H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

‘Yenilik’ Kategorisi için Arşiv

Piramitlerden daha eski tapınak

In Yenilik on 16 May 2011 at 18:01

Bu İddiayı, Türkiye’de Göbekli Tepe’de, İnsanoğlu Tarafından İnşa Edilmiş En Eski Tapınakları Bulan Arkeolog Klaus Schmidt İleri Sürüyor.

La Repubblica Gazetesinin Haftalık Magazin Dergisi’nde yayımlanan makalede şunlara yer verildi;

Evet, yeryüzü cenneti vardı ve onu kaybettik. Onu doğayla aramızdaki anlaşmayı bitirmeye karar verdiğimiz zaman kaybettik. Ünlü Berlin Arkeoloji Enstitüsünden Klaus Schmidt’in kaleme aldığı ve bugünden itibaren kitapçılarda bulunabilecek olan “Costruirono i Primi Templi” (İlk Tapınakları İnşa Ettiler- Oltre Yayınları, 286 sayfa) adlı kitapta betimlenen, son yılların en yankı bulan arkeolojik buluşlarından birinin ortaya koydukları böyle görünüyor. İtalya’da çıkan baskısı, kitabın Almanya’da basımından dört yıl sonra gelen ilk çevirisi. Diğer ülkelerde eylül ayında çıkacak ancak İngilizce yayımlanması öngörülmüyor; şu ana dek kabul gören insanlık tarihinin rekonstrüksiyonunu tamamen yeniden gözden geçirme fikrini pek hazmedemeyen Anglosakson arkeoloji elitlerinin husumeti buna neden gibi görünüyor.

Güney Afrikalı arkeolog David Lewis-Williams’ın tabiriyle, “Dünyanın en önemli arkeolojik sitesi”nin adı Göbekli Tepe ve Suriye sınırına yakın Urfa kentinin kuzeyinde bulunan oldukça mütevazı bir tepe. Bu bölge, “verimli yarım ay” denilen ve Filistin’i, Türkiye’nin güneydoğusunu ve Irak’ı kapsayan alanın en kuzeyde kalan kesimi. Yaklaşık 11 bin yıl önce burada, avcılık yapan kabileler yabani tahıl toplamaya ve daha sonra ekmeye başladı ve böylece tarımı icat ettiler ve bir dizi yeniliğe (yazı, şehir, anıtlar, devletler) hayat verdiler.

1994 senesinde Klaus Schmidt, verimli yarım ayın kuzeyinde bulunan neolitik sitelerde inceleme yaparken otuz yıl öncesinde Amerikalı bir grubun ziyaret ettiği ve “ortaçağ mezarlığı” olarak ortaya attığı Göbekli Tepe’ye bir göz atmaya gitti ve mezar taşı olduğu sanılanların, aslında neolitik T şeklinde sütunlar olduğunu anladı. Daha sonraki kazı dönemlerinde Schmidt ve Türk meslektaşları dört büyük megalitik çemberi ortaya çıkardı: T şeklindeki 43 sütundan oluşan, 10 ila 30 metre çapında çemberlerdi ve sütunların üzeri,  yılanlar, tilkiler, yaban domuzları, aslanlar, eşekler, boğalar, böcekler ve örümceklerle süslenmişti. Schmidt, “Yani bir taş çağı hayvanat bahçesi ama bazı figürler, hayvan kılığına bürünmüş şamanları da temsil ediyor olabilir.” diyor.

Esas şoke edici gelişme, muhtelif arkeolojik katmanlarda bulunan hayvan kemiklerinin tarihlendirme sonuçları sırasında yaşandı: Göbekli Tepe’nin 11 bin yıl önce inşa edilmeye başlandığı ve 1500 yıl boyunca devam ettiği anlaşıldı. Başka bir deyişle, Firavunlar Giza Piramitlerini; Keltler Stonehenge’i kurarken Göbekli Tepe’nin megalitik daireleri 6-7 bin yıllıktı. Schmidt şöyle anlatıyor: “Kimilerinin her biri 50 ton ağırlığında olan sütun blokları, henüz tekerleği, seramiği veya metalleri keşfetmemiş ve hatta tarımı yahut hayvan yetiştirmeyi henüz bilmeyen binlerce insan tarafından inşa edildi. Nitekim kazı alanında sadece vahşi hayvan kemiklerine rastladık.”   Ancak sürprizler burada bitmiyor. Sütunların üzerinde kazılmış başlıca figürlerin altında, hayvan ve yarım ay, çember veya bir nevi “h” kombinasyonlarından oluşan semboller göze çarpıyor. Schmidt’e göre “Görüntü itibarıyla Mısır hiyerogliflerini çok andırıyor. Muhtemelen resim yazısı söz konusu,  bu figürler aracılığıyla insanlar bilgiye ulaşıyordu. Yani yazının temel fikri, binlerce yıl öncesine kayıyor.”

Bu anıtsal kompleks ne işe yarıyordu? “Göbekli Tepe halkının sembolik ve manevi dünyasını yeniden oluşturmak imkânsız ama burada her şey kutsallıktan bahsediyor.” Kısacası, bir nevi neolitik katedral, insanlığın her türlü ibadet mekânlarının ilk örneği.

Bu devasa girişimin muazzam boyutları, Schmidt’e göre müthiş bir “yan etki” ortaya çıkarmış olmalı: “Bu anıtı inşa eden binlerce insanın geçimini sağlamak için bir noktadan sonra av yeterli olmamış olsa gerek. Göbekli Tepe’den birkaç kilometre mesafede Karaca Dağ adlı mevki bulunuyor ve burada ekilerek yetiştirilen buğdayın yabani ilk örnekleri bulundu. Bu doğal tahıl tarlalarından, bol ve muhafazası kolay besin elde etmek için tohum toplamaya başlamış olsalar gerek. Daha sonra da ekme işlemine geçilmiş.” Dolayısıyla Schmidt’e göre insanların tarıma yöneldiğini anlatan insan anıtlarından ilkiydi. Dünyada buzullaşmadan daha iki bin yıl önce çıkmış su, çayır, ormanlarıyla Göbekli Tepe, avcı-toplayıcıların cenneti olmuş olsa gerek.

Ancak tarımın icat edilmesi, o cennet için son anlamına geldi. Bölgeye gelen yeni çiftçi toplum, antik tapınağı, metrelerce toprağın altında ortadan kaldırmaya karar vermiş olmalı. Kısacası Göbekli Tepe, insanın “yeryüzü cennetini” terk edip “ve sen toprağı alnının teriyle süreceksin” çağına girdiği yer olabilir. Pek çok yönden avantajlı bir değişim, ama herkes için değil..

