H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

Mesajlar Etiketlendi ‘Başörtüsü’

Kürşat Atılgan’dan şok emir

In Gündem on 06 May 2011 at 11:01

MHP Milletvekili Atılgan, evine başörtülü misafir gelen Astsubay’ı 3 ay askeri istihbarata adım adım izlettirmiş. Atılgan, Astsubay’ı ‘alkol’den ‘el sıkışma’ya kadar bazı testlerden de geçirtmiş.

MHP Milletvekili Kürşat Atılgan‘ın Tuğgeneral olduğu dönemde, Renault Flash marka bir otomobilin arka koltuğundaki “türbanlı”nın peşine düştüğü ortaya çıktı. Teröristbaşı Abdullah Öcalan’la Şam’da aynı binada oturduğu ve MİT’in Öcalan’a yönelik operasyonunu deşifre eden telefon konuşmasını yaptığı iddiaları ile gündemde olan MHP‘li emekli Tuğgeneral Kürşat Atılgan‘la ilgili şok bir belge daha ortaya çıktı.

Eskişehir’deki Albay’da yakalandı

MHP’li Atılgan’ın başörtü tahammülsüzlüğünü ortaya koyan belge bir ihbar sonucu Eskişehir’deki evinden Balyoz Darbe Planı ile ilgili yeni belgeler çıkan ve tutuklanan emekli Albay Hakan Büyük‘ün evinden çıktı. 22 Kasım 2004 tarihli ve Kürşat Atılgan imzalı belge, MHP Milletvekili Atılgan’ın, evine başörtülü misafir gelen TSK personelini bile aylarca takip ettirdiğini ortaya koyuyor.

Askeri İstihbarat 3 ay ‘türban’ çalıştı

Olay, 25 Temmuz 2004 Pazar günü Yıldıztepe Alarm İskan Tesisleri Nizamiyesi’nden içeri Renault Flashmarka bir otomobilin girmesiyle başlıyor. Otomobilin arka koltuğunda türbanlı bir bayanın oturduğunun tespit edilmesi üzerine 3 ay sürecek geniş kapsamlı operasyona start veriliyor. Türbanlı bayanın araçtan indikten sonra girdiği lojmanın Başçavuş Mehmet İffet Töre’ye ait olduğu tespit edildikten sonra türbanlı bir bayanın içinde oturduğu aracın da plakasından (05 DV 638) sahibinin kim olduğu araştırılıyor. Aracın Başçavuşun kardeşi Ferhat Töre’ye ait olduğunu tespit eden askeri istihbarat, aracı “türbanlıyı taşıma anında” diğer erkek kardeş Rafet Töre’nin kullandığını büyük bir başarıyla tespit ediyor.

‘Eşi türbanlı mı’ – ‘tokalaşıyor mu’

3 ay süren takibin belgesinde, izlemenin “personelin durumunun netleştirilmesi” amacıyla yapıldığı iddia ediliyor. Bu çerçevede Başçavuş Töre’nin birlik içi yaşantısı, arkadaş ilişkileri ve davranışlarının yakın takibe alındığı belirtiliyor. İlk inceleme Töre’nin eşi üzerine yoğunlaştırılıyor ve “başının açık, giyim kuşamıyla modern” biri olduğu tespit ediliyor. Daha sonra el sıkıp sıkmadığına bakılıyor. Başçavuş’un eşi bu testten geçince, evinde “dini içerikli süs eşyası” aranıyor.

Yetmedi ‘alkol’ ve ‘isim’ testi yap

Bu tip bir süs eşyası da tespit edilemeyince en zor aşamaya geçiliyor: Alkol Testi… Bunun için geriye dönük araştırma yapılıyor ve Başçavuş’un 2004 Şubat’ına ait görüntüleri bulunuyor. Üniteler Komutanlığı’nın gecesinde Başçavuş Töre’nin eşiyle dans ettiği ve alkol kullandığı kamera görüntülerinden tespit ediliyor. Bu görüntülerden 13 adet fotoğraf karesi çıkartılıp dosyaya konuyor. Başçavuş ve ailesi alkol testinden geçtikten sonra sıra çocuklarına geliyor. Çocuklarının isimleri ve okulları “tespit” edilerek belgeye ekleniyor.

MHP’nin yeni paşası Alan da türban fişçisi

MHP’nin tartışmalı biçimde aday yaptığı Balyoz Davası tutuklu sanığı emekli Korgeneral Engin Alan’ın da benzer bir çalışması ortaya çıkmıştı. Engin Alan’ın Kolordu Komutanı olarak imzaladığı 24 Aralık 2002 tarihli ‘Kişiye Özel’ damgalı ‘Kategorili Personel İşlemleri ve İrticai Faaliyetler’ başlıklı yazıda, 2002 seçimleri sonrasında irticai faaliyetlerde artış olduğunu savunularak “Resmi bayram, bayramlaşma ve yemekli toplantılara eşleri ile birlikte katılmaktan kaçınan personel üzerindeki takip ve kontrolün yoğunlaştırılması”, “TSK personelinin takip edilmesi ve ev ziyaretleri adı altında fişleme ziyaretleri yapılması”, “Milli Güvenlik Dersi hocaları aracılığıyla İmam Hatip Liselerinde okuyan kız çocuklarının türban takıp takmadıklarının takip edilmesi” emri veriliyordu. Belgede, Alan, kesinlikle müsamaha gösterilmemesini emrediyordu.

1. Ana Jet Üs Komutanı olarak imzalamış

ARKA koltuktaki türbanlı misafir nedeniyle başlayan 3 aylık araştırma sonucu üç maddede özetleniyor; Personelin eşinin başının açık olması, alkol kullanması ve sicil amirlerinin olumsuz görüş beyan etmemesi. Bu üç madde nedeniyle personelin takibinin bırakılmasına, kontrol altında bulundurulmasına gerek olmadığına karar veriliyor. Kürşat Atılgan, hazırladığı belgeyi 1′inci Ana Jet Üs Komutanı Hava Pilot Tuğgeneral sıfatıyla imzalıyor ve personelin alkol aldığını gösterir 13 fotoğrafla birlikte, 1′inci Hava Kuvveti Komutanlığı’na gönderiyor.

Korgeneral Saner’le Albay Atılgan konuştu

ABDULLAH Öcalan’a 1997 yılında MİT tarafından düzenlenen operasyonun deşifre edilmesiyle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner’in telefonda, Şam Askeri Ateşe’ye operasyonu telefonda anlatması üzerine Suriye İstihbaratı El Muhaberat’ın operasyonu deşifre ettiği ortaya çıkmıştı. O dönem Askeri Ateşe’nin MHP‘li Kürşat Atılgan olduğu ortaya çıktı. Atılgan “konuşmadım” demişti.

Öcalan’la aynı caddede oturmuş olabiliriz

MHP’li Atılgan’ın Şam’da Öcalan’la komşu olduğu iddia edildi. İlk gün “Öcalan’la aynı binada oturmadığını, belki kendisinden önceki Askeri Ateşe’nin oturmuş olabileceğini” açıklayan Atılgan bir gün sonra geri adım atıp “Şam’da 3 katlı villanın ilk katında oturdum. O bölgede apartman ve villalar vardı. Sanıyorum o (Öcalan) apartmanların birinde kalmıştır” dedi. STAR GAZETESİ-CEVHERİ GÜVEN

‘Müslüman kadının örtüsünden elini çeksin’

In Siyaset on 04 Nis 2011 at 13:47

Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar, Süheyl Batum’un başörtüsüyle ilgili sözlerine cevap verdi…

Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Bayraktutar, CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum‘un başörtüsüyle ilgili sözlerini eleştirerek, ”Süheyl Batum moda açılımı yapmak istiyorsa kendi başını örtsün. Çeksin elini Müslüman kadının örtüsünden” dedi.

Bayraktutar, yaptığı yazılı açıklamada, Batum’un ”Başörtüsü moda olarak takılırsa sorun olmaz” açıklamasını kınadı.

”Müslüman kadının kimliği olan başörtüsünün Allah’ın emri, Kur’an’ın hükmü” olduğunu belirten Bayraktutar, Kur’an’da emirlerin kesin bir dille ifade edildiğini, Batum’un konuşmasının örtüye ve dine karşı düşmanlığından olduğunu iddia etti. Bu tutumun aynı zamanda insan haklarına ve inanç özgürlüğüne de aykırı bir yaklaşım olduğunu belirten Bayraktutar, ”Batum’u şiddetle kınıyor, istifaya davet ediyoruz. Batum, moda açılımı yapmak istiyorsa kendi başını örtsün. Çeksin elini Müslüman kadının örtüsünden” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anayasa değişikliği referandumundan önce sık sık ‘başörtü sorununu biz çözeriz’ dediğini belirten Bayraktutar, ”Kılıçdaroğlu önce CHP içindeki başörtü düşmanlarını çözsün” değerlendirmesine yer verdi.

CHP’nin başörtü konusunda hazırladığı belirtilen rapora da değinen Bayraktutar, ”CHP’nin derdinin, var olan sorunu çözmek değil sulandırmak” olduğunu ileri sürdü. (AA)

Toplumsal bir sorun değil…

In Toplum on 25 Kas 2010 at 08:57

TİKAD’ın 26 ilde 3 bin 52 kişi ile gerçekleştirdiği araştırma, başörtüsünün toplumsal bir sorun olmadığını gösterdi.

Metropoll’e yaptırılan ve Zaman’da yer alan ‘Başörtüsü ve Toplumsal Uzlaşma’ anketine göre toplumun sadece yüzde 0,7′si, başörtüsünün siyasî bir simge olduğu görüşünde. Yasağın kalkmasının, başı açıklar üzerinde baskı oluşturmayacağını düşünenlerin oranı ise yüzde 70.

Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD), başörtüsü sorununun algılanma biçimleri, eğitim ve iş hayatındaki yansımalarını tespit etmek amacıyla bir anket yaptırdı. 26 ilde 3 bin 52 kişi üzerinde gerçekleştirilen ‘Başörtüsü ve Toplumsal Uzlaşma’ anketi çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Başörtülü ve başörtüsüz kadınlar ile eşlerinin görüşlerine yer verilen araştırma sonuçlarına göre, toplumun yüzde 85′i, kadınların başörtüsünü inançları gereği taktığı kanaatinde. Başörtüsünün siyasi bir sembol olduğunu düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 1. Dün, İstanbul’da basın toplantısı düzenleyen TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut, anket sonuçlarının başörtülü olsun ya da olmasın kadınlar arasında bir sorunun olmadığını gösterdiğini söyledi.

TİKAD tarafından Metropoll araştırma şirketine yaptırılan ve başkanlığını Prof. Dr. Özer Sencar ve Prof. Dr. İhsan Dağı’nın yaptığı anketin sonuçları, Hilton Otel’de düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantıda konuşan TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut, kadın sorununun başörtüsü parantezine sıkıştırılmasını hatalı bir yaklaşım olarak gördüklerini dile getirdi. Başörtülü olsun ya da olmasın kadınların birbirleri ile sorununun olmadığının altını çizen Bulut, “Sorun başörtüsünde değil. Başörtüsü üzerinden kendilerine ‘dindar veya gelenekçi’ denenlerle, ‘laik-modern’ olarak nitelendirilenler arasında bir iktidar mücadelesi.” yorumunu yaptı.

Bulut, “Cumhuriyet kadınını hak ettiği noktaya taşımak istiyorsak, başörtüsünden dolayı asla ve asla kadınlarımızı eve hapsedip onları ötekileştirmeden toplumda ve iş hayatında varlık göstermelerini sağlamalıyız.” diye konuştu. Bulut, konunun çözümü noktasında tüm siyasî parti liderlerini ziyaret ederek görüş alışverişinde bulunacaklarını vurguladı.

‘Başörtüsü ve Toplumsal Uzlaşma’ anketi, toplumda başörtüsü hakkında yaygın bir uzlaşının olduğunu ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 78′i, örtünüp örtünmeme meselesinin kadınların kendi tercihine bırakılması gerektiği düşüncesinde. Toplumun yüzde 73′ü, bazı özel işyerlerinde uygulanan başörtüsü yasağını doğru bulmuyor. Toplumun yüzde 75′i, kamuda çalışan kadınların isterlerse örtünebileceklerini ifade ediyor.

Sorun çözüldüğünde istihdamda kadın sayısının artacağına inananların oranı yüzde 72 civarında. Toplumun yüzde 78′i, üniversitede başörtüsünün serbest olmasından yana. YÖK’ün fiilen yasağı kaldırmaya yönelik girişimlerini yüzde 61′lik kesim doğru buluyor. Üniversitede yasağın kalkmasının, başı açık öğrenciler üzerinde bir baskı oluşturmayacağını düşünenlerin oranı yüzde 70.

Araştırma bulguları, kadınların büyük bir kısmının aile, eş veya çevre baskısı nedeniyle başlarını örttükleri görüşlerini yalanlıyor. Kadınların yüzde 77′si başörtüsünün kendi tercihleri olduğunu belirtiyor. Ankette baş örtmenin eğitim ve iş hayatındaki olumsuz etkileri de araştırılıyor. Araştırmaya göre halen memur olarak çalışan ve başlarını dışarıda örtenlerin yüzde 92,5′i ile başörtülü üniversite mezunu kadınların yüzde 83′ü, yasak sebebiyle kendilerini haksızlığa uğramış görüyor.

Özel sektörde başörtülülerin çalışmasından rahatsızlık duymayacaklarını söyleyenler, toplumun yüzde 92′sini oluşturuyor. Başörtülülerin yüzde 90′ı, oğlunun veya erkek kardeşinin başı açık birisiyle evlenmesinde, yüzde 98′i başı açıklarla arkadaşlık yapmakta, yüzde 99′u da başı açık kadınlarla komşuluk kurmada sakınca görmüyor. Başı açık kadınların yüzde 87′si, başörtülülerin kariyer sahibi olmasından şikâyetçi olmadıklarını, yüzde 88′i ise başörtülü kadınları kendileri gibi eşit vatandaşlar olarak gördüğünü belirtiyor.

Başörtüsü anketinin en çarpıcı bölümlerini, eşlerin verdiği cevaplar oluşturuyor. Eşi başörtülü erkeklerin yüzde 53′ü, eşinin başını açarak çalışmasına izin verebileceğini söylüyor. Erkeklerin yüzde 70′i de başörtülü kadınların eğitimlerini bırakmak zorunda kalmalarından üzüntü duyduklarını ifade ediyor.

Başörtüsü, iktidar savaşında cephane olarak kullanılmamalı

Anket sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Doğu Ergil, toplumda başı açıklarla kapalılar arasında bir fay hattının olmadığına dikkat çekti. Kadınların siyasî çatışmalara taraf olmaması, birbirlerine karşı pozisyon almamaları ve birlikte hareket etmeleri gerektiğini vurgulayan Ergil, iktidar savaşında başörtüsünün ‘cephane’ olarak kullanılmaması gerektiğini dile getirdi. Ergil, başörtülü kadınların eğitim almasının ve dışarıda çalışmalarının laiklik adına engellenmesinin, aslında laikliğin engellenmesi anlamına geldiğine, bu nedenle herkesin buna karşı çıkması gerektiğine vurgu yaptı.

 

Partinin tavrına içerden tepki var

In Siyaset on 25 Eki 2010 at 07:49

Partinin tavrına içerden tepki var

CHP’nin başörtüsü tavrına parti içinden de tepkiler yükselmeye devam ediyor.

CHP’li İnal Batu, başörtüsü konusunda tutulmayan sözler nedeniyle üzüntülü.Zaman’da yer alan habere göre Batu, çözüm için ek şartlar ileri sürmenin iyi niyetli bir yaklaşım olmadığını savunurken, “En azından komisyona üye verilmeliydi.” dedi.

CHP’nin başörtüsü konusundaki çelişkili tavırları, sosyal demokratları da rahatsız etti. Partinin eski genel başkan yardımcılarından İnal Batu, onlardan biri. ‘Yeni CHP’ söylemiyle bazı şeylerin değişebileceğinden ümitlendiğini belirten Batu, hayal kırıklığına uğradığını söylüyor. Başörtüsü konusunda gelinen noktayı üzüntüyle karşıladığını ifade eden Batu, “Referandum döneminde gayet memnunduk, Sayın Genel Başkan ‘Bunu biz çözeriz’ diye ortaya çıktı. Şimdi ‘Biz çözülmesine mani oluruz’ noktasına gelindi.” diyor.

 

CHP’nin, türbanın üniversite dışındaki kurumlarda kullanılmasına karşı çıkmasına hak veren Batu, anamuhalefet partisinin çözüm paketine dokunulmazlıklar ve seçim barajını koyma çabasını ise iyi niyetle bağdaştırmıyor: “CHP’nin en azından komisyona üye vermesi gerekirdi.”

CHP’nin, türbanın ilk ve ortaöğretime girmemesi ile kamuda hizmet verenlerin kullanmamaları gerektiği görüşünü haklı gören Batu, şöyle devam etti: “Ama ‘Ben bunu çözerim’ deyip sonra türban sorununun yanına dokunulmazlıklar ve seçim barajı paketini koymayı da iyi niyetle bağdaştırmıyorum. En azından komisyona üye vermeli ve CHP’li üye, ‘Üniversitelerde türban sorununun çözümünü istiyoruz’ demeliydi.”

Emekli Büyükelçi ve eski CHP İstanbul Milletvekili İnal Batu, partinin daha önceki başörtüsü hamlelerini hatırlattı. 2008′de Meclis’te yapılan düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürüp iptal ettirmesini buna örnek gösterdi. “Fakat o zaman ‘biz çözeriz’ dememişti. Bu defa ‘çözeriz’ deyip mani olma noktasına gelindi.” diyen Batu, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun klasik CHP çizgisinden ayrılarak daha özgürlükçü davranışlar sergilemeye çalıştığını ama gelgitler yaşandığını ifade etti.

İnal Batu’nun da işaret ettiği bu gerçek, CHP’nin 20 yıllık ‘başörtüsü mücadelesini’ hatırlara getirdi. 1990′dan başlayarak zaman zaman sözler veren CHP, en küçük bir düzenleme olduğunda tavır değiştirdi. O dönem henüz CHP yeniden kurulmadığı için SHP ismiyle Meclis’te olan parti, 1990 yılında ANAP hükümetinin yaptığı düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. ‘Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir’ hükmü getiren YÖK Kanunu ek 17. maddesini Anayasa Mahkemesi’ne götüren SHP, iptal davası açtı. Mahkeme, maddeyi iptal etmedi ancak uygulama bunun tam tersi yönde oldu. CHP, 28 Şubat sonrasında üniversitelerde çok katı bir şekilde uygulanan başörtüsü yasağına diğer siyasi partilerle birlikte destek verdi. 2002 yılına gelindiğinde ‘Anadolu solu’ açılımı yapan ve Şeyh Edebali’nin öğütlerini odasının duvarına asan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, başörtüsü sorununu çözeceği vaadinde bulundu. Ancak seçim sonrasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eşini kastederek, “Başörtüsü, eşlerin ayıbını örtmeye yetmez.” ifadesini kullandı. CHP, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde başlayan ‘kamusal alan’ kavramının da savunucusu oldu.

2008 yılında AK Parti ve MHP’den 411 vekilin oylarıyla Meclis’ten geçen ‘eğitim özgürlüğü’ düzenlemesini de Anayasa Mahkemesi’ne götüren CHP, maddenin iptaline neden oldu. 2009 yerel seçimleri öncesinde çarşaflılara rozet takarak açılım yapan CHP, bundan da geri adım attı. 2010 yılında genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk sözlerinden biri, ‘Başörtüsü sorununu biz çözeriz’ oldu. Ancak partiler arası müzakereler başladığında yeni şartlar getirerek yine masadan kaçtı.

 

 

Yalçınkaya’ya hodri meydan

In Adalet on 21 Eki 2010 at 09:39

Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya’nın son günlerdeki tavırlarını Nuh Gönültaş işte böyle değerlendirdi.

Nuh GÖNÜLTAŞ yazdı…

Yargıtay Başsavcısı referanduma ne dersin?

Hukuk kimsenin tekelinde değildir.

Yargıtay Başsavcısı doğru söylemiyor!

Böyle bir ülkede, hukukçuların bile alenen doğru söylemediği bir konuyu kendi dünya görüşleri ölçülerine göre ölçüp biçtiği bir ülkede neyin doğru neyin yalan olduğuna kim karar verecek?

Konu başörtüsü…

Var mı başörtüsünü yasaklayan bir kanun?

Yok!

Var mı bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı?

Yok!

Peki nedir derdiniz?

Laikliğe aykırı!

Hoppalaaaa…

Yasalarda, Anayasa’da laiklik tanımlanıyor mu?

Yok!

Peki tanımı olmayan bir şeye göre başka bir şey nasıl aykırı oluyor?

İşte sizin hukukunuz bu, hukuktan anladığınız bu.

Laikliğe aykırı, laikliğe aykırı…

Laikliğe aykırı diye diye bu milletin kendi inançlarına göre yaşamasını engellemeye çalışıyorsunuz.

Madem tanımı belirsiz, bu durumda her şeyin laikliğe aykırı olduğu da ileri sürülebilir, olmadığı da rahatlıkla ileri sürülebilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üniversitelerde başörtüsünü yasaklamış.

Yalan…

Külliyen yalan…

Vallahi billahi yalan.

Eğer öyle olsa Türkiye üniversitelerinde başörtüleri ile okuma imkânı bulamayan, yasal hakları elinden alınan kızlar Avrupa üniversitelerinde okumak için bu ülkelere gitmezlerdi.

Madem ortada bir AİHM yasağı var, neden Avrupa ülkeleri üniversitelerinin herhangi birinde bu yasak yok?

Ama bunlar kendi savlarına Avrupa ülkeleri kuyruğunu takarak inandırıcılıklarını artırmaya çalışıyorlar.

Artık size kimse inanmıyor cübbeliler.

Var mısınız iddiaya?

Bu konuyu düzenleyen bir yasal düzenleme yok.

Yok, yok, yok.

Ne var peki?

Yalan var.

Bu işin içinde azınlığın çoğunluğa tahakkümü var.

Laiklik adına baskı, şiddet, korku yayma var.

Hükümete tehdit var!

“Bu konuyla uğraşmayın, kapatma davası açarım ha” var…

Madem öyle önce YÖK’ü kapatmalısın sayın savcı.

Bu işi AK Parti kovalamıyor ki, YÖK kovalıyor.

Yasak YÖK marifetiyle konuldu, YÖK marifetiyle kaldırılıyor.

Ayrıca, Kemal Efendi de “yasaklayıcı bir kanun yok” demedi mi?

O halde, serbest bırakıcı bir kanuna da gerek yok.

Aslında böyle düşünüyordum!

Ama Yargıtay Başsavcısı’nın dünkü açıklamasından sonra bu konunun öyle hukukçu cübbesi altındaki baskıcıların insafına terk edilmemesi gerektiği kanaatindeyim.

“Referanduma gidilmeli” düşüncesindeyim.

Eğer bu konunun YÖK marifetiyle çözümü engellenirse, hükümet hiç çekinmesin, bu işi referanduma götürecek adımı atsın.

Bu yalancılara tokadı bırakın halk atsın, tıpkı 12 Eylül 2010′da olduğu gibi…

Haydi çocuklar referanduma…

 

ERDOĞAN’DAN MÜTHİŞ BAŞÖRTÜSÜ OPERASYONU

In Siyaset on 04 Eki 2010 at 13:20

Erdoğan'dan müthiş başörtüsü operasyonu

Erdoğan, başörtüsü sorununu çözmek için Türk siyasi tarihine geçecek bir operasyona imza atarak, hem Kılıçdaroğlu’na gol attı hem de başörtüsü sorununu çözdü. İşte tarihe geçecek operasyon…

Başbakan Erdoğan, başörtüsü sorununu çözmek için Türk siyasi tarihine geçecek çok ince bir operasyona imza atarak, YÖK eliyle başörtüsü sorununu çözdü.

İŞTE ERDOĞAN’IN OPERASYONU

Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz günlerde ‘yeni Anayasayı seçimlerden önce çıkaralım’ diyen Kılıçdaroğlu’nu önce samimiyetsizlikle suçladı. Aynı gün Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Hangi samimiyetsizliğimizi gördün açıkla’ cevabı geldi.

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasının hemen ardından AK Parti kurmayları planın 2. ayağını uygulamaya koydu.

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasının ardından ertesi gün her iki lider de TESK’in olağan kongresi katılacaktı. AK parti kurmayları hemen sürpriz bir görüşme ayarladı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TESK’in olağan kