H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

Mesajlar Etiketlendi ‘ABD’

Utaş Makine’den parmak ısırtan icat

In Askeri on 13 May 2011 at 15:04

Türk şirketi Utaş Makine Sanayi, savunma sanayinde büyük bir başarıya imza attı.

Şirket, dünyanın ilk 14+1 mermi atar pompalı silahını üretti. Yüksek kapasiteli 12 kalibre yivsiz tüfek, henüz piyasaya çıkmadan büyük ilgi gördü. Dünyanın dört bir tarafından talep yağan silaha en dikkat çekici teklif, Amerika Polis Teşkilatı ve Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI)’dan geldi. ABD‘nin güvenlik kurumları, şirketten silahın bir an önce üretilmesini istiyor. Utaş Makine Sanayi Genel Müdürü Abdullah Güzeldere, silahın Amerikan ordusunun test merkezi olan US Training Center‘da denenerek bütün testlerden başarıyla geçtiğini söyledi. Güzeldere, “Amerikan Polis Teşkilatı ve FBI ile satış bağlantısı yaptık.” dedi.

Son yıllarda Türk savunma sanayi büyük gelişme gösteriyor. Birbiri ardına devreye giren tank projelerinden sonra silah üzerine de ciddi çalışmalar yapılıyor. Konya Beyşehir’de av tüfeği üreten Utaş, 3 yıllık bir çalışma sonucu piyasadaki savunma silahlarının iki katı mermi atma kapasitesine sahip pompalı tüfek tasarladı. Tamamen Türk yapımı olan silahın seri üretimine, İstanbul’daki savunma fuarında yapılacak tanıtımın ardından başlanacak. Tek seferde sağlı sollu 14 mermi atabilen silaha, FBI‘ın dışında BAE, Suudi Arabistan, Tayland, Filipinler, Rusya, İngiltere, Ukrayna’dan büyük talep var. Şirket, 20 ülkeyle de satış görüşmeleri yapıyor. Dünyanın peşinde koştuğu silaha Türkiye’den henüz bir talep gelmedi.

Silahın 14+1 atması özellikle polislere baskınlarda önemli avantaj sağlıyor. Kısa ve hafif olması da taşınmasını kolaylaştırıyor. Uzunluğu 0,72 metre olan silahın ağırlığı ise sadece 3 kilogram. Ayrıca silahın kendi içinde lazeri de mevcut. Piyasada yivsiz tüfeklerin birçok çeşidinin bulunduğunu belirten Utaş Makine Sanayi Genel Müdürü Abdullah Güzeldere, “Bunlar genellikle 4+1 veya 7+1 kapasiteli. Bizimkisi ise 14+1. Yani iki katı kapasiteye sahip. Savunma ve taktik amaçlı bir tüfek. Bu yüzden daha çok asker ve polise hitap ediyor.” bilgilerini verdi. İmalatında özel hammaddeler kullanıldığı için piyasadaki benzerlerinden üç kat daha hafif olduğunu aktaran Güzeldere, silahın uluslararası patentini de aldıklarını kaydetti.

Tanıtım için beş numune yaptıklarını, seri üretime geçince en büyük müşterilerinin Amerikan güvenlik kurumlarının olacağını dile getiren Güzeldere şöyle devam etti: “Amerikan polisinin şu anda kullandığı model çok uzun, polis arabasının tavanına kadar uzanıyor. Bu kısa olduğu için yer kaplamıyor. Yüksek kapasiteli ve hafif olması da Amerikan güvenlik kurumları tarafından çok beğenildi. Talepleri daha rahat karşılamak için Amerika’da da üretim ruhsatı aldık. Eylül ayında imalata geçeceğiz.”

Güzeldere, ilk sene 15-20 bin adet satmayı planladıklarını belirtirken, “Silahın otomatiğini de ürettikten sonra satışlarımız daha da artacak. 2012′den sonra satış adedini 50 bine çıkarmayı hedefliyoruz.” dedi.

Abdullah Güzeldere, sektörde 10 yıldır faaliyet gösterdiklerini, Türkiye’deki üretimlerini Konya Beyşehir’deki kendi fabrikalarında yapacaklarını da sözlerine ekledi.  CİHAN

Askeri harcamalarda BÜYÜK DÜŞÜŞ

In Askeri on 11 Nis 2011 at 13:35

2010 yılında en fazla askeri harcama yapan ilk 10 ülke şöyle sıralanıyor:

Tüm dünyayı etkileyen ekonmoik kriz sonrası devletlerin askeri harcamaları düştü…

Küresel askeri harcamalar geçen yıl küresel finansal krizin ekonomilere devam eden etkisi nedeniyle yavaşladı.

İsveç Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) raporuna göre, geçen yıl küresel askeri harcamalar önceki yıla göre sadece yüzde 1,3 artışla, 1,63 trilyon dolara çıktı. Küresel askeri harcamalardaki yavaşlamaya küresel kriz nedeniyle ülkelerin bütçe kesintilerine gitmesi etkili oldu.

Küresel askeri harcamalar geçen yıl 2001 yılından bu yana en düşük seviyede oldu. Küresel askeri harcamalar 2001 ve 2009 arasında yıllık ortalama yüzde 5,1 artmıştı.

ABD EN FAZLA ASKERİ HARCAMA YAPAN ÜLKE

ABD geçen yıl 698 milyar dolar askeri harcamayla başı çekerken, bu ülkeyi 11 milyar dolarla Çin ve 59,6 milyar dolarla İngiltere takip etti.

ABD’nin 2001 ve 2009 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 7,4 artan ve 2009 yılında yüzde 7,7 yükselen askeri harcamalarının artış oranı geçen yıl yavaşlayarak yüzde 2,8′e geriledi. Ancak ABD‘de 2009 yılında askeri harcamaların gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) yüzde 4,6 iken, bu oran geçen yıl yüzde 4,8′e çıktı.ABD‘nin askeri harcamaları ayrıca geçen yıl küresel askeri harcamalardaki 20,6 milyar dolarlık artışın 19,6 milyar dolarlık kısmını oluşturdu.

SIPRI Askeri Harcamalar Projesi Başkanı Sam Perlo-Freeman, ”ABD’nin 2001 yılından bu yana askeri harcamaları yüzde 81 arttı ve küresel askeri harcamaların yüzde 43′ünü, ayrıca en yakın rakibi Çin’in ise altı katını oluşturdu. ABD‘nin geçen yıl GSYH’ye oranı yüzde 4,8 olan askeri harcamaları Ortadoğu dışında en büyük ekonomik külfeti temsil ediyor” dedi.

Çin’in ise askeri harcamaları 2009 yılına göre yüzde 3,8 yükselerek 2010 yılında 119 milyar dolara çıktı. Çin’in askeri harcamaları 2008 ve 2009 yılları arasında yüzde 15 büyümüştü. İngiltere’nin geçen yıl askeri harcamaları önceki yıla göre yüzde 0,8 azalarak 59,6 milyar dolar, Fransa’nın yüzde 8,4 düşerek 59,3 milyar dolar, Rusya’nın yüzde 1,4 gerileyerek 58,7 milyar dolar oldu.

ASKERİ HARCAMASI EN FAZLA ARTAN BÖLGE GÜNEY AMERİKA

Geçen yıl askeri harcaması en fazla artan bölge yüzde 5,8′lik yükselişle Güney Amerika oldu. SIPRI‘ye göre, geçen yıl Güney Amerika’daki askeri harcamaların artışına Brezilya gibi bölge ülkelerinin uluslararası etkisini yükseltme çabası etkili oldu.

Güney Amerika’daki askeri harcamalardaki artışın kısmen personel maliyetlerinin artması ve bazı ülkelerdeki iç güvenlik tehditleri etkili olurken, bu artışta bölgenin güçlü ekonomik büyümesinin ve küresel ekonomik krize göreceli olarak daha az maruz kalmasının dikkate alınması gerektiğine işaret edildi.

SIPRI Askeri Harcamalar Projesi Latin Amerika Uzmanı Carina Solmirano, ”Güney Amerika’da askeri harcamalardaki artışın sürmesinin, bölgede birçok ülkeye yönelik gerçek askeri tehdidin olmaması ve daha fazla sosyal ihtiyacın olması gözönüne alındığında sürpriz olduğunu” belirtti.

Avrupa’da askeri harcamalar 2009 yılına göre yüzde 2,8 düşerek 2010 yılında 382 milyar dolar oldu. Batı Avrupa 268 milyar dolar, Doğu Avrupa 65,5 milyar dolar ile Orta ve Güney Doğu Avrupa’da 48,3 milyar dolar askeri harcama yaptı. Avrupa’da askeri harcamalar geçen yıl her ne kadar yüzde 2,8 gerilese de 2001 yılına göre halen yüzde 11,9 daha fazla.

Askeri harcamalardaki düşüşün, küresel finansal ve ekonomik krizin Avrupa’da askeri harcamalara etkisini göstermeye başladığı şeklinde değerlendirildi. Askeri harcamalar Bulgaristan’da yüzde 28, Letonya’da yüzde 26, Gürcistan’da yüzde 25, Moldova’da yüzde 24, Estonya’da yüzde 23, Yunanistan, Arnavutluk, Macaristan, Litvanya ve Slovakya’da yüzde 10 düşüş gösterdi.

Avrupa’da askeri harcamaların bu yıl daha fazla düşmesinin beklendiği, takip eden yıllarda da önemli askeri harcamaları bulunan ülkelerde göreli olarak düşük büyüme eğilimini süreceği ifade edildi.

Amerika kıtasının askeri harcamaları geçen yıl önceki yıla göre yüzde 3 arttı. Kuzey Amerika 721 milyar dolar, Güney Amerika 63,3 milyar dolar ve Orta Amerika ve Karayipler 6,5 milyar dolar olmak üzere geçen yıl Amerika kıtasının askeri harcamaları 791 milyar dolar oldu.

Asya ve Okyanusya’nın askeri harcamaları aynı dönemde yüzde 1,4 yükselişle 317 milyar doları buldu. Kuzey Doğu Asya’da 211 milyar dolar, Orta ve Güney Asya’da 52,1 milyar dolar, Güney Doğu Asya’da 28,7 milyar dolar ve Okyanusya’da 25,7 milyar dolar askeri harcama yapıldı.

Ortadoğu’da, Suudi Arabistan’ın büyük askeri harcamalarının desteğiyle geçen yıl askeri harcamalar 2009 yılına göre yüzde 2,5 artışla 111 milyar dolara çıktı. Suudi Arabistan’ın geçen yıl askeri harcamaları 2009 yılına göre yüzde 4 artışla 45,2 milyar doları buldu.

Afrika’da askeri harcamalar ise yüzde 5,2 artarak 30,1 milyar dolara çıktı.

Geçen yıl küresel askeri harcamalarda Kuzey Amerika’nın payı yüzde 45, Avrupa’nın yüzde 23, Asya ve Okyanusya’nın yüzde 19, Ortadoğu’nun yüzde 7, Latin Amerika’nın yüzde 4 ve Afrika’nın yüzde 2 oldu.

TÜRKİYE’NİN ASKERİ HARCAMALARI GERİLEDİ

SIPRI’ye göre, Türkiye‘nin geçen yıl askeri harcamaları 2009 yılına göre gerileyerek, 15 milyar 364 milyon dolara düştü. Türkiye‘nin 2009 yılındaki askeri harcamaları 16 milyar 302 milyon dolar, GSYH’ye oranı ise yüzde 2,7 olmuştu.

Yunanistan’ın 2009 yılında 10 milyar 572 milyon dolar olan askeri harcamaları da geçen yıl düşerek 9 milyar 369 milyon dolara indi. Yunanistan’ın önceki yıl askeri harcamalarının GSYH’ye oranı ise yüzde 3,2 idi.

SIPRI’nin ”askeri harcamalar” ifadesiyle, hükümetlerin mevcut askeri güçlere ve ücretler, operasyonel harcamalar, silah ve ekipman satın alımları, askeri inşaat, araştırma ve geliştirme dahil bütün faaliyetleri, merkezi idare, komuta ve destek harcamalarını kastediyor. (AA)

CNN’nin Türkiye iddiası

In Gündem on 21 Mar 2011 at 07:01

CNN bilgiyi dünyaya flaş haber olarak duyurdu.

8 BİNDEN FAZLA ÖLÜ VAR

00: 33 Libya muhalefeti, ülkenin lideri Muammer Kaddafi’ye karşı başlatılan ayaklanmada 8 binden fazla muhalifin öldürüldüğünü bildirdi.

Muhaliflerin kurduğu Libya Milli Konseyi’nin sözcüsü Abdülhafız Hoca, El Cezire’ye yaptığı açıklamada, “Ölü ve şehitlerimizin sayısı 8 binden fazla” dedi.

Hoca, ayrıca Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’yı, ABD ve müttefiklerinin Libya operasyonuyla ilgili açıklamaları nedeniyle eleştirdi.

Amr Musa, Arap Birliği’nin Libya‘daki sivillerin Kaddafi güçlerine karşı korunması amacıyla uçuşa yasak bölge ilan edilmesini istediğini hatırlatarak, Libya‘da olanların uçuşa yasak bölge ilan edilmesi amacını aştığını söylemişti.

Libya’da 42 yıldır iktidarda bulunan Muammer Kaddafi’ye karşı ayaklanma geçen ayın ortalarında başlamıştı.

6 İTALYAN JETİ LİBYA’YA UÇTU

00: 31 Sicilya Adası’ndaki Trapani Birgi Havalimanından kalkan 6 İtalyan jetinin, Libya‘ya doğru hareket ettiği bildirildi.

İtalyan Ulusal Haber Ajansı ANSA’nın haberinde, Trapani Birgi Havalimanından kalkan 4′ü F-16, 2′si Tornado tipi 6 jetin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, İngiltere öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından düzenlenen hava harekatına katılacağı bilgisi yer aldı.

İtalya Savunma Bakanı Ignazio La Russa, bugün öğle sularında yaptığı açıklamada, dün koalisyon güçlerinden kendilerine talep geldiğini bildirerek, “Hali hazırda 8 uçağımız her an operasyona katılacakmış gibi beklemede. İtalyan uçakları her an koalisyon güçlerinin komutası altına girebilirler” demişti.

Trapani Havalimanı, gün içinde sivil uçuşlara kapatılmıştı.

CNN’DEN FLAŞ TÜRKİYE İDDİASI

CNN’in haberine göre, Türkiye, Libya‘da ABD‘nin “koruyucu gücü” olarak görev yapacak.

00: 11 CNN’in internet sitesinde yer alan, ABD Dışişleri bakanlığından bir yetkiliye dayandırılarak verilen haberde, Türkiye‘nin Libya‘da ABD için “korucuyu güç/hami devlet” olarak hizmet vereceği belirtildi.