BYEGM

Katlanabilir Kağıt Bilgisayar

In Yenilik on 05 May 2011 at 09:57

katlanabilir-kagit-bilgisayar

Devrim niteliğindeki nanoteknoloji araştırmaları, akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarların gelecekte esnek yapıda olabileceklerini haber veriyor. Kanada ve ABD’deki bilim insanları, katlanabilir kâğıt inceliğinde bilgisayar geliştirdi.Kanada’nın Ontario kentindeki Queen’s Üniversitesi ile ABD’deki Arizona Eyalet Üniversitesi’nin ortak çalışmasıyla imal edilen kağıt bilgisayar, ‘PaperPhone’ adı verilen bir prototip akıllı telefon ve ‘Snaplet’ ismindeki esnek bileklik cihazında kullanıldı.

‘Katlanabilir iPhone’ lakabı takılan PaperPhone, 9,5 santimetre uzunluğunda köşegen, esnek, kıvrılabilir bir E-Ink ekranından oluşuyor. Elektrik alanla pozisyonunu değiştiren ve ışığı yansıtan yüklü parçacıkların kullanıldığı E-Ink, arka plan ışığına ihtiyaç duymayan ve kâğıt baskıya yakın sonuç veren panel teknolojisi olarak açıklanıyor. Her şartta kullanılabilecek olan bilgisayar, cebe de rahatça sığabiliyor.

Teknolojinin uygulandığı diğer aygıt ise bileklikle kullanılan ‘Snaplet’. İki üniversitenin diğer çalışması olan Snaplet, kola takılabilen bir tablet bilgisayar görünümünde.

Çalışmaları hakkında bilgi veren Queen’s Üniversitesi’nden Roel Vertegaal, “Geleceğin bilgisayarları işte bunlar. 5 yıl içerisinde bütün bilgisayarlar bu şekilde üretilmeye başlanacak. Küçük interaktif bir kâğıt gibi görünüyor, hissediliyor ve işliyorlar. Bir cep telefonu ya da tablet bilgisayar gibi kullanabilirken kenarlarını bükebiliyor ve üstüne yazı yazabiliyorsunuz” dedi.

Kağıt bilgisayar, Kanada’nın Vancouver şehrinde 10 Mayıs’ta düzenlenecek olan Computer Human Interaction (CHI 2011) konferansında ilk kez tanıtılacak.

Klavyeleri çöpe attıracak yazlım

In Yenilik on 21 Nis 2011 at 13:41

Hakan Göksel‘in haberi

Türkiye’de ve dünya çapında ilkleriyle, üniversite ve sanayi işbirliğinin başarılı örneklerinden ve tamamen yerli mühendislerden oluşan Sestek, GVZ FreeTalk ile kalemi rafa kaldırıp, klavyeleri çöpe attırmaya hazırlanıyor..

İnovatif ve farklı çözümleriyle geleceğin teknolojisi üzerine çalışan şirket “sesi yazıya, yazılı metni sese çeviren ve bilgisayarı sesle kumanda etmeye yarayan yazılımı” ile alışkanlıkları değiştireceği iddiasında.

GVZ FREETALK NEDİR?

Yazılım bilgisayar ve mikrofonla çalışıyor. Dışarıdan yüklenen ses dosyalarını, ses kayıtlarını tanıyıp, yazıya çeviriyor. Konuşmaları yazıya döküyor, elektronik ortamdaki metinlerin anlaşılabilir bir biçimde ve ‘insan sesi’ doğallığında seslendirilmesini sağlıyor.

Yazılım sayesinde, bilgisayarda ‘yazı yazılabilen, tüm office uygulamalarının yanı sıra, ‘internet explorer’da, hesap makinesinde ve Dos uygulaması gibi yazı yazılabilen alanlarda kullanılıyor.

Bununla da kalmıyor, ‘facebook’, ‘twitter’ gibi sosyal ağların yanı sıra ‘msn messenger’ ve ‘Skype’ gibi uygulamalarda da kullanılıyor. Kısacası bilgisayarda yazı yazılabilen her alanda çalışıyor. Yazılım bazı faks cihazlarıyla da uyumlu sesle faksı kontrole imkân sağlıyor.

Speech to Text Ailesi adı verilen bu yazılım doktorlardan hukukçulara, öğrencilerden işadamlarına, öğretmenlerden, yazarlara ve gazetecilere kadar geniş bir kesime hitap ediyor.

Yazılımın FreeTalk çeşidi normal kullanıcılara yönelik iken MediTalk doktorlara, JustTalk da avukat, hakim kullanve savcılara hitap ediyor. Patoloji, radyoloji ve kardiyoloji gibi uzmanlık alanlarındaki doktorlar için sadece o alanda eğitilen yazılım yalnız doktorların dilini konuşuyor. Hukukçulara yönelik olarak hâkim, savcı ve avukatlar için hazırlanan JustTalk adı verilen yazılım hukuki terimlerle zenginleştirilmiş!

Haber 7 Ekonomi Editörü Hakan Göksel; Sestek Direktörü Serdar Karadayı ile sesi yazıya çeviren GVZ Free Talk hakkında konuştu. Karadayı ‘konuşmayı yazıya dökme’nin çok geniş bir kavram olduğundan bahsetti.

Karadayı, Sistemin ABD de yıllardır kullanıldığı bilgisini verdi. İngilizce’nin yaklaşık 65 bin kelimeyle konuşulan kolay bir dil olduğunu, sondan eklemeli ve cümle yapılarının Türkçe’deki kadar devrik olmadığını hatırlattı.

Türkçenin zor bir dil olduğunu söyleyen Karadayı, Türkçe’de sadece “gözüm” kelimesinden 4 bin kelime türetilebildiğini söyleyerek yazılımın mantığını şöyle özetledi “Örneğin ‘gözüm’ dediğinizde ve bilgisayar ‘gözün’ yazdığında, bizce yüzde 80 doğru yazıyor sizce yüzde 0, çünkü sonuç anlam beklentilerinizi karşılamıyor.”

Kim konuşursa konuşsun sesi algılıyor yazıyor”

Yazılım, konuşmacıdan bağımsız çalışıyor. Kim konuşursa konuşsun sesi algılıyor ve yazıya çeviriyor. Karadayı, yazılımın 400 kelimelik ve en fazla bir saat süren ses alıştırılmasıyla başarı şansının çok daha yükseleceğini söylüyor.

kullanKaradayı sistemle ilgili olarak şunları aktardı“ Aslında bu bir akıllı sistem. Konuşmacıdan bağımsız çalışıyor ve kim konuşursa konuşsun sesleri algılıyor ve yazıya çeviriyor. Yapılacak ses alıştırmalarıyla yazılımın başarı yüzdesini arttırmak da mümkün.

Arkada bir sözlüğü olduğunu düşünün, kök-ek tanıma mimarisine sahip… MediTalk’ta sözlük biraz kısıtlı, onların zaten diyecekleri sınırlı. Doktorlar arasında ürünün ihtiyaç boyutu çok yüksek özellikle Patoloji, Radyoloji ve Kardiyoloji gibi uzman doktorlar zamanlarının çoğunu rapor yazmaya ayırıyor ama bu yazılım sayesinde artık zamandan tasarruf edebiliyorlar.

