınabilecek özel bir şişe tasarlatmaya karar vermesiyle ortaya çıkan ve dünyada ilk patent alan ambalaj olan Coca-Cola’nın orijinal şişesi ise yumurtadan sonra en fazla bilinen şekil. Coca-Cola’nın bir kültür ikonu haline gelmiş özel şişesi yaklaşık bir asırdır hiç değişmeden kullanılıyor.

Efsanevi Coca-Cola şişesi, sanatında günlük hayatı konu alan Andy Warhol’un resimlerine de ilham kaynağı oldu. Warhol’un “Yeşil Coca-Cola Şişeleri” dizisi şu anda New York’taki The Whitney Museum of American Art Müzesi’nde bir koleksiyonun parçası olarak sergileniyor.

Coca-Cola Logosu 1886’dan Bu Yana Hiç Değişmedi
Coca-Cola’nın meşhur ve günümüze kadar hiç değiştirilmeden kullanılan logosu, 1886 yılında, şirket muhasebecisi ve Eczacı Dr. John Pemberton’un ortağı olan Frank Robinson tarafından kendi el yazısı ile oluşturuldu.

Coca-Cola, Time Dergisi’nin Kapağına Çıkan İlk Ürün Oldu
Coca-Cola, 1950 yılında, Time Dergisi’nin kapağında yer alan ilk hızlı tüketim ürünü oldu. Yapılan araştırmalar, Coca-Cola kelimesinin, OK (okey – tamam) kelimesinden sonra en fazla anlaşılan ikinci kelime olduğunu gösteriyor.

Dünyanın En Büyük Spor Taraftarı: Coca-Cola
Coca-Cola, uzun yıllardır dünyadaki en büyük spor etkinliklerinin sponsorluğunu üstleniyor. 1928 Olimpiyatları’nda Amsterdam’daki etkinlik alanlarının dışındaki yerlere kurulan büfelerde Coca-Cola’nın satılmasıyla başlayan işbirliği, Coca-Cola’ya 80 yıldan fazla bir süredir devam eden Olimpiyat Oyunları sponsorluğunu getirdi. 1950 yılından bu yana FIFA Dünya Kupası turnuvalarının vazgeçilmez markası olan Coca-Cola, 1974 yılından beri de FIFA Dünya Kupası Resmi Sponsoru olarak futbola destek veriyor. FIFA ile yapılan bu anlaşma uluslararası resmi bir spor kurumu ile bir şirket arasındaki ilk sponsorluk anlaşması olarak tarihe geçti.

Coca-Cola: Uzayda Tüketilen İlk Alkolsüz İçecek
1986 yılında, Coca-Cola şirketi 100. yılını kutlarken, Challenger uzay mekiği astronotlarının, görevleri sırasında uzay için hazırlanan kutuyu test etmeleriyle Coca-Cola, uzayda tüketilen ilk alkolsüz içecek olma unvanını elde etti.

Coca-Cola’nın Bir de Koleksiyoner Kulübü Bulunuyor
Coca-Cola, en bilinen ve sevilen markalardan biri olmasının yanı sıra Coca-Cola koleksiyonerleri ile de ilgi çekiyor. 1974 yılında küçük bir grup olarak kurulan Coca-Cola Koleksiyoncular Kulübü, bugün 28 ülkeden yaklaşık 5.000 üyeye sahip.

2008 yılında, iki Coca-Cola hayranı tarafından oluşturulan Facebook sayfası ise Ocak 2011 itibariyle 22 milyondan fazla hayranı ile Facebook ve Youtube sayfalarından sonra üçüncü sırada yer alıyor.

Gelmiş Geçmiş En İyi Coca-Cola Reklamları
Coca-Cola, büyük ilgi gören reklam kampanyalarıyla da gelmiş geçmiş en iyi televizyon reklamlarına sahip şirket olarak biliniyor. Özellikle 1971 yılında yayınlanan ve reklam şarkısı bir çok ülkede müzik listelerinde bir numaraya çıkan “I’d Like To Buy The World A Coke”, 1979 yılında Amerikan futbolunun ünlü ismi Joe Greene’in rol aldığı “Mean” ve 1993 yılında gösterime giren kutup ayılarının Coca-Cola’nın ikonu haline gelmesini sağlayan “Northern Lights” gelmiş geçmiş en iyi televizyon reklamları arasında yer aldı.