Türkiye’nin, “koruyucu güç/hami devlet” olarak, Libya‘daki ABD vatandaşlarını temsilen, konsolosluk ofisi olarak hareket etmeyi ve ülkede Amerikan’ın diplomatik tesislerini gözetmeyi de içerecek şekilde Libya‘da ABD‘yi “temsil edeceği” ifade edilen haberde, Türkiye‘nin ayrıca, Libya ile ABD arasındaki mesajları ileten ülke olabileceği kaydedildi.

Türkiye’nin Libya Büyükelçisi Levent Şahin Kaya‘nın da CNN‘e yaptığı açıklamada, Libya‘da ABD‘nin yanı sıra İngiltere ve İtalya’yı da temsil edeceğini söylediği belirtildi.

ABD, resmi olarak Libya ile ilişkilerini askıya almasa da ABD Dışişleri Bakanlığı, Libya‘daki büyükelçiliğini bu ayın başlarında kapatmış ve tüm diplomatlarını ülkeden çekmişti. AA

Sigaranın içindeki korkunç madde

In Sağlık on 07 Şub 2011 at 16:53

Sigaranın içindeki korkunç madde

Sigarada alkolden öksürük ilacına, amonyaktan siyanüre kadar çok şaşırtıcı maddeler bulundu.  Bir sigara firmasında çalışan ve adının açıklanmasını istemeyen bir kişi, dehşet verici açıklamalarda bulundu. Sigaralara bilinmeyen bir maddenin enjekte edildiğini söyleyen kişinin anlatımları şöyle:

“Geçtiğimiz yıl bir sigara firmasının İzmir Torbalı’daki üretim tesislerini gezdim. Türkiye’nin en büyük sigara üretim tesisi adeta bir teknoloji üssüne benziyordu. Binlerce dönüm arazi üzerinde yükselen dev hangarlarda sigaralar tütünden paketlemeye kadar el değmeden üretiliyordu.

Yöneticiler, bizlere fabrikanın her tarafını gezdirdiler, tüm sorularımıza cevap verdiler, ancak sadece bir odaya girmemize izin vermediler. Bu oda, tütünün nemlendirildiği ve üzerine özel bir sıvının enjekte edildiği odaydı… Fabrika yöneticileri bu odaya özel bir bantla alınan tütünlerin, İsviçre’den getirilen özel bir sıvıyla nemlendirildiğini söylediler, ancak bu sıvının içinde ne olduğunu açıklamadılar. Sadece ‘Kakao, meyan kökü gibi tatlandırıcılar kullanıyoruz’ diye geçiştirdiler”

ÖZEL SIVIDA NE VAR?

Sigaraya enjekte edilen özel sıvının ne olduğuna ilişkin yaptığımız araştırmada, Türkiye’de konuyla ilgili herhangi bir araştırmanın yapılmadığını tespit ettik. Fakat Amerikan Halk Sağlığı Dergisi’nde konuyla ilgili dehşet verici bulgulara ulaştık.

İşte araştırmanın çarpıcı sonuçları:

Dr. Michael Rabinoff ve Dr. Nicholas Caskey’in “Pharmacological and Chemical Effects of Cigarette Additives” isimli araştırmada sigaranın inanılmaz etkileri olduğu ortaya çıktı. Önümüzdeki 10 yılda sigaradan kaynaklanan hastalıklar dolayısıyla 1 milyar kişinin öleceği öngörülen araştırmada, bu ölümlere sebep olan asıl unsurun sigara içinde bulunan katkı maddeleri olduğu vurgulandı. Araştırmada, sigaranın içinde tütünün yanısıra 599 adet katkı maddesi bulunduğu, bu katkı maddelerinden yaklaşık 100 tanesinin ilaç endüstrisinde kullanıldığı belirtildi.

SİGARAYA ÖKSÜRÜK İLACI KATARAK TİRYAKİLERİN SİGARAYI BIRAKMASI ÖNLENİYOR

1980′li yıllardan itibaren sigaraya katkı maddesi ekleyen firmaların, daha çok bağımlılık yapmak ve içenlerin sigarayı bırakmasını engellemek için amacıyla değişik ilaçlar kullandığı belirtilen araştırmada, araştırmada sigara içinde bulunan Benzil Salisilat’ın ağrı kesici ateş düşürücü, Akonitik Asit’in kas ağrısı ve romatizma tedavisinde, Okaliptol’ün mikrop öldürücü ve öksürük önleyici olarak kullanıldığı, üreticilerin bu maddeleri sigaraya katarak, sigaranın ölümcül etkilerini gizlemeye çalıştıkları bildirildi.

Ayrıca sigaraya katılan Asetaldehid maddesi nikotinin bağımlılık miktarını arttırıyor. Sigaraya katılan başka bir madde olan Amonyak ise ateşle birleştiğinde nikotinin etkisini dört katına çıkarıyor. Daha fazla zehirliyor ve daha öldürücü oluyor.

Sigaraya katılan 599 maddenin daha çok bağımlılık yapma ve sigaradan kaynaklanan sağlık sorunlarını gizleme fonksiyonları olduğu belirtilen araştırmada, mentol ve tatlandırıcılarla desteklenen tütünün boğazı yakmayarak, tüketiciyi daha çok içmeye teşvik ettiği iddia ediliyor.

SİGARADA ALKOL DE VAR

Sigaranın üretim aşamasında yoğun alkol oranı olan Kanyak ve Rom karışımıyla nemlendirildiği bildirilen araştırmada, sigaranın içindeki katkı maddeleriyle adeta bir uyuşturucu maddeye dönüştürüldüğü tesbiti yapılıyor. Tüketicilerin sigara içerek rahatlamasını da hedefleyen üreticilerin, beyni uyuşturarak büyük zarar veren propilen glikol maddesini kattıkları da belirtiliyor.

Tiryakilerin nefeslerini açarak daha derinlere ve daha fazla içmelerini isteyen üreticilerin, ürünlerine nefes açıcı etkisi olan Kakao’yu dahil ettikleri, meyan kökü, zencefil gibi kokulu maddelerle gençleri ve kadınları cezbetmeyi hedefledikleri ifade ediliyor.

ÇOCUĞUNUZUN SİGARASI MUZLU MU OLSUN ÇİLEKLİ Mİ?

Tütün ürünlerine tatlandırıcı katma yönündeki pazarlama taktiğinde ciddi artışlar olduğu bildirilen araştırmada, sigara endüstrisinin, bu yolla gençleri ve çocukları bağımlı yapmanın önünü açmak üzere çalıştığına dikkat çekildi. Sigara üreticilerinin ellerindeki teknolojik imkanlarla çocukları ve gençleri kazanmak için yakın bir zamanda muzlu, çikolatalı, çilekli gibi aromaları sigaralar ürettiği bildirilen araştırmada, gençlerin ve çocukların yeni hedef olduğu öne sürüldü

SİGARA BİR MÜHENDİSLİK HARİKASI

Konuyla ilgili olarak  konuşan Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, sigarayı “İçinde tütünden çok katkı maddesinin olduğu, uyuşturmayı ve bağımlı yaratmayı hedefleyen bir mühendislik harikası” olarak tanımlıyor.

Bilim dünyasının sigaranın içindeki katkı maddelerini bulmak için çaba gösterdiğini belirten Dağlı, “Bizler daha önce sigaranın içinde alkol olduğunu belirlemiştik. Şimdi ortaya çıkan bulgular, sigaranın içinde tesbit edilebilen katkı maddeleri, bu ürünün ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. Ancak asıl korkutucu olan, tespit edilemeyen başka maddeler de var. Yani sigara içindeki katkı maddeleri tam olarak bulunabilmiş değil” dedi.

Demirel’den ilginç CHP yorumu

In Siyaset on 06 Oca 2011 at 14:16

ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerinde, 12 Mart sonrasında başbakanlıktan istifa eden Süleyman Demirel’in, dönemin ABD Büyükelçisiyle yaptığı bir görüşmede, Bülent Ecevit’in CHP Genel Başkanlığına gelmesi hakkında “çok ilginç” değerlendirmeler yaptığı ifade ediliyor.

Bakanlığın gizliliği kaldırılarak yayımlanmış arşiv belgelerinden AA muhabirinin derlediği bilgilere göre Büyükelçi William J. Handley’nin talebiyle Demirel’in konutunda 2 Aralık 1972′de yapılan ve 1,5 saat süren görüşmeye ilişkin olarak Handley, Washington’a bir not gönderdi.

Bu nota göre Büyükelçi Handley’nin 12 Mart askeri müdahalesi sonrası ülkenin genel durumuna ilişkin sorusu karşılığında Demirel, demokratik hükümet konusunda “felsefi bir değerlendirme” yaparak askeri müdahalelerin demokrasinin yerleşmesinde yol açtığı tahribata işaret ediyor, askeri müdahalelerin, geliştirilen siyasal ve toplumsal kurumları tahrip ettiğini, sıklıkla yapılan bu müdahalelerle, demokratik süreçte yetiştirilmiş olan bu “filizlerin” yok edildiğini ifade ediyor.

“CHP’NİN ORDU VE YARGININ SIRTINDAN YÜKSELDİĞİNİ ANLATTI”

Büyükelçi Handley, Demirel’den, İsmet İnönü’nün 8 mayıs 1972′de genel başkanlığından istifa ettiği ve yerine 14 Mayıs 1972′de Bülent Ecevit’in seçildiği CHP konusundaki değerlendirmesini istemiş. Demirel’in verdiği karşılık için Handley, “çok ilginç yanıtlarından birini verdiğini düşünüyorum” diyor.

Büyükelçi, bu ilginç yanıtı şöyle aktarıyor:

“CHP’de şu andaki gelişmelerin Türk demokrasisi ve Türkiye Cumhuriyeti için, Mart 1971′de olanlardan (askeri müdahale) çok daha önemli olduğunu söyledi. Geçmişte bir devlet partisi olan, 1923-1950 arasında Türkiye’yi tek parti olarak yöneten CHP’nin şimdi kendisini, Türk seçmenine, Adalet Partisi’nin demokratik bir alternatifi olarak takdim edip edemeyeceğinin görüleceği bir sürece doğru soktuğunu belirtti. Her şeyin, CHP’nin geçmişteki elitist eğiliminden kurtulup kurtulmama ve ‘halkın’ partisi olup olmamaya karar vermesine bağlı olduğunu ifade etti. CHP’nin geçmişte kendisini daima belirli seçkinci ‘kurumlarla’ bir tuttuğunu, o kurumların sırtından yükseldiğini belirtti. Bunlar arasında orduyu, mahkemeleri, devlet kuruluşlarını, üniversiteleri ve entelijensiya tabakasını saydı. Bunun pek çok açıdan Osmanlı’daki saray-ulema-asker arasındaki iktidar paylaşımının yeni bir uyarlamasından başka bir şey olmadığını (belirtti). Hiçbir şeyin onu, CHP’yi halka giderken, halktan destek alırken ve CHP’nin güçlü bir siyasal kuruluş olarak yükseldiğini, gücünü seçkinci kurumlardan değil, geniş halk kitlelerine dayalı bir zeminden alırken görmekten daha fazla memnun etmeyeceğini söyledi.”

“ECEVİT 73 SEÇİMLERİNİ KAZANAMAZ AMA 77′DE ŞANSI VAR”

Demirel, Ecevit liderliğindeki bu yeni CHP için, geleceğe yönelik çok olumlu bir perspektif de çizmiş. Demirel, “halktan destek alan bu CHP’nin” 1973 seçimini kazanmasının kendisini mutlu edeceğini belirtiyor. Gücünü halktan alan bir partinin, kendisinin lideri olduğu Adalet Partisi karşısında güçlü bir muhalefet oluşturmasından memnuniyet duyacağını, fakat 1973 seçiminde CHP’nin bunu başarmasını beklemediğini, bu partinin 1977 seçiminde iyi bir şansının olabileceğini, 1981 seçiminden ise, “eğer bu geleneksel rolünü terk ederse, muhtemelen Türk seçmeninin çoğunluğunun desteğini alarak çıkacağını” ifade ediyor.

Demirel, CHP liderliğini Ecevit’e kaybeden İnönü hakkında da ülkenin kuruluşundaki katkılarından dolayı Türkiye Cumhuriyetinin ona borçlu olduğunu belirttikten sonra, 1960′da orduyu darbeye iterek demokrasiyi mahvetmesini hiç unutmayacağını ve hiç affetmeyeceğini söylüyor.  (AA)

Büyük Türkiye hesabı

In Siyaset on 03 Ara 2010 at 09:00

Diplomasinin 11 Eylül’ü olarak da nitelenen Wikileaks olayında dünya, sızdırılan belgelerin içeriğine odaklandı.

Ancak bazı deneyimli Amerikalı uzmanlar, gazetelerin manşetlerini süsleyen içeriklerden çok, Wikileaks olayının kısa ve uzun vadede diplomasiye olacağını düşündükleri etkisinin daha önemli olduğunu düşünüyor. ABD eski Başkanı George Bush’un “Güvenlik Danışmanı” olan Stephen Hadley, sızdırılan belgelerin hükümetlerin birbirleriyle olan ve Amerikalı diplomatların bulundukları ülkelerdeki muhataplarıyla ilişkilerini ciddi etkileyeceğini düşünüyor. ABD eski Başkanlarından Jimmy Carter’ın Güvenlik Danışmanlığı’nı yapan Zbigniew Brzezinski ise, Wikileaks’in kullanılabiliyor olabileceğine işaret ederek, şöyle konuşuyor: “Bazı şeyler unutulacak ama bazı şeyler de kalacak. Bence en önemli olan mesele bugün manşetlerde olanlar değil. Berlusconi ya da Putin için yapılan tanımlamalar zaten kendi halkları tarafından da yapılıyor. Gerçek mesele Wikileaks’i bu konuda kimin beslediği.” Brzezinski, buna örnek olarak da Türkiye ile ilgili belgelerin etkisinin “önceden hesaplanmış gibi göründüğünü” öne sürüyor.

İki ünlü deneyimli siyasetçi, Amerikan PBS televizyonunda Judy Woodruff’ın konuğu oldu. Woodruff’ın sorularını cevaplayan Brzezinski ile Hadley’in ortak noktası, sızdırılan belgelerin içeriğinden çok hangi amaçlara yaradığı, kimler tarafından beslenmiş olabileceği ve uzun vadeli etkileri oldu.

Bush’a danışmanlık ederken Irak Savaşı’nda yanlış yaptığını kabul ederek istifa etmiş bir isim olan Stephen Hadley, Wikileaks olayını kısa vadede zararlı olacağını belirtti. Politika üretilirken, ülke yönetimleri arasındaki ilişkinin çok önemli olduğunu vurgulayan Hadley, “Eğer diğer hükümetlerin sırlarını ve güvenlerini koruyamazsak, bizimle en içten düşüncelerini paylaşmaya isteksiz olabilirler.” dedi. Hadley, “İkinci olarak da dünyadaki diplomatik pozisyonlarda bulunan ABD’li elemanların, Washington’a bulundukları ülkelerde muhatap oldukları kişiler hakkında samimi beyanatlarda bulunabilirler. Başkanı ve Dışişleri Bakanını bilgilendirmek çok önemli. Ama şimdi kamuoyunun bilecek olmasından veya o ülkedeki ilişkilerinin zarar görecek olmasından korkarak samimi olmakta isteksiz olabilirler.” diyerek yaşananların bu yüzden Amerikan diplomasisinin temelini oluşturan güven süreci için çok zarar verici olduğunu vurguladı.

“ÖNEMLİ OLAN BENZETMELER DEĞİL”

Hadley’e destek evren Zbigniew Brzezinski de “Bazı şeyler unutulacak ama bazı şeyler de kalacak. Bence en önemli olan mesele bugün manşetlerde olanlar değil.” diye konuştu. Berlusconi ya da Putin için yapılan tanımlamaların zaten kendi halkları tarafından da yapıldığını savunan Brzezinski, “Gerçek mesele Wikileaks’i bu konuda kimin beslediği. Önemsiz ve saçma olduğu gözüken bilgilere ulaşıyorlar; ama bazılarının ucu şaşırtıcı bir şekilde bir yerlere dokunuyor. Mesela Arap liderlerin İran hakkındaki düşünceleri, halkları nezdindeki kredibilitelerini düşürebilir.” ifadelerini kullandı.

Hadley de bu konuda “Mesela Arap ülkelerinin İran hakkında ortaya çıkan düşünceleri yeni bir şey değil. Daha önce benzer eğilimler içinde oldukları biliniyordu. Ama bunun manşetlerde yer alacak şekilde bir giz olarak ortaya çıkması utanç verici. Bu yüzden insanlar gelecekteki konuşmalarında daha az samimi olacak.” dedi.

BRZEZİNSKİ: TÜRKLER İLGİLİ BELGELER HESAPLANMIŞ GİBİ GÖZÜKÜYOR

Carter’la 1977-1981 yılları arasında çalışmış deneyimli bir isim olan ve halen uluslararası Stratejik Çalışmalar Merkezi’nde çalışmalarını sürdüren Brzezinski, Wikileaks’in bir endişe meselesi olmadığının altını çizdi. Brzezinski, şöyle devam etti: “Önemli olan Wikileaks’in birileri tarafından ABD’nin diğer hükümetlerle ilişkilerini güçleştirmek veya bazı hükümetleri tehlikeye atmak için birileri tarafından manipüle edilip edilmediğidir. Çünkü bazı unsurlar çok ön plana çıkarılıyor ve çok dokunaklı. Örneğin Berlusconi, Sarkozy veya Putin hakkındaki dedikoduları bir kenara bırakın, Türkler olan mesele Türk-Amerikan ilişkilerini bozmada potansiyel etkisi açıkça hesaplanmış gibi görünüyor.” Brzezinski, Wikileaks’in, süreci manipüle etmek isteyen ve belli bazı amaçları olan bazı istihbarat birimlerinden malzeme almış olabileceğini düşündüğünü de sözlerine ekledi.

Hadley de kendisine şu sözlerle destek verdi: “Belki bu bilgi çöplüğü içine faydalı olabileceğini düşündüğü bazı bilgileri sızdıran istihbarat birimleri olabilir, bunu göz ardı edemeyiz.” BUGÜN

 

Hillary Clinton’dan çifte özür

In Gündem on 30 Kas 2010 at 09:49

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Wikileaks internet sitesinin bakanlığının gizli yazışmalarıyla ilgili belgeleri yayımlamasının “ sadece ABD çıkarlarına yönelik değil, aynı zamanda uluslararası topluma karşı saldırı olduğunu belirtti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Washinton’da Hillary Clinton ile görüşme öncesi ortak basın açıklamasında Clinton’ a önce den verilen bilgilendirme için teşekkür etti.

Davutoğlu, “ Belgeler de dahil olmak üzere bugün paylaşacağımız çok çeşitli gündem maddeleri var’’ diye konuştu. Türk dış politikasının ilkeli, vizyon sahibi, zaman testinden geçmiş, şeffaf bir dış politika olduğunu belirten Davutoğlu, buna ABD ile ilişkilerin de dahil olduğunu belirtti. “Türkiye ile ABD’nin dünyadaki en önemli ikili ilişkilerden birine sahip olduğunu belirten Clinton, “Bu ilişkiyi güçlendirme ve derinleştirmeyi sürdürmeye çok bağlıyız’’ dedi.

Detaylı görüştük

Türk basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Davutoğlu, Wikileaks konusunun hem ABD’ nin kredibilitesi hem Türkiye’nin ABD ve diğer ülkelerle temasları ve Türk dış politikası açısından önem taşıyan bir gelişme olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:

“Bunu tabii ki görmezden gelemezdik ve öncelikli bu konuyu kendisiyle detaylı olarak görüştüm. Bu belgelerin otantikliği bizim tartışacağımız bir konu değil, ABD’nin kendisiyle ilgili bir husus, onlar da bunu reddetmiyor, konfirme de etmiyor ama ortada da böyle bir gerçek var. Dolayısıyla görüşmemizin ana odak noktasını bunların oluşturması da normaldi.” Clinton’ın duyduğu üzüntüyü dile getirdiğini ifade eden Davutoğlu, “Türkiye’den, hükümetimizden, ismen bizler de geçtiği için Sayın Başbakanımızdan, bizlerden bu gelişme dolayısıyla özür beyan ettiler” dedi.

Wikileaks gizli sırları ifşa etti

In Gündem on 29 Kas 2010 at 06:30

New York Times gazetesi, dünyada büyük merakla beklenen internet sitesi WikiLeaks’in sızdırdığı ”gizli devlet” belgelerini yayınlayan ilk kuruluş oldu. WikiLeaks belgelerinde, Suudi Arabistanlı bazı mali kaynaklar terör örgütlerini besleyen kaynak olarak gösteriliyor. Birçok liderin gizli bilgilerinin yer aldığı belgelerde, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor. WikiLeaks’de, nükleer silah sahiplerinin geliştirdiği programlar da yer alıyor.

ABD EFSANESİNİN SONU MU?

Wikileaks internet sitesi, ABD’nin birçok hassas konudaki değerlendirmelerinin yer aldığı “gizli devlet belgeleri”ni yayınladı. ABD büyükelçiliklerinden gönderilen 250 binden fazla mesajda yer alan bilgilerin aktarıldığı belgeler, dünyayı sarsacak nitelikte. İtalya Dışişleri Bakanı Frattini, Türkiye’nin geniş yer bulduğu belgeleri, “diplomasinin 11 Eylül’ü” olarak niteledi.

Son yıllarda yayınladığı ABD’nin Irak ve Afganistan savaşlarıyla ilgili gizli belgelerle ses getiren Wikileaks internet sitesi, dünyanın büyük merakla beklediği “gizli devlet belgeleri”ni çeşitli yayın organları aracılığıyla yayınladı. Amerikan yönetiminin karşı çıkmasına rağmen yayınlanan belgeler ABD Dışişleri Bakanlığı’nın toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla günlük yazışmalarına dayanıyor. Yabancı liderlerle ve dünyadaki nükleer ve terörist tehditlerle ilgili değerlendirmelerin bulunduğu belgelerde Türkiye’ye ilişkin de önemli bilgiler var. Washington’dan sonra en çok belge sızan yer ABD’nin Ankara Büyükelçiliği. Ankara’dan Washington’a 7 bin 918 telgraf gönderilmiş. ABD’nin imajını sarsması ve uzun süre dünya kamuoyunu meşgul etmesi beklenen belgeler arasında, İsrail gizli servisi Mossad’ın başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns arasında 17 Ağustos 2007′de yapılan görüşmelerin yazışmaları da yer alıyor. Mossad Başkanı Dagan, Türkiye’de İslamcılığın yükselişe geçtiğini iddia ederken, “Burada soru, kendini Türkiye’nin laik kimliğinin koruyucusu olan Türk ordusunun daha ne kadar sessiz kalacağı.” ifadelerini kullandı.

ABD ile İran pazarlığı belgelerde

Belgeler arasında, 12 Kasım 2009′da Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran’ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor. 40 dakika süren görüşmede Gordon, Türkiye’nin arabuluculuk çalışmalarını eleştirirken, ABD yönetiminin Türkiye’nin İran tutumuyla ilgili soru işaretleri bulunduğunu belirtiyor. Türkiye’nin sadece İran’a yönelik yaptırımların olumsuz etkilerinden bahsetmesinden rahatsız olduklarını belirten Gordon, Davutoğlu’na, “Eğer İran nükleer silah elde ederse olası sonuçlarının farkında mısınız?” diye sordu. Davutoğlu, “Elbette. Bu riskin farkındayız. Bu nedenle Türkiye, İran dosyası üzerinde yoğun çalışıyor. Cumhurbaşkanı Gül, İstanbul’da Ahmedinejad’la iki saat görüştü.” cevabını verdi. Başbakan Erdoğan’ın Guardian gazetesine verdiği röportajdan rahatsızlık duyduklarını belirten Gordon, Erdoğan’ın İran sorununa bakışına dair soru işaretleri bulunduğunu söyledi. Davutoğlu, röportajda Erdoğan’ın sözlerinin eksik aktarıldığını savunarak, sadece Türkiye’nin İran’la ilişkilerinin çözüm sürecinde önemli rolü olduğunu söyledi. Gordon, İran’ın uluslararası baskıyı dikkate almaması durumunda Türkiye’nin İran’a karşı daha sert bir pozisyon almasını istedi. Davutoğlu, Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde bu mesajı verdiğini ve Türkiye-İran ilişkilerinin bölge için çok önemli olduğunu söyledi. Türk dış politikasının bölgeye “adalet duygusu” getirdiğini savunan Davutoğlu, Türkiye’nin bölgedeki İran nüfuzunu dengelediğini dile getirdi.

Le Monde, El Pais, Der Spiegel, New York Times ile birlikte belgeleri yayımlayan Guardian gazetesi, konuya ilişkin gizli belgeyi, “Bu görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu, İran’ın nükleer programı konusunda Türkiye’nin arabuluculuğunun yardımcı olmayabileceği konusunda ikna etmeye çalışıyor, ancak bunda başarılı olmuyor.” yorumuyla yer verdi. Gizli belgelere göre, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediklerini her fırsatta açıklayan İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, Roma’da 8 Şubat 2010′da ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le yaptığı görüşmede, Türkiye’nin hem Avrupa hem de İran’a açılımlar yapmasını “ikili oynamak” diye niteleyerek, “bu durumun kendisinde hayal kırıklığı yarattığını” söylüyor.

ABD Dışişleri Müsteşarı William Burns ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu arasında 18 Şubat 2010′da gerçekleşen görüşmelerin kayıtları da Türkiye’nin İran’la ilgili endişelerini ortaya çıkardı. Sinirlioğlu, İran’a yönelik saldırı planlarına karşı çıkarken, tüm bölge ülkelerinin İran’ı tehdit olarak gördüğünü savunuyor. İran’ın nükleer enerji alanındaki çalışmalarından bahsederken, “Şam’da bile alarm zilleri çalıyor.” ifadelerini kullanıyor. Burns’un ABD’nin İran politikasına destekleme çağrısı üzerine Sinirlioğlu, İran’a yönelik yaptırımların halkın rejime olan desteğini artırdığını ve muhalefeti zayıflattığını belirtiyor. İran’a yönelik olası bir saldırının Türkiye’ye ve tüm bölgeye zarar vereceğini kaydediyor.

Feridun Sinirlioğlu, ABD’li yetkililere Irak Başbakanı Nuri el Maliki’yle ilgili memnuniyetsizliğini de dile getiriyor. El Maliki’nin “kendi siyasi geleceğiyle ilgilendiğini” savunan Sinirlioğlu, Irak Başbakanı’nın her an kontrolden çıkabileceğini dile getiriyor. İran’ın Irak seçimlerini etkilemeye çalışmasından rahatsız olduklarını belirten Dışişleri Müsteşarı, Suudi Arabistan’ın da Şii etkisini azaltmak amacıyla Sünni kökenli siyasi partilere “para saçtığını” iddia ediyor. İran’ın Irak’la Türkiye arasındaki boru hattına karşı olduğunu savunan Sinirlioğlu, 7 Mart seçimlerinden sonra iki ülke arasında boru hattı kurulması için girişimlere başlayacaklarını kaydediyor. ABD’nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne PKK’ya karşı daha fazla işbirliği yapması için baskı yapmasını isteyen Sinirlioğlu, Amerikan ordusundan General Odierno’nun görüşmeden kısa süre önce gerçekleştirdiği ziyaretten övgüyle bahsediyor.

En çok belge Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliği’nden

Yayımlanan belgelerde Türkiye açısından en dikkat çekici nokta Ankara’dan Washington’a gönderilen telgraf sayısı. Sızan 251 bin belgenin çoğunluğu ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait. Washington’tan sonra en çok belge sızan yer ise ABD’nin Ankara Büyükelçiliği. Ankara’dan Washington’a 7 bin 918 telgraf gönderilmiş. Sızan belgelerde Ankara’nın dikkatini bu nokta çekti. Bu durum Türkiye’nin öneminin ve diplomatik etkinliğinin işareti olarak görüldü. Türk tarafı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye için kullandığı “merkez ülke” tabirinin gerçekliğinin ortaya çıktığı görüşünde.

Araplar, ABD’den İran’a saldırmasını istemiş

Wikileaks’in sızdırdığı belgelerde Tahran’ın nükleer bir güç olmasından endişe eden Arap ülkelerinin, İran’a saldırı düzenlenmesini istediği görülüyor. Fransız Le Monde gazetesinde yayınlanan WikiLeaks belgesine göre Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz, Amerikalı diplomatlara İran’ı kastederek “yılanın başını kesmek gerek’tiğini söylüyor. 11 Şubat 2010 tarihli bir belgede de Kral Abdullah, ABD Başkanı Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones’a ” Eğer İran nükleer gücünü geliştirirse bölgedeki herkes aynı şeyi yapacaktır. Bu yüzden Bu İran’ın nükleer programı kesimlikle durdurulmalıdır.” diyor. Bahreyn Kralı Hamid bin İsa El-Halife ise Amerikalı general David Petraeus’a “Bölgedeki tehlikeyi engellemeyzsek daha yüksek seviyelere ulaşabilir.” Diye yakınıyor. Abu Dhabi Prensi Muhammed bin Zayid El Nahyan, İran konusunda daha keskin fikirler öne sürüyor. Nahyan, İran’ın nükleer tesislerine yalnızca havadan müdahalenin yetersiz olacağını ifade ederek, karadan da müdahale yapmak gerektiğini belirtiyor.