Ama FreeTalk’ta da güncel yaşam kelimeleri var. Eğer söylediğiniz kelimeleri yazmıyorsa bunu sözlüğe ekleme şansız var. FreeTalk’ın ayrıca şöyle bir özelliği var, örneğin gitmek fiili sözlükte yok mesela; bunun yerine git var. Önce git kelimesini alıyor sonra ona gelebilecek ekleri sıralıyor morfolojik olarak.”

Sesi yazıya dökerken başarıya etki eden faktörler

Karadayı yazılımın başarısından bahsederken “insanlarda aslında şöyle bir algı var. Neden yüzde 90 da yüzde 100 değil? Aslında bu imkânsız! Telefonla konuşulurken bile insan karşıdaki sesi yüzde 100 duyamaz. Örneğin ben Sestek’ten arıyorum diyorum, karşımdaki destek anlıyor. Yüzde 100 olamaz. Yüzde 90 bile büyük bir başarı. İnsan kulağı bile %95 duyar” diyor.

Karadayı ürünün başarısını etkileyen unsurları da şöyle anlatıyor: Kayıt alınan mikrofon kalitesi,kullan ortamdaki birden fazla sesin olması başarıyı etkiliyor. Anlaşılır ve tane tane konuşulduğu sürece ürünün başarısı artıyor.

Bunun yanı sıra ürünü bir de sesinizle eğittiğinizde başarı yüzdesi 5-6 puan artabiliyor. Çok hızlı konuşulduğu durumlarda yazılım zaman zaman karıştırabiliyor.

Konuşurken zaman zaman sesiniz yüksek ya da alçak çıkabiliyor, bu gibi durumlarda, önceden yapılan ses eğitimi, sesin içerisindeki frekansları algılayarak, ne kadar farklı ses tonuna sahipsiniz bu yönde eğitebiliyorsunuz.

En fazla birkaç saniye gecikmeyle yazıya döküyor

Normal günlük konuşmadaki hıza göre, en fazla birkaç saniye gecikmeli ve çoğu zaman anında yazabiliyor.

Windows uyumlu olan yazılım, bilgisayar işlemcisini biraz fazla kullanmasından dolayı özellikleri yetersiz bir bilgisayarda yavaş çalışabiliyor. Fakat bu yavaşlık üründen değil, işlemciden kaynaklanıyor. Bilgisayar ne kadar iyi ise sistem de o kadar hızlı çalışıyor.

Kullanamama alanların bunlarla da sınırlı değil, Twitter, Facebook, Google gibi uygulamalarda açma kapama ve yazı yazma işlemini gerçekleştirebiliyorsunuz.

Sadece sesi yazıya değil yazıyı sese de çeviriyor

Karadayı, programda sadece sesi yazıya dökme özelliğinin olmadığını, yazılı metinleri sese çevirme özelliğinin de olduğu belirtiyor. Örneğin herhangi bir makalenin sese çevrilip iPod gibi cihazlarla istenilen yerde dinlenebileceği bilgisini veriyor.

Bu anlatılan özelliklerin yalnızca ‘deşifre modu’na ait olduğunu, bunun yanı sıra ‘komut modu’ özelliğiyle bilgisayarı sesle yönetmeye imkân tanındığını aktarıyor. Üstelik sisteme “interneti aç, word’ü aç” gibi komutlar eklemek de mümkün!

kullanYazılım 1 yılda çok yok kat etti

Bu yazılımın yaklaşık 1-1,5 senedir piyasada olduğunu söyleyen Karadayı, ürünün ilk çıktığı döneme göre çok geliştiğini anlattı.

Karadayı “Ürünü ilk doktorlarla çıkartmıştık. Şu andaki durumu için ilk hali demek doğru olmaz. Ürün bir hayli gelişti. İlk çıkışı da başarılıydı. Ama biz şimdi daha hızlı yapabilir miyiz diye üzerinde uğraşıyoruz.

Örneğin kelime doğruluğu yüzde 70, harf doğruluğu yüzde 90, tüm çalışmalarımız, bunu nasıl artırabiliriz üzerine yoğunlaşıyor.

Zaman zaman da kullanıcı ara yüzünde değişiklikler yapıyoruz. Bunun yanı sıra başka hangi meslek gruplarını ekleyebiliriz diye çalışıyoruz. Aslında bu süreçte sadece arka plandaki sözcükler değişiyor. Terimler ekleniyor ” dedi.

“Biz arkada yapay zeka kuruyoruz”

Yazılma her türlü kelime veya terimler yüklenebiliyor olmasına rağmen neden farklı meslekler için ayrı ürünler ürettiklerini sorduğumuz Karadayı bu soruya şöyle cevap verdi:

Günlük konuşma için hazırladığımız yazılımımızı alıp terimler ekleyebilirsiniz fakat örneğin MediTalk gibi başarılı olmaz. İş sadece kelime eklemekle de bitmiyor. Biz aynı zamanda arkada akustik bir model kuruyoruz. Yani yapay zeka kuruyoruz, örneğin bu kelime buraya gelebilir, gelemez gibi…

Dilbilgisi kurallarını da uygulayabiliyor

Yazılımın, ‘kelime mi, harf mi yoksa cümle mi?’ analiz ettiğini sorduğumuz Karadayı, “Ar-Ge çalışmasında 2 temel metodu kullanabiliyorsunuz, bir kelime tanıma, bir de kök-ek mekanizması var. (Ama meslek grupları için daha doğru değil) bu mekanizma daha çok son kullanıcılar için ve bu sayede sözlükte bulunmayan kelimeyi çıkartabiliyoruz” diye cevap verdi.

Türkçe’de ğ, ç, ş gibi harflerin olduğunu bunlarla ilgili sorun yaşanıp yaşanmadığını sorduğumuzda Karadayı, “bunların tamamının sistemde tanımlanmamış olduğunu ve kök ek yöntekullanmi sayesinde sorun çıkmadan kullanılabiliyor” dedi.

Karadayı yazılımın, Türkçe’deki dilbilgisi kurallarıyla da uyumlu olduğunu, harf yumuşaması, harf ya da hece düşmesi gibi özelliklere rahatlıkla uyum sağladığını anlattı.

GVZ FreeTalk’ın fiyatı

Pazar alanının çok geniş olduğunu belirttiğiniz GVZ Free Talk’ın pazarlama stratejisiyle ilgili sorularımızı cevaplayan Karadayı, ürünü nihai kullanıcıya ulaştırmak için herhangi bir pazarlama stratejisine başvurmadıklarını söyledi.

Hastanelerle çalıştıklarını, Yargıtay ve Adalet Bakanlığı ile yoğun temaslarının olduğunu ve yazılımın 500-600 kadar hakim tarafından bireysel olarak kullanıldığı bilgisini verdi.

Ürünün fiyatının 150 lira ile 3000 lira arasında değiştiğini aktara Karadayı, bilgisayar şirketleri aracılığıyla nihai kullanıcılara ulaşmak istedikleri belirtti.

Basit olan yazılımda da profesyonel olanda da fiyatların uygun olduğunu söyleyen Karadayı, ürünle birlikte bir de profesyonel kulaklık da verdiklerini söyledi.

Ürün pazarı ile ilgili finansman sorunu olmadığını fakat perakende satışta ilgili fizibilite çalışması yapmadıklarını ifade etti. Reklam maliyetlerinin pahalı olması nedeniyle bireyselden çok kurumsal tarafa yatırım yaptıklarını aktaran Karadayı, daha önce Netokur programıyla ilgili bir bilgisayar üreticisi ile anlaşarak başarılı sonuçlar aldıklarını anlattı. Fakat bu ürün için henüz bir anlaşma sağlamadıklarını söyledi.

‘Sestek’te Amiral Gemisi Olacak Ürün Çok’

Ürün için agresif bir pazarlama politikası belirlemediklerini, Sestek bünyesinde amiral gemisi olabilecek daha başka ürünlerin de olduğunu, ağırlıklarını daha çok kurumsal tarafa verdiklerini anlattı. Fakat ilerde bir distribütör bulup onun agresif bir pazarlama stratejisi benimsemesini sağlayabileceklerini aktardı.

Çağrı merkezlerine yönelik çözümlerinden bahseden Karadayı, örneğin çağrı merkezine yapılan aramayı yazıya dökebilen, müşterinin o anki ruh halini analiz edebilen ürünler geliştirdiklerini anlattı.

Text To Speech adını verdiğimiz uygulama ile yazılı metni, insan sesine çok yakın bir şekilde çevirebiliyoruz. “

Ürünün cep telefonlarına yönelik versiyonları üzerinde de çalıştıklarını belirtilen Karadayı cep telefonundaki kayıtların da aktarılabileceğini fakat sesteki kalite kaybından dolayı çok büyük başırı beklenmemesi gerektiğinin altını çizdi.

SES TEKNOLOJİLERİ HOLLYWOOD’A DA GİRDİ

kullanSes alanında rakiplerinin bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğunu, bu bağlamda daha çok -Amerikalı ve İsrailli şirketlerin faaliyet gösterdiği bildirdi. Yapılan iş yoğun bir know how gerektiriyor.

Sestek’in dünyada rakipsiz olduğu alanlardan biri Voice Conversion. Müzik ve film endüstrisinde kullanılıyor. Yazılımı Amerika için yapılıyor. Karşıdaki insanın sesini kendi dilinize çeviriyor. Lisans hakları Amerika’da olan ürünün patent hakkı ve yazılımı Türk bilimadamlarını ait. Kısaca yerli ses teknolojisi Hollywood’a da girmiş durumda. Bu yazılımda sinemalarda kullanılan alt yazılar yakında tamamen kalkacak. Altyazılar seslendirilecek ve seslendirilmiş hali oyuncunun bizzat kendi sesinden Türkçe bilmediği halde konuşuyormuş gibi verilebilecek. Bu yazılım dünyadaki ilk ticari patente sahip. Sestek’in yazılımını geliştirdiği ürünün pazarlanması milyonlarca dolar yatırım gerektirdiğinden Amerika tarafından yapılıyor. Gelecek yıllarda yurtdışına daha fazla açılmayı amaçlayan Sestek, Text To Speech adını verdikleri üründe, İngilizce ve Azerice versiyonlarından sonra Almanca, Rusça, İspanyolca, Farsça gibi dillerde de çıkartılacak.

Karadayı, bireysel anlamda hiçbir sıkıntılarının olmadığını, kurumsal müşterilerde 2000 yılından bu yana ‘yabancı iyidir’ algısıyla savaştıklarını ve bunu yıkmayı başarabildiklerini anlattı.

SESTEK ŞİRKETİ

Ses ve iletişim teknolojileri, çağrı merkezi uygulamaları ve müşteri hizmetleri otomasyonu alanlarında faaliyet gösteren Türkiye’nin en büyük ses teknolojileri şirketi Sestek, 2000 yılında kuruldu.

Tüm faaliyetlerini yoğun bir ar ge çalışması etrafında şekillendiren ileri teknoloji şirketi Sestek, silikon vadisinin Ar-Ge anlayışını türkiyede uygulayabilen ve üniversite ve sanayi işbirliğini sağlayan ender ve başarılı örneklerden …

Tamamı türk mühendislerden oluşan 35 kişilik uzman ekibiyle her yıl en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasında yer alıyor.

2009 yılında 2,5 milyon TL ciro elde eden Sestek, 2010 yılında bu rakamı 4,5 milyon TL’ye taşıdı. Şirket 2011 yılında ise %50 büyüme hedefliyor.

Şirket, ses ve iletişim teknolojileri alanında bireyselden kurumsala geniş bir kullanıcı kitlesine en yeni ve en farklı çözümler sunuyor. Ürettiği çözümlerle hayatın kolaylaşmasına, yaşam standardının yükselmesine, iş verimliliğinin ve hizmet kalitesinin artmasına katkıda bulunuyor.Kalite, istikrar ve satış sonrası desteğiyle müşterinin beklentilerine en iyi şekilde cevap vermeyi amaçlayan şirket inovatif çözümleriyle geleceğin teknolojilerini müşterileriyle buluşturuyor.

Ses teknolojileri alanında uzman Prof. Dr. Levent Arslan ve Yrd.Doç.Dr. Murat Saraçlar önderliğindeki Sestek firması,bankacılıktan sağlığı çok farklı sektörlerde kurumsal ve bireysel çözümler sunuyor .

Şirket, kurulduğu 2000 yılından bu yana, alanında yeniliği hayata geçirdi. Bünyesinde dilbilim uzmanı görevlendiren şirket alanında çok daha nitelikli ve kesin sonuçlar alabilmek için seslendirme çalışmalarını özel ses stüdyosunda gerçekleştiriliyor.

Sestek, farklı alanlara yönelik geliştirdiği çözümlerin yanı sıra görme engellilerin hayatını kolaylaştıran çözümleriyle de dikkat çekiyor. Şirket görme engellilere yönelik ürün gamının yöneticiliğini de eski Altınokta Körler Derneği Başkanı Çağrı Bey’e yaptırıyor. Şirketinin geliştirdiği özel yazılımlar, 80000 görme engelli vatandaşın bilgisayarlarında kullanılıyor.

Sestek Kilometre Taşları

2001 Türkiye’nin ilk konuşma tanınma uygulanması

2001 Görme engellilere yönelik dünyanın ilk Türkçe konuşan yazılımı (Netokur)

2001 Türkiye’nin ilk sesli bankacılık uygulaması (koçbank-fonobank hisse döviz )kullan

2002 Dünyanın ilk konuşmacı dönüştürme uygulaması

2002 Türkiye’nin ilk bütünleşik mesaj sistemi (THY-Unified Messaging)

2002 Dünyanın ilk Türkçe bilgisayar kumanda yazılımı (Komutanlar )

2003 Türkiye’nin ilk sesle kumanda edilebilen beyaz eşya entegrasyonu (Arçelik )

2004 Türkiye’nin ilk Türkçe uyumlu, Cisco IP santral ile entegre otomatik operatör- Voice Mail entegrasyonu

2005 Türkiye’nin ilk TTS (text to speech) ile seslendirilen internet gazetesi (Sabah)

2006 Türkiye’nin ilk TTS (text to speech) ile müşterilerin otomatik aranması ve işlem yaptırılması projesi

2007 Sestek-GVZ birleşmesi

2007 Türkiye’nin ilk SR+TTS teknolojileriyle entegre VAS Servisi (Turkcell 8080 finans hattı )

2008 Dünyanın ilk Türkçe Speech Analytics yazılımı

2009 Karel santrallere entegre voice mail yazılımı

2010 Konuşma tanıma yazılımı ve müşteri temsilcisinin güçlerini birleştirerek sağladığı müşteri memnuniyeti ve maliyet avantajı ile çağrı merkezlerinde çığır açan Seamless Agent yazımı

*****

Schrödinger’in kedisi 80 yıl sonra ışınlandı

In Yenilik on 19 Nis 2011 at 11:21

Schrödinger'in kedisi 80 yıl sonra ışınlandı

Avustralyalı ve Japon bilim insanları ışığı dalga paketleri halinde ışınlamayı başararak kuantum iletişim ve bilişimde devrim yarattılar.

Science dergisinde yer alan makaleye göre Tokyo Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar ilk kez karmaşık bir kuantum bilgi setini bir noktadan diğerine ışınlayabildiklerini belirttiler. Buna göre artık iletişim ağlarında büyük hacimlerde yani kuantum şifreleme anahtarları gibi bilgi alışverişini yüksek hızda ve yüksek kalitede yapmak mümkün.

Canberra Mühendislik ve Bilişim Teknolojileri Fakültesi’nden Profesör Elanor Huntington, kuantum ışınlanma fikrinin 10 yıl önce ortaya atıldığını ancak pratikte uygulanamadığını da belirterek şunları söyledi: “Eskiden ışınlanmanın iki yolu vardı ancak engeller bulunuyordu. Biri çok hızlıydı ancak gerçekleşmesi zordu. Diğeri yavaş çalışıyordu ancak başarı şansı oldukça fazlaydı. Bizse ikisini de hızlı ve çalışır hale getirdik.”

Bilim insanlarının bu çalışması ‘Schrödinger’in kedisi’ne benzerlik gösteriyor. Erwin Schrödinger’in 1930’lardaki deneyinde bir kedi radyoaktif madde içeren bir cihazla birlikte mühürlü bir kutuya konuluyordu.

Kuantum bilgisayarlar olacak

Deney şunu ortaya koyuyordu: Kedinin yaşayıp yaşamadığını anlamak için kutuyu açmak gerekiyordu ve o ana kadar kedi hem hayatta hem de ölü olarak kabul edilmeliydi. Buna süperpozisyon da deniyor.

Prof. Huntington araştırmalarını şöyle özetliyor: “Biz de makroskopik bir ışık dalgasını aşırı hassas bir kuantum süperpozisyon halindeyken bir noktadan diğerine ışınlamayı başardık. Dijital bilgi içinde bulunduğu duruma göre de kodlanabiliyor. Biz de aynı anda hem “1” hem de “0” durumunda bulunan bir dalga paketi yarattık. Süperpozisyon kuantum bilgisayarların da önünü açacak.”

STAR

İlk Yerli Trenimiz Raylara İniyor

In Yenilik on 17 Nis 2011 at 23:07

tren,yerli,ray

İlk yerli dizel tren seti, Türkiye Vagon Sanayi AŞ. tarafından üretildi. Tren seti düzenlenecek şaşalı törenle raya indirilecek.

İlk yerli dizel tren seti, Türkiye Vagon Sanayi AŞ. (TÜVASAŞ) tarafından üretildi. Tren seti düzenlenecek törenle raya indirilecek.

TÜVASAŞ’dan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de ilk yerli dizel tren setinin TÜVASAŞ tesislerinde üretildiği bildirildi. Üretimi yapılan tren setinin 19 Nisan Salı günü düzenlenecek törenle raya indirileceği kaydedildi. ”Raya İndirme Töreni”ne Ulaştırma eski Bakanı Binali Yıldırım, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman ve TÜVASAŞ Genel Müdürü İbrahim Ertiryaki’nin katılacağı belirtildi.

75 bin doları ver, işine uçarak git

In Yenilik on 16 Nis 2011 at 12:46

“Martin Jetpack” acı verilen jet motoru 40 yıllık çalışmanın sonucunda ortaya çıktı.

İlk olarak 1965 yılında James Bond filminde Sean Connery’yi göklere çıkaran sırt çantası şeklindeki kişisel jet hayali nihayet gerçek oldu.

“Martin Jetpack” acı verilen jet motoru 40 yıllık çalışmanın sonucunda ortaya çıktı. Gleen Martin tarafından geliştirilen “Jet adam”ın deneme sürüşü başarıyla gerçekleştirilerek lisans almaya hak kazandı. 7 dakikalık test sürüşünde alet 33 metre yüksekliğe ve saatte 100 kilometre hıza oluşatı. Bir kaç ay içinde piyasaya çıkacak olan Martin Jetpack, 125 kilogram ağırlında. 200 beygirlik 2 litrelik motora sahip olan alet, 2 litrelik yakıtla yarım saat havada kalabiliyor. Satış fiyatı 75 bin dolar olan karbon fiber alaşımlı Martin Jetpack için şimdiye kadar 2 bin 500 sipariş aldığını belirten Gleen Martin, “Genellikle kısa bir eğitimden sonra işe uçarak gitmek isteyen milyarder işadamları ilgi gösteriyor. Turistik tesisler de eğlence amaclı satın almak istiyor” dedi.

ÖZELLiKLERİ

* Ölçüler: 2X2X2 metre
* Azami hız: 100 Km
* Menzil: 50 KM
* Azami irtifa: 50 m

* Yakıt kapasitesi: 20 litre
* Güç: 200 beygir
* Ağırlık: 125 Kg
* Yük kapasitesi: 175 kg
* Fiyatı: 75 bin dolar

Dünyayı değiştirecek 10 mega trend

In Yenilik on 12 Nis 2011 at 14:36

İş yaşamında giderek ağırlık kazanan ve konumlarını güçlendiren kadınlar, her üç çalışandan biri olarak öne çıkacak, beyin göçü tersine dönecek, sağlık, yaşam biçimi haline gelecek.

Büyüme Danışmanlığı ve Araştırma (Growth Consultancy & Research) kuruluşlarından Frost & Sullivan’ın trend araştırmasına göre, iş yaşamında giderek ağırlık kazanan ve konumlarını güçlendiren kadınlar, her üç çalışandan biri olarak öne çıkacak, beyin göçü tersine dönecek, sağlık, yaşam biçimi haline gelecek.

”Global Mega Trendler 2020 ve Yenilikçi Vizyoner Araştırma Programı” çalışması, ”Mega Şehir ve Mega Bölge Koridorlarının Oluşumu”, ”Doğaya Dönüş Akımında İkinci Devrim: Akıllı Sistemler”, ”Geo-Sosyal Ağlar”, ”Kusursuzluğa Giden Yenilikçilik (Innovating to Zero)”, ”Dünya Sahnesinde Türkiye Gibi Yeni Oyuncuların Devri: BRIC Ötesi (Brezilya, Rusya ve Çin’in Ötesine Bakmak)”, ”Uydular: Uzay Boşluğunun Verimi (Space Jam)”, ”Kişisel Robotlar”, ”Elektrikli Araçlar (E-Mobilite)”, ”Yeniden Tanımlanan İş Modelleri” başlıkları altında toplanan 10 mega trendin geleceğin dünyasında anahtar rol oynayacağına vurgu yapıyor.

Araştırmaya göre, yakın geleceğin yeni dünyasında birçok kavram yeniden tanımlanacak. Bu kavramlardan biri de sağlık olacak. Araştırmanın ortaya koyduğu bulgulara göre, geçtiğimiz son 10 yıldan farklı olarak sağlık kavramı hastalıkların tedavisi ve teşhisi anlamının çok ötesine taşınarak akıl, ruh ve vücudun bir bütün olarak ele alındığı bir yaşam biçimi haline gelecek.

İş yaşamında ise giderek ağırlık kazanan ve konumlarını güçlendiren kadınlar, her üç çalışandan biri olarak öne çıkacak ve özellikle bazı ülkelerin yönetim kadrolarının yüzde 40′ını aşkın kesimini oluşturacak.

20. yüzyılın önemli trendlerin biri olan gelişmiş ülkelere yönelik beyin göçü tamamen boyut değiştirerek tersine bir seyir izlemeye başlayacak. Örneğin Hindistan gibi halen emek yoğun iş yapma süreçlerinin egemen olduğu ülkeler, yalnızca ülkelerine geri dönmek isteyen Hint kökenli meslek sahiplerine değil, daha iyi ekonomik beklentileri olan Avrupalı ve ABD’li meslek sahiplerine de ev sahipliği yapacak.
Araştırma, geleceğin yeni kentleşme trendinde şehir merkezlerinin çevrelerinde yer alan banliyö ve uydu kentlerin kent merkezleriyle entegrasyonunu öngörüyor. Giderek ivme kazanan bu eğilim, kent merkezlerinin dünya ortalaması 40 kilometre olan çaplarını 64 kilometreye çıkaracağı ve sınırların boyut değiştireceğini belirliyor.

E-mobilitenin (Elektrikli Araçlar) ise yakın gelecekte kişisel mobiliteyi yeniden tanımlaması bekleniyor. Araştırmadan çıkan verilere göre, 2020 yılında elektrikli bisiklet, scooter, dört tekerlekli binek araç ve otobüs olmak üzere 40 milyonu aşkın elektrikli aracın satılacağı tahmin ediliyor. Buna paralel olarak, e-mobilite pazarı dikkate alındığında yeni fırsat otomobil üretmek değil, otomobil kullanımına yönelik gelişecek şarj istasyonları, kullanılmış pil dönüşümü, nakit ödeme yerine elektronlarla ödeme gibi dolaşım ihtiyaçlarına yönelik yenilikçi çözüm paketlerinin sunulmasında olacak.

SIFIRA DOĞRU YENİLENME TRENDİ

Frost & Sullivan’ın araştırması, sosyal ağların bir sonraki aşamasının coğrafi merkezlerin ve sosyal dinamiklerin artırılmasını sağlayacak ”coğrafi kodlama ve işaretleme” hizmetleri olacağını belirliyor. Çevredeki olaylar ve kişilerle bağlantı kurmak ve koordine olmak için kişisel bilgiler ve beğeniler konum odaklı servislerle eşleştirilecek. Bu tarz yeni geo-network oluşumu, gerçek zamanlı etkileşim devrini getirecek, iş dünyasında ve bireyler arasındaki iletişim tamamen eşzamanlı hale dönüşecek ve reklamcılık başta olmak üzere birçok kavram temelden değişecek.

Frost & Sullivan tarafından formüle edilen bir başka mega trend ise ”sıfıra doğru yenilenme” başlığını taşıyor. Bu trend sıfır emisyon, sıfır kaza, sıfır ölüm, sıfır zarar, sıfır güvenlik suiistimali ve karbon nötr fabrika gibi geleceğin gündem maddeleri olacak yeni konuları içeriyor.
Araştırma, hazırlanan özel raporlarla söz konusu global trendlerin gelişimini gözler önüne sererek, değişime uyum sağlama yoluyla büyümek isteyen şirketlerin önünü açmayı hedefliyor.

FROST&SULLIVAN

1961 yılından bu yana 40 ülkede 2000?in üzerinde analist ve danışmanla otomotiv, enerji, havacılık ve savunma, telekomünikasyon, sağlık, kimya gibi sektörlerde 14.000 firma ve kuruluşa hizmet veren şirket, müşterilerinin büyümelerini hızlandırmalarını, gelişme, yenilik ve liderlik alanlarında en yüksek düzeye ulaşmalarını sağlamaya yönelik çalışmalar yapıyor.

AA

GAP’ta sona doğru yaklaşıldı

In Yenilik on 12 Nis 2011 at 12:21

GAP’ta sona doğru yaklaşıldı

Yılladır bitti bitecek derken hükümet tarafından yapılan açıklamaların ışığında GAP’ın planlanan ve projelendirilen kısımlarının yüzde 70 civarında tamamlandığı ve geri kalan kısmının da 2-3 yıl içerisinde tamamen biteceği tahmin ediliyor.

Fahri Sarrafoğlu/ Dünya Bülteni

Yılladır bitti bitecek derken hükümet tarafından yapılan açıklamaların ışığında GAP’ın planlanan ve projelendirilen kısımlarının yüzde 70 civarında tamamlandığı ve geri kalan kısmının da 2-3 yıl içerisinde tamamen biteceği tahmin ediliyor.  GAP’tan Sorumlu Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz iki yıl içinde sulama alanının 340 bin hektardan, 500 bin hektara çıkarılacağını belirtiyor.

2012′YE YETİŞMEYECEK AMA 2013′E BİTECEK GİBİ

GAP’taki birçok projenin tamamlandığını, ana sulama kanalları ile ilgili inşaatların ise 2013 yılında biteceği tahmin ediliyor. Hükümet her ne kadar elini çabuk tutsa da ilave ödeneklerle hızlandırma yoluna gitse de şimdilik ancak 2013′de bitecek gibi gözüküyor. Seçim öncesi AKP Hükümeti sulama yatırımlarına hız verdi.  Ana sulama kanallarının tamamlanması ile birlikte 2 milyon hektarlık arazinin sulanabileceğini açıklandı.

200 BİN KİŞİYE İSTİHDAM KAPISI OLACAK

GAP’taki sulama kanalları yatırımlarının tamamlanması ile birlikte 200 bin kişiye istihdam sağlanacak. Bakan Yılmaz, bölgede sulu tarım artacağını ve bölgenin adeta tarım merkezi haline geleceğini belirterek ortalama 200 bin kişiye yeni istihdam sağlanmasını hedeflendiğini belirtti.  Devlet Bakanı Yılmaz, geçmişteki sulama kanallarının açık sistemle yapıldığını, yeni kanalların ise kapalı sistem olacağını da kaydetti. 2008 yılında GAP’ın toplam ödeneği 1 milyar liradan son üç yılda yapılan ilave ödeneklerle birlikte GAP’a 7.8 milyar liralık ödenek ayrıldı.

DÜNYANIN EN BÜYÜK SU PROJESİ

Dünyanın en büyük su projelerinden biri olan GAP DSİ tarafından gerçekleştiriliyor. GAP’ ta 22 baraj ve 19 HES inşa edilecek. 9 baraj ve 5 HES in inşaatı tamamlandı. GAP’ ta tamamlanan HES’ lerde 20 milyar kWh enerji üretiliyor. GAP’ ta devam eden projeler ile 7 milyar kWh daha enerji üretilecek. Ülkede hidroelektrik enerji üretiminin önemli bir bölümü GAP kapsamındaki Karakaya, Atatürk, Dicle, Kralkızı, Birecik, Karkamış ve Batman Hidroelektrik Santrallerinden (HES) sağlanıyor.

KISACA GAP’IN TARİHİ

Türkiye’nin güneydoğusunda, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Kilis illerini içine alan büyük sulama projesidir. GAP Bölgesi 75 bin 358 kilometre karelik yüzölçümü ve 6.6 milyon nüfusu ile ülkemizin alan ve nüfus açısından yaklaşık yüzde 10′luk bölümünü oluşturuyor. Başta elektrik üretimi ve sulama projeleri ile birlikte insani gelişme, sağlık, altyapı, turizm, eğitim, çevre, kültür, sanayi, ulaşım ve tarımsal mekanizasyon gibi bir çok sektörü kapsayan entegre ve sürdürülebilir bir bölge kalkınma projesi. . Hedef 1,7 milyon hektarlık alanın sulanmasıydı ama bunun sadece yüzde 15′i gerçekleşebildi.

GAP NELER GETİRECEK?

GAP tamamlandığında, yılda 50 milyar metreküp’ten fazla su akıtan Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde kurulan tesislerle, Türkiye toplam su potansiyelinin yüzde 28′i kontrol altına alınacak, 1,7 milyon hektarın üzerinde arazinin sulanması ve 7476 megavatın üzerinde kurulu bir kapasiteyle, yılda 27 milyar kilovat saatlik elektrik enerjisi üretilmesi bekleniyor. GAP tamamlandığında yüksek tarım ve sanayi potansiyeli sayesinde bölgenin gelir düzeyin 5 kat artıracak, bölge nüfusunun yaklaşık 3.8 milyonuna iş imkanı sağlanmış olacak.

MİLLİ GELİR YÜZDE 209 ARTACAK

GAP’ın tamamlanmasıyla 1,82 milyon hektar alan sulamaya açılırken, yılda 27 milyar kilovat saatlik hidroelektrik enerji üretilecek ve bölgedeki kişi başına milli geliri yüzde 209 oranında artması hedefleniyor.

YILDA İKİ, ÜÇ ÜRÜN ALINACAK

GAP’ın bitirilmesi ile tarımsal sulamaya geçilecek. Şimdi yılda bir kez ürün alan çiftçiler yılda iki veya üç ürün alacak. Ürün çeşitliği meydana gelecek. Tarımsal verimliliğin artırılması ve çiftçilik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi yoluyla kırsal bölgelerdeki gelir düzeyini yükseltmek, tarımsal sanayilere yeterli girdi sağlamak, istihdam olanaklarını artırarak kırsal nüfusun dışa göç etme eğilimini en aza indirmek, ihraç edilebilir ürünlerin üretilmesine katkıda bulunması hedefleniyor.

GAP’A NELER YATIRDIK?

GAP paketinin maliyeti toplam 27.7 milyar YTL. Bu rakam, hem devam eden hem de yeni yatırımlar için gerekli kaynağı kapsıyor. Maliyetin 7.8 milyar TL’lik bölümü, GAP kapsamındaki kuruluşların kendi bütçelerinden karşılanacak. Kalan 19.9 milyar TL’nin 15 milyar 945 milyon TL’si merkezi bütçeden sağlanacak. 2 milyar TL ise kamu-özel işbirliği modelleriyle finanse edilecek.

 

İnsan geni eklenen inek sütleri yolda

In Sağlık, Yeme-İçme, Yenilik on 04 Nis 2011 at 16:40

İnsan geni eklenen inek sütleri yolda

Çin’in başkenti Pekin’deki Ziraat Üniversitesi’nde anne sütüne benzediği iddia edilen GDO’lu inek sütü üretti. Büyük tartışma yeniden başladı.

HABER MERKEZİ / TIMETURK

Pekin Ziraat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Ning Li, başkanlığındaki çalışma grubu anne sütü özellikleri taşıyan süt veren bir inek türü geliştirdiklerini açıkladı.

İNEĞE İNSAN GENİ

Çalışmalara hakkında açıklama yapan Prof. Ning Li, 300 ineğe insan geni enjekte ettiklerini bu sayede genetiği değiştirilmiş inek elde ettiklerini söyledi. Genetiği değiştirilmiş bu hayvanlar sayesinde hayvanlardan insan sütü elde ettiklerini söyleyen Prof Li, genetik yapısı değiştirilmiş bu hayvanlardan elde edilen sütün anne sütüne ve bunun yerine kullanılan mamalara alternatif olabileceğini belirtti.
İnsan geni taşıyan bu ineklerin çoğaltılarak sütlerinin market raflarında yerlerini alması bekleniyor.

TEPKİLER GECİKMEDİ

GDO karşıtı uzmanlardan önce GDO’lar bu gelişmenin GDO karşıtlığını artıracağından endişe duyduklarını belirtiyorlar. Batılı bilim çevreleri gelişmeyi olumlu bulmakla birlikte tartışmalı GDO’nun yaygınlaştırılmasında negatif etki yapması endişesini taşıyorlar.

Proje başkanı Prof. Ning Li, ‘genetik yapısı değiştirilmiş sütün, normal inek sütü kadar güvenli’ olduğunu iddia etse de uzmanlar aynı görüşte değil. Hangi genetik değişiklik yapılırsa yapılsın anne sütünün hayvandan elde edilemeyeceğini belirten uzmanlar, insan metabolizması ve hayvan metabolizması birbirine benzemez ve sütü meydana getiren besinler için tüketilen besinlerde aynı değildir. Bu nedenle bu bitkilerde olduğu gibi bir pazarlama sorunu doğurur görüşündeler. Bu tür gelişmeler geri dönüşü mümkün olmayan sorunları da beraberinde getireceği görüşündeler.
“GELİŞMELER KAYGI VERİCİ”
Gelişmenin kaygı verici bulan Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer, “bu tür çalışmalar yeni değil, ancak bunun başarıldığının iddia edilmesi bile ürkütücü” dedi.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer Timeturk’e yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Bu çalışma bitkilerin yanı sıra hayvanlarda hatta insanlarda da yapılmaktadır. Hatta ilk çalışmalar bilinenin aksine bitkilerde değil hayvanlarda yapılmıştır. Genetik hayvan yeni bir durum değil ve gelişmeler önlem alınmazsa felaketle sonuçlanabilir.”

“TAVUKLAR ZATEN GENTİK”
Tavukların çoğu genetiği değiştirilmiş türlerdir olduğunu belirten Kemal Özer; “Kuş gribi hadisesinin ana amacı GDO’lu tavukları yaygınlaştırmak için geliştirilmiş bir senaryoydu. Bu tür gelişmeler kaygı vericidir. Yarın GDO’lu insan türleri piyasaya sürülürse şaşmamalıyız. ‘İnsan piyasaya sürülür mü? Ya da GDO’lu insan mı olur?’ diye düşünmeyiniz.
“BİYONİK İNSAN DEVRİ ÇOKTAN BAŞLADI”
Genetiği değiştirilmiş insandan çok ne var ki?’ diye soran Gıda Hareketi Başkanı kemal Özer; “Kullandığımız ilaçlar, aşılar ve gıdalar genetiğimizi değiştirmediğini mi sanıyorsunuz? Oysa ‘biyonik insan’ devri çoktan başladı. Yakın gelecek insan tabiatı büsbütün yaşanamaz kılacağından kuşku duymamak lazım. Bu trajedi bu şekilde devam ederse bir sonraki nesilde sağlıklı insan bulmak zorlaşacak. Sonrasında tüm insanları yok edecek gelişmeler yaşanabilir” dedi.
“GDO, İNSANLIĞI YOK ETMEK İÇİN KULLANABİLİR”
Daha öncede bir takım ilaçlar için keçilerin genetik yapısı değiştirildiğini belirten Prof Dr Kenan Demirkol, GDO’nun ilaç için kulanı bile asla tasvip edilmez” dedi. İnsanda yeterinde süt bulunduğunu belirten Prof Demirkol; “Gereksiz ve tehlikeli bir çalışmayla karşı karşıyayız” belirtti.
GDO karşılığına her olmalıdır diyen Prof Dr Kenan Demirkol; “GDO, art niyetli insanlar nesilleri yok etmek için kullanılabilir. İnsanların geniyle direkt oynayıp ona yönelik biyolojik silah elde edilmesi kaygısı duyuyorum. Bu çalışmalar derhal durdurulmalı ve yasaklanmalıdır. Çin’deki çalışmanın insan sütünü hangi değişime uğratacağını biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Bu çalışmalarla yarın insan neslini ortanda kaldıracak biyolojik silah üretilmeyeceğinin garantisi, yok” dedi.
“BİTKİLERLE DOĞADA HİÇ VAR OLMAYAN GENLER ALIYORUZ”
Genetiği değiştirilmiş bitkilerle doğada hiç var olmayan genleri tüketmeye başladık diyen Demirkol; “Bir şeyler yiyerek zaten binlerce geni yiyoruz. Bitkisel ve hayvan ürün yedimiz mi bu canlıların genlerini yemiş oluyoruz. Bu genler yüz binlerce yıldır insan vücudundaki “yapı algılama reseptörleri” tarafından saptanarak sindirip yapı taşlarına dönüştürülmekte. Oysa GDO’larla gelen genleri vücudumuz tanımıyor. Bunların insanı nasıl etkilediği konusunda hiçbir çalışma yok.
İNSAN VÜCUDU GDO’LARI ALGILAYAMAZ
Normal doğadaki genler bilinen genler ve vücutta bu genleri algılayıp işleyen bir sistem var. Ama vücudumuz GDO’luları algılayamıyor. Bu da tahmini güç zorunlar meydana getirir. Hatta bunlar çok kötü amaçlarla kullanılabilir kaygısı taşıyorum.
“HASTALIK TACİRLİĞİ YAPILIYOR”
Genetik olarak yeni bir kalp üretilse bile buna bile karşı çıkmak gerek diyen Prof Demirkol,  “Bugün domuzdan insana organ nakil çalışmaları yapılıyor. Bunun nasıl bir sorun doğuracağı üzerinde çalışma yapılmıyor. ‘Hiç kimse sağlığı nasıl koruruz’ demiyor. ‘Nasıl tedavi ederiz’i konuşuyor. Bugün SGK, özel sağlık kurumlarında yılda 26 milyar TL ödüyor. Bu sağlık ticariden başka bir şey değildir” dedi.

4G’li ilk telefon piyasaya çıkıyor

In Yenilik on 16 Mar 2011 at 13:32

4G'li ilk telefon piyasaya çıkıyor

4G’ye sahip ilk HTC telefonu, Android 2.2 Froyo işletim sistemi, 1 GHz Qualcomm Snapdragon işlemci, 768 MB RAM, 4.3 inç WVGA TFT kapasitif dokunmatik ekrana sahip.

Tayvanlı akıllı telefon üreticisi HTC, en büyük bombası HTC Thunderbolt’u yarın ABD’de piyasaya sürecek.

Thunderbolt, dünyanın pek çok bölgesinde Verizon isimli servis sağlayıcı ile dağıtılacak.

4G’ye sahip ilk HTC telefonu, Android 2.2 Froyo işletim sistemi, 1 GHz Qualcomm Snapdragon işlemci, 768 MB RAM, 4.3 inç WVGA TFT kapasitif dokunmatik ekran, LED flaşlı, 720p HD video kaydı yapabilen 8 megapiksel fotoğraf makinesi, 32 GB’a kadar yükseltilebilen 8 GB saklama alanı ile sektörde fırtınalar estirecek.

HTC Thunderbolt, iki yıllık kontrat karşılığında 250 dolardan satışa sunulacak. Verizon 4G’yi aralık ayından itibaren aralarında New York, Los Angeles, San Francisco’nun da bulunduğu 39 büyük şehirde hizmete sunmuştu.

60 havalanında da kullanılabilen 4G’nin 2012 ortalarına kadar Amerika’nın üçte ikisine ulaştırılması, 2013 sonuna kadar da bütün ülkeyi kapsaması hedefleniyor. Ürünün Türkiye’ye geliş tarihi ise henüz belli değil.

Kaynak: Ajanslar

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.