Coca-Cola Türkiye’de 47 Yaşında
Dünyanın en değerli markalarından Coca-Cola, 18 Eylül 1964’te  “Dünyaca Meşhur Coca-Cola Şimdi de Memleketimizde” sloganı ile Türkiye pazarına girdi. İstanbul’da Bakırköy, İncirlik’te faaliyete geçen şişeleme tesisi, o tarihte Coca-Cola’nın dünyadaki 1916. fabrikası oldu. 1968 yılında Ege’de, 1969 yılında Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde dağıtılmaya başlanan Coca-Cola, 1986 yılında İzmir Kemalpaşa’da açılan fabrikasıyla, Türkiye’de günde 1 milyon şişe üretime ulaştı. 1989 yılında, Türkiye’de ihracat rakamı 10 milyon dolara ulaştı. 1996 yılında Bursa ve Mersin’de iki fabrikasını aynı gün üretime başlatan Coca-Cola, bugün Türkiye’de Çorlu, Ankara, İzmir, Bursa, Mersin, Elazığ, Sapanca ve Köyceğiz olmak üzere toplam sekiz fabrikasında, 8 farklı kategoride, 15 farklı markada alkolsüz içecek üretiyor. Bu markalar Coca-Cola, Coca-Cola light, Coca-Cola Zero, Fanta, Sprite, Schweppes, Sensun, Cappy, Doğadan, Nestea, Powerade, Burn, Gladiator, Damla Minera, Damla Su.

Önümüzdeki 10 yılın en önemli sorunu

In Yeme-İçme on 30 Nis 2011 at 13:24

Bazı bilim adamları su kesintisinin önümüzdeki 10 yıl içinde en önemli sorun olacağını tahmin ediyorlar.

Artan nüfus, iklim değişikliği gibi faktörlere bağlı olarak her gün dikkat etmeden kullandığımız ve boş yere harcadığımız su çok değerli bir kaynak haline geliyor.

Suyun korunmasının 2 kategoride sağlanabileceğini belirten uzmanlar, bunların mühendislik ve teknoloji olduğunu belirtiyorlar. Bütün olarak suyun korunması planı, mühendislik ile davranışsal pratiklerin bir arada olmasını gerektiriyor.

Mühendislik pratikleri:

1. Evinizde sızıntı yapan tuvalet veya musluk olup olmadığını kontrol edin. Bu sızıntıları tamir ettirin ya da siz sızıntıyı durdurun.

2. Eski tuvaletleri daha yeni, az su harcayan modellerle değiştirin. 1992 yılı ve öncesi yıllara ait olan tuvaletlerin sifonları daha fazla su harcıyor. Eğer tuvaletinizi değiştiremiyorsanız sifonun içine 2 litrelik su şişesi yerleştirin. Böylece sifonu her çekişinizde daha az su tüketeceksiniz.

3. Tüm musluklarınızın aeratörlü olmasına özen gösterin. Duş başlığınızı kontrol edin. Daha az su tüketen tasarruflu başlıklar ile değiştirin.

4. Mutfak lavabonuzun yanına su ısıtıcı kurun. Böylece suyun ısınmasını beklerken daha az su tüketirsiniz.

Davranışsal pratikler

1. Dişinizi fırçalarken, tıraş olurken veya suyu kullanmadığınız zamanlarda musluğu kapalı tutun.

2. Banyo yapmak yerine kısa duşlar alın. Böylece daha az su tüketirsiniz.

3. Çamaşır ve bulaşık makinenizi iyice dolduktan sonra çalıştırın.

Arabanızı yıkamanız, bahçenizi sulamanız gerekiyorsa bunu sabah uyanınca ya da akşamları yapmaya özen gösterin.

Sesini seven, su içsin!

In Yeme-İçme on 17 Nis 2011 at 15:02

Sesini seven, su içsin!

Su, ses sağlığımızın da vazgeçilmezi. Uzmanlar, ses sağlığını korumak için saat başı bir bardak su içilmesini öneriyor.

Su, ses tellerini nemli tutarak, zarar görmesini önlüyor. Ses tellerinin kuruması, aşınmaya neden olduğu için birçok soruna da zemin hazırlıyor.

Dünyada 16 Nisan tarihi “Dünya Ses Günü” olarak kutlanıyor. Bu günde uzmanlar topluma seslerinin sağlığını nasıl koruyabilecekleri hakkında bilgiler veriyor. Günlük hayatta yanlış kullanım sonucunda ses tellerimiz zarar görebiliyor. Ses kısıklığının iki haftadan fazla sürmesi bazen gırtlak kanserinin habercisi olabiliyor. Bu nedenle ses sağlığının korunması, gırtlak kanserinden de korunmak anlamına geliyor.

KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz, sesi korumanın birinci kuralını şöyle açıklıyor: “Her saat başı bir bardak su için. Günde 10 bardak su içmek, ses tellerinizi nemli tutacağından sesinizin de korunmasını sağlar. Çünkü ses tellerindeki kuruluk aşınmayı artırır.”

Ses sağlığını korumanın yolları hakkında sık sorulan soruları yanıtlayan Prof. Dr. Ferhan Öz, sağlıklı ses hakkında şu bilgileri verdi.

SESİ YORMAMAK İÇİNGÜNDE 10 BARDAK SU İÇİN

“Sesimizi yaralanmalardan, dış ortamdaki tahrişlerden uzak tutmamız lazım. Bunun için de en önemlisi bol su içmeye özen göstermektir. Bunun için de günde 10 bardak su içilmesi, sesin korunmasının etkili bir şekilde yapılabilmesi açısından önem taşıyor. Nemli ortamda ses telleri daha az aşınır. Eğer su içmezsek ses telleri de kurur ve zorlanmaya başlar, aşınır.

SESİN DÜŞMANI OLABİLECEK DAVRANIŞLAR

• Gereğinden yüksek tonlarda ses çıkarmaya çalışmak ve gereğinden fazla konuşmak sesi yorar. • Maça gidip aşırı derecede ve uzun sürelerle bağırmak ses tellerinde kanamaya ve dolayısıyla ses sorununa neden olur. Bu nedenle daha az maça giden bir kişinin, sürekli maça giden fanatiklerle 90 dakika boyunca bağırması yanlıştır. Bu bağırma yüzünden ses telinde polip oluşabilir.
• Sesimizde gereksiz yere yüksek tonlara çıkmaktan uzak kalmalıyız. Uzun süreli konuşmalarda da sesimizi düzgün kullanmaya çalışmamız lazım. Sesin her zaman kullanıldığı tonlarda kullanılması önemli.

• Sesini profesyonel olarak kullanan herkeste nodül olabilir. Nodül, ev hanımlarında da olur. Çocukların yaramaz olması, annelerinin onları sürekli ikaz etmek durumunda kalması bile bağırıp çağırmaya, dolayısıyla ses tellerinin aşırı derecede zorlanmasına neden olur.

SES KISIKLIĞI HANGİ HASTALIKLARIN HABERCİSİ?

Sesimizde her oluşan kısıklığın nodüle yol açacağını söyleyemeyiz. Ses kısıklığının altında daha kötü şeyler olabilir. Amerikan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Akademisi ses kısıklığı iki haftayı geçiyorsa mutlaka bir KBB uzmanına başvurulmasını istiyor. Bu sayede erken başlayan kanser vakalarının bir an önce yakalanabiliyor.

• Gırtlak kanseri ameliyatlarına bakınca eskiden bu ameliyatlar daha sık yapılıyordu ve tüm gırtlak alınıyordu. Şimdi daha erken yakalandığı için hastalık da erken teşhis edilebiliyor. Lazer uygulamasıyla ses kısıklığı sorunu yaşayanlar tedavi edilebiliyor ve aynı gün hastaneden çıkabiliyor. Bu aşamalara gelmemek için sigara ve alkolden uzak durulması gerekiyor.

• Aynı şekilde reflü hastalığı da sesi bozuyor. Gırtlak kanserinin altında yatan bir numaralı etken, sigara ve alkol kullanımıdır. Bu maddelerin kullanımı bağışıklığı olumsuz etkiler. Reflü hastalığı yüzünden oluşan mide asidi, ses tellerine çıkarak kansere yol açabilir, ses hastalıklarına yol açabilir. Bu nedenle mideye de dikkat edilmesi gerekir.

Kaynak: NTV

Adaletin bu mu Dünya?

In Yeme-İçme on 17 Nis 2011 at 14:49

Adaletin bu mu Dünya?

ABD’nin başkenti Washington’da düzenlenen IMF-Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında, “Küresel İzleme Raporu 2011: Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine (BKH) Ulaşılması Olasılıklarını Artırmak” başlıklı rapor yayımlandı. IMF ve Dünya Bankası‘nın raporunda günde 1.25 dolardan daha az parayla geçinen
insanların sayısının, 2015 yılında 883 milyon civarında olmasının beklendiği ifade edildi. Bu sayının, 2005 yılında 1.4 milyar, 1990 yılında da 1.8 milyar olduğu belirtildi
IMF ve Dünya Bankası‘nın raporunda, gelişmekte olan ülkelerin üçte ikisinin, aşırı yoksulluk ve açlıkla mücadele konusunda belirlenen kilit hedeflere ulaşılmasında  doğru yolda ilerlediği ya da bu hedeflere çok yaklaştığı, ancak en yoksul ülkelerin acil
yardıma ihtiyaç duyduğu belirtildi.

‘YAPILACAK DAHA ÇOK İŞ VAR’
Bu sayının, 2005 yılında 1.4 milyar, 1990 yılında da 1.8 milyar olduğu belirtildi.
Dünya Bankası Kalkınma Beklentileri Dairesi Direktörü Hans Timmer, “BKH’lere  ulaşmanın gelişmekte olan ülkeler için önemli bir başarı olduğunu, ancak yoksulluğun
azaltılması ve sağlık koşullarının geliştirilmesi konusunda başarılı ülkelerde bile  yapılacak çok işin bulunduğunu” söyledi.
Yoksullukla mücadelenin iyi bir şekilde ilerlediği belirtilen raporda, şu anki ekonomik tahminler temel alındığında, dünyanın, aşırı yoksulların sayısının yarı düzeyde  azaltması konusunda doğru yolda ilerlemeye devamettiği belirtildi.

GIDA FİYATLARI FAKİRLİĞE İTİYOR
Öte yandan Dünya Bankası, Avrupa ve Orta Asya’da gelişmekte olan ülkelerin tamamında bu yıl büyüme beklendiğini,ancak gıda ve enerji fiyatlarının artmasının  bazı ülkeleri daha kırılgan hale getireceğini bildirdi. Artan gıda ve enerji fiyatlarının ise Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 5.3milyon civarındaki kişinin daha yoksulluğa  sürüklenmesine neden olabileceğinin tahmin edildiği açıklandı.

G-20 ülkelerinin hepsi ekonomik check-up yaptıracak
G-20 ülkeleri, 2007- 2009 finansal krizinin tekrarını önlemeye dönük planın parçası olarak, ülkelerin ekonomi politikalarının, küresel ekonomiye getirdiği potansiyel riskleri ölçecek bir ”çerçeve” üzerinde anlaşmaya vardı. IMF Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında, yapılan G-20 ülkeleri Maliye Bakanları ve Merkez Bankaları Başkanları Toplantısı’nın ardından yayımlanan sonuç bildirisine göre G- 20 ülkeleri,  olitikaları küresel istikrara tehdit oluşturan ülkeleri tanımlamak için bir tarama süreci  prosedürü izlenecek. Bu kapsamda, G-20 ülkelerinin tamamı, daha önceden üzerinde uzlaşılan parametreler temelinde ekonomilerinin ”sağlığı” konusunda testlerden geçecek.

TÜRKİYE’Yİ TURHAN VE ÇANAKCI TEMSİL ETTİ
G-20 ülkeleri Maliye Bakanları ve Merkez Bankaları Başkanları Toplantısı’nda Türkiye’yi, Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakcı ve Merkez Bankası Başkan Yardımcısı İbrahim Turhan temsil etti.

DENGESİZLİKLERE BAKILACAK
İki aşamalı bir analiz yapılacağını belirten İbrahim Turhan, ”Sonuçların dünyadaki dengeli büyüme açısından risk teşkil edip etmediği incelenecek. Risk teşkil eden Cannes zirvesinde liderler tarafından ele alınacak” dedi.

5 milyon kişi fakirleşecek

In Yeme-İçme on 16 Nis 2011 at 20:07

5 milyon kişi fakirleşecekGıda ve enerji fiyatlarındaki artış milyonlarca insanı sıkıntıya sokacak.

Dünya Bankası, Avrupa ve Orta Asya’da gelişmekte olan ülkelerin tamamında bu yıl büyüme beklendiğini, ancak gıda ve enerji fiyatlarının artmasının bazı ülkeleri daha kırılgan hale getireceğini bildirdi.

IMF-Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki duruma ilişkin basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda konuşan Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesi Strateji ve Operasyonlar Direktörü Theodore Ahlers, bölgedeki birçok ülkenin, 2008 ve 2009′da ekonomilerindeki keskin düşüşlerin ardından 2010 yılında büyümeye geri döndüğüne dikkati çekerek, bu yıl da bölgedeki bütün ülkelerin büyümesinin beklendiğini söyledi.