İran’la ciddi bir gaz anlaşması bulunan Katar’ın Emiri ise 14 Şubat 2010′da Amerikalı senatör John Kerry’nin danışmanıyla konuşmasında “İran’la olan otuz yıllık ilişkilerimize dayanarak İran’dan gelen sözlerin yüzde birine inanmamak gerektiği kanaatini taşıyoruz” diye konuşuyor. Katar Başbakanı Şeyh Hamid bin Casim bin Cabir El Tani, İran ile aralarındaki ilişkiyi ” Onlar bize yalan söylüyor, biz de onlara yalan konuşmak durumda kalıyoruz” şeklinde özetliyor. El Tani, İran lideri Ahmedinejad’ın “Irak’ta Amerikalılarla savaştık. Ama asıl savaşı İran’da yapacağız” şeklindeki sözlerini de aktarıyor.

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ise İran’ın İslam adına büyük bir hıyanete imza attığını belirtiyor ve İranlıları kastederek “O yalancıların söyledikleri hiçbir şeye inanmayın” diyor. En çarpıcı açıklamalar ise Ürdün Meclis Başkanı Zeid Rifai’ye ait. Rifai Amerikalı yetkililere yolladığı bir telegramda “Ya İran’ı bombalarsınız ya da Nükleer bir güç olan İran’la yaşamaya devam edersiniz. Sıradan yaptırımların hiçbir önemi yok” şeklinde tepkisini dile getiriyor.

Ermenistan İran’a silah göndermiş

Belgelerde Suudi kralı Abdullah ile İran Dışişleri Bakanı Muttaki arasındaki görüşmede İran’ın Arap ülkelerinin ve özellikle Hamas’ın içişlerine karışıtığı konusunun gündeme geldiği yer alıyor. Görüşmede Muttaki İran’ın Arap ülkelerinin içişlerine karışmasını ‘Onlar Müslüman’ teziyle savunurken; Kralın ise buna karşı çıkarak ‘Onlar Arap. Farslılar olarak onların içişlerine karışamazsınız’ dediği öğrenildi.

Belgelerde yer alan başka bir bilgiye göre ise Ermenistan’ın İran’a silah göndermesi Amerika’yı rahatsız ediyor. Ermeni kaynaklı silahların Irak’a geçtiği ve Amerikan askerlerinin ölümüne sebep olduğu da iddia ediliyor. İran Kızılay’ının faaliyetleri de belli bölgelere ajan ve silah gönderme için kullandığı belirtiliyor.

Dünya liderleri için akıl almaz benzetmeler

ABD’nin dünya başkentlerinde yer alan diplomatların bulunduğu ülke liderleri ile ilgili hiç de diplomatik olmayan konuşmalar ortaya çıktı. ABD’nin imajını sarsması ve uzun süre dünya kamuoyunu meşgul etmesi beklenen WikiLeaks’in yayınladığı gizli bilgilere göre, Moskova’da görev yapan ABD Büyükelçisi 2008′in sonlarında Rusya Başbakanı Vladimir Putin’i Batman’a ve Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’i de yardımcısı Robin’e benzetmiş. New York Times başta olmak üzere uluslararası basında yer almaya başlayan bilgilere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-il de Amerika’lı diplomatlara göre “iradesiz yaşlı bir adam”. Kuzey Kore lideri için “inme sonucu fiziki ve psikolojik travma geçiren birisi” ifadeleri de kullanılıyor.

ABD Paris Büyükelçiliği, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’yi ince tenli ve otoriter kişiliği ile tanımlarken, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ise ABD Roma Büyükelçiliği tarafından “kibirli, beceriksiz ve etkisiz Avrupalı bir lider” olarak eleştiriliyor. ABD Roma Büyükelçiliği’nden geçilen bir başka raporda da “fiziki ve siyasi açıdan zayıf bir lider” olarak tanımlanan Berlusconi, gece hayatına düşkün olduğu için yeterince vakti kalmadığı değerlendirmesi yapılıyor.

Roma Büyükelçiliği’nden 2009′da geçilen raporda da Putin ve Berlusconi arasındaki dostluğa dikkat çekiliyor. Berlusconi’nin aşırı hediyeler ve iş dünyasındaki gücü sayesinde karlı enerji anlaşmaları sağladığı iddia edilen belgelerde, İtalyan lider Avrupa’da Putin’in sözcüsü olmakla suçlanıyor. Putin’in toplumda etkili olan kişiler üzerinde bir baskı oluşturduğunu kaydeden Amerikalı diplomatlar, Putin’in fermanlarını yerine getirmeyen ve yönetilemeyen bürokrasi tarafından kuyusunun kazıldığını savunuyor.

ABD’nin Afganistan’da müttefiki Cumhurbaşkanı Hamid Karzai için Kabil Büyükelçiliği’nin kullandığı ifadeler de hayli ilginç: “Gerçekleri dinlemeyen hayli zayıf karakterli birisi. Kendisine karşı ya da başka raporlarla kolaylıkla fikirlerini değiştirebiliyor.”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için söylenen ifadeler de hayli tartışma yaratacak cinsten: “Zarif ve etkiliyeci ancak hiç bir zaman verdiği sözü yerine getirmez.” ABD’nin eski Berlin Büyükelçisi Philip Murphy Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle hakkında ‘fikirlerinde derinlik olmayan, Amerikan karşıtı, beceriksiz ve kendini beğenmiş biri’ olarak tanımlanıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel için ise ‘Teflon Merkel’ ‘riske açık olmayan ve üretici olmaktan uzak’ yakıştırması yapılıyor. Belgelerde BM toplantıları için ABD’ye gidecek olan Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin suyun üzerinde uçmaktan korktuğu, en fazla 8 saat uçabildiği belirtiliyor.

Guantanamo için rüşvet

Belgeler, ABD’nin Guantanamo Hapishanesi’ndeki esirlerin kabul edilmesi için diğer ülkelere rüşvet verdiğini gösteriyor. Belgelere göre Slovenya Obama ile randevu ayarlanması karşılığında bir tutukluyu alması istenirken, Kirbati ada devletine de Müslüman Çinli tutukluları alması için milyon dolarlık ticari anlaşma teklif edildi.Belçika’ya da tutuklu kabul etmesi karşılığında Avrupa’da daha güçlü bir pozisyon vaat ediliyor. Belgelere göre, ayrıca 2007 yılında ABD Başkanı George Bush ile Çin lideri Hu arasındaki görüşmede, Bush, Pekin’inİran’a gemilerle balistik füze parçaları parça göndermesini sona ermesi çağrısında bulunuyor. Hu ise konuyla ilgili ayrıntılı bilgi istiyor. Kuzey Kore’nin ekonomik sorunları ve siyasi durumu göz önüne alınarak, ABD’li yetkililer Güney Kore’liler ile bir araya gelerek Kore’nin birleştirilmesini görüşmüşler. Bu konuda Pekin yönetiminin ikna edilmesi için ekonomik teşvikler ve doğru ticari anlaşmaların işe yarayacağı düşünülmüş.

Amerikalı diplomatlara casusluk talimatı

Kamuoyuna sızan belgeler arasında, BM, Ortadoğu, Doğu Avrupa ve Latin Amerika’daki ABD misyonlarında görev yapan Dışişleri Bakanlığı personeline casusluk yapmaları yönünde Washington’dan giden direktifler de bulunuyor. Normalde casusluk faaliyetleri için CIA ve benzeri istihbarat örgütlerini kullanan ABD’nin bu uygulaması istihbarat geleneklerini zorluyor. 2008 tarihe kadar geri giden belgelere göre Amerikalı diplomatlardan yabancı devlet yetkililerinin kredi kartı bilgileri ve çalışma takvimleri gibi şahsi bilgilerinin alınması talep ediliyor. Belgeler, diplomatların bu emirleri yerine getirip getirmediğine dair ipucu vermiyor. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton imzalı direktiflerden birinde, ABD’nin BM Daimi Temsilciliği’ndeki personele bilgi toplama öncelikleri listeleniyor ve Kuzey Koreli diplomatların ‘biyografik ve biyometrik’ bilgi dahil fişlenmeleri isteniyor.

İFŞAA EDİLEN BELGELERDEN KISA KISA

AFGANİSTAN: Afganistan devlet başkanı yardımcısı Ahmet Ziya Mesut, Birleşik Arap Emirliklerine yaptığı ziyarette yanında 52 milyon doları ülkeden çıkartmış.

SANAL SAVAŞ ÇİN: Çin politbürosu Google’ın bu ülkedeki sistemini hedef alan hacker saldırısı düzenlemiş. Bu saldırı Çin hükümetinin özel güvenliğin ve İnternet uzmanları tarafından yürütülen büyük bir kampanyanın parçası olarak değerlendiriliyor. Çin Dalai Lama Batılı ülkeler ve Amerikan hükümetinin bilgisayarlarına da 2002 yılında girilmiş.

SUUDİ EL KAİDE: El Kaide terör örgütünün finansörleri arasında Suudiler ön sıradaki yerlerini korurken, Amerikan üssünün bulunduğu Katar belgelerde terörizme karşı mücadelede ‘en kötü ülke’ olarak yer alıyor.

ALMANYA: Belgelere göre Almanya’da isim benzerliği nedeniyle yanlış kişiyi Afganistan’da gözaltına alınan biriyle karıştırarak tutuklayan CIA ajanları ile ilgili tutuklama kararı çıkartmaması için sert şekilde uyarmış. ABD’li bir diplomat Alman meslektaşına Almanya’yı tehdit etmediğini fakat Amerika ile ilişkilerde atılan her adıma dikkat etmesi gerektiklerini söylemiş.

ALMANYA: Belgelere göre Almanya’da isim benzerliği nedeniyle yanlış kişiyi Afganistan’da gözaltına alınan biriyle karıştırarak tutuklayan CIA ajanları ile ilgili tutuklama kararı çıkartmaması için sert şekilde uyarmış. ABD’li bir diplomat Alman meslektaşına Almanya’yı tehdit etmediğini fakat Amerika ile ilişkilerde atılan her adıma dikkat etmesi gerektiklerini söylemiş.

Kaddafi suyun üzerinde uçmaya korkuyor: Belgelerde BM toplantıları için ABD’ye gidecek olan Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin suyun üzerinde uçmaktan korktuğu, en fazla 8 saat uçabildiği belirtiliyor.

İran ambulanslarla silahı Lübnan’a sokmuş: İsrail ve Hizbullah arasında 2006 yılında cerayan eden 35 günlük savaşta İran’ın Hizbullah’a ambulanslar içinde gönderdiği silahlarla yardım ettiği öne sürülüyor.

Mısır, inatçı müttefik: ABD’nin Kahire Büyükelçiliği tarafından Dışişleri Bakanı Hillary Clinton için 2009 yılında gönderilen telgrafta Mısır’dan inatçı müttefik diye bahsediliyor. Mısır’a karşı saygılı davranıldığında iyi bir karşılık alındığı belirtilen telgrafta, Kahire yönetiminin kendisini Ortadoğu konusunda zaruri bir Arap devleti olarak görme algısına sahip olduğu belirtiliyor.

Hamas ve El Fetih liderleri için casusluk: Amerikan Yönetimi, Hamas mensupları ve El Fetih liderleri konusunda casusluk yapması için Amerikan elçilik personeline duyuru yapmış. Buna göre Filistinli liderlerin kullanacağı güzergahlar, bineceği araçların yanısıra kişilerle ilgili biyometrik ve biyografik bilgilerle finansal durumları konusunda da ayrıntılı bilgi talep edilmiş.

El Kaide’nin en büyük finansörü Suudiler: Belgelerde Amerika’nın Ortadoğu’daki en stratejik müttefiki Suudi Arabistan, Amerika’nın küresel en büyük düşmanı El Kaide’nin en büyük finansörü olarak belirtiliyor.

ABD, Erdoğan’ı nasıl tanımlıyor?

In Gündem on 29 Kas 2010 at 06:26

Wikileaks belgelerinde ABD’li diplomatların Recep Tayyip Erdoğan tarifi de yer alıyor.

Wikileaks tarafından yayınlanan belgelerde Türkiye’deki hükümet ile asker ilişkileri yanında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili ifadeler de öne çıkıyor.

ABD’li diplomatlara göre Erdoğan; Atatürk ile aynı idealleri paylaşan bir harekete liderlik ediyor. O işkolik, inatçı, mükemmeliyetçi biri fakat despotik değil.

ABD’li diplomat ayrıca şöyle bir not düşüyor: Erdoğan üste çıktı, Başbuğ bu durumla yaşamayı öğrendi.

ABD, Davutoğlu’ndan rahatsız

In Gündem on 29 Kas 2010 at 06:25

Wikilekas belgelerinde ABD’li diplomatların ağzından çıkan bazı şok sözlere yer veriliyor. Buna göre ABD’li diplomatlar Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için “Müthiş tehlikeli ve deli” ifadelerini kullanıyor. Ayrıca ABD’li diplomatlar son dönemde yaşanan gelişmelerle ilgili olarak da “Türkiye’nin ekseni doğuya kayıyor. AB’ye üye olması zor” diyor.

ABD DAVUTOĞLU’NUN NEO-OSMANLI ÇİZGİSİNDEN RAHATSIZ

Yine belgelerde Başbakan Erdoğan’ın danışmanları ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ankara’nın ötesini gören bir perspektifleri olmadığı belirtilerek, Davutoğlu’nun Neo Osmanlı vizyonundan Amerika’nın kaygı duyduğu ifade ediliyor.

İngiliz The Guardian gazetesi, Wikileaks’in açıkladığı son gizli belgelerde ”ABD’nin, Türkiye’yi İran konusuna karışmaktan vazgeçirme çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığının ortaya çıktığını” bildirdi.

Dünyadaki birkaç gazeteyle birlikte Guardian gazetesi de, Wikileaks’in açıkladığı ABD Büyükelçiliklerinden gönderilen gizli belgelere yer verdi.

Gazetenin internet sitesinde, 17 Kasım 2009 tarihli belgede, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan görüşmenin gizli belgesi de yer aldı. 12 Kasım 2009′da 40 dakika süren görüşmeyle ilgili ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’nin ismiyle yer alan belgede, Davutoğlu’nun ”İranlılar’ın Türkiye’ye güveninin tam olduğunu ve Türkiye’nin İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı İran hükümetindeki diğer kişilerden daha esnek gördüğünü söylediği” belirtildi.

Belgede ayrıca şu ifadeler yer aldı:

”Davutoğlu, İran’a yönelik yaptırımların ya da askeri güç kullanımının olumsuz sonuçları olacağını söyledi. Gordon ise İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinin sonuçları konusunda ısrarcı oldu. Davutoğlu, bu sonuçları bildiklerini ve pek tabii riskin farkında olduklarını söyledi. Bu nedenle Türkiye, İranlılarla çok fazla çalışıyor.”

Guardian konuya ilişkin gizli belgeye, ”Bu görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu, İran’ın nükleer programı konusunda Türkiye’nin arabuluculuğunun yardımcı olmayabileceği konusunda ikna etmeye çalışıyor, ancak bunda başarılı olmuyor” yorumuyla yer verdi.

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.