Ancak yine de 2010 yılında bölgenin yüzde 4,5 civarında kalan yıllık büyüme oranının, diğer bölgelerin çok altında kaldığını belirten Ahlers, 2011-2013 yıllarına ilişkin tahminlerin de bölgenin büyüme oranlarında az miktar daha güçlü bir performansın görüleceğini ortaya koyduğunu bildirdi.

Ahlers, artan gıda ve enerji fiyatlarının ise Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 5,3 milyon civarındaki kişinin daha yoksulluğa sürüklenmesine neden olabileceğini tahmin ettiklerini açıkladı.

Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesi Ekonomik İdaresi ve Yoksullukla Mücadele Direktörü Yvonne Tsikata da artan enerji ve gıda fiyatlarının Ermenistan, Gürcistan, Kırgızistan, Moldova ve Tacikistan gibi birçok ithalatçı ülkelerin kırılganlıklarına yenisini eklediğine işaret etti.

Tsikata, buna karşın, dünya petrolünün yüzde 15′ini üreten Azerbaycan, Kazakistan ve Rusya’nın büyüme ile cari hesap ve mali dengesini artıran yüksek fiyatlardan yarar sağladığını bildirdi.

‘EN FAZLA YOKSULLUK KIRGIZİSTAN’DA’

Bölgede gıda ve enerji fiyatlarının artması nedeniyle en fazla yoksulluğun yüzde 11 oranla Kırgızistan’da yaşanması bekleniyor. Kırgızistan’ı yüzde 9 oranıyla Ermenistan ve Gürcistan takip ediyor.

Toplantıda, ülkelerin yoksullukla mücadelede sosyal yardımlara ağırlık vermesi, tarımsal üretimin artırılması ve fiyat kontrolü ile ticaret kısıtlamalarından kaçınılması önerisinde bulunuldu. Ülkelerin enerji ihtiyaçlarını azaltma yolları aramaları ve yatırımlarını tekrar gözden geçirmeleri de tavsiye edildi.

Buna göre, gıda ve enerji fiyatları enflasyonu, bölgedeki düşük gelirli ülkeler arasında en üst düzeyde. Bu açıdan da Kırgızistan birinci sırayı alıyor.

Bölgedeki birçok ülkenin, küresel ekonomik kriz nedeniyle hala düşük ücret ve işsizlik sorunuyla mücadele ettiğine de dikkat çekiliyor.

9 büyük marka, mama yerine zehir yedirdi!

In Yeme-İçme on 11 Nis 2011 at 13:14

9 büyük marka, mama yerine zehir yedirdi!

Avrupa Komisyonu Besin Standartları Ajansı, pek çok uluslarası markanın bebek mamasında arsenik, ağır metal ve kurşun gibi zehirli madde buldu.

Anne sütünden kesilen bebeklerin beslenmesi için piyasaya sürülen uluslararası markaların mamalarının içeriğinde başta arsenik, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metaller içeren zehirli maddeler saptandı.

Avrupa Komisyonu Besin Standartları Ajansı’nca  mamaların güvenliği konusunda yapılan araştırmada, bilim adamları 4 aylık ila 1 yaş arasındaki bebekler için üretilen formül sütleri test etti.

Bilim adamları günde iki kez pirinç ve yulaf lapası gibi hazır mamalarla beslenen çocukların 50 kat fazla arseniğe maruz kaldığını belirledi.

Ağır metal oranı 150 kat fazla

Avrupa’da satılan Organix, Hipp, Nestle ve Holle gibi 9 uluslararası mama markalarına aitürünlerinin de test edildiği araştırmada, ‘anne sütüne eşdeğer’ olarak lanse edilen formül sütlerde zehirli maddelerin yanı sıra beyin ve böbrek hasarlarına yol açan kadmiyum gibi ağır metallerin 150 kat, kurşunun ise 8 kat fazla olduğu ortaya çıktı.

İsviçreli araştırmacılar, mama üreticilerinin her ne kadar ‘resmi toksik element düzeyini aşmamış oldukları’ bulgusuna ulaşsalar da, sonuçların ürkütücü olduğunu duyurdu.Kurum, “Tamamlayıcı mamalardaki zehirli elementler alarm seviyesinde. Pirinç bazlı bazıgıdalardaki yüksek konsantrasyondaki arsenik endişe verici boyutta. Mama firmalarına acilen kısıtlama getirilmeli” dedi.

TELEGRAPH – Star


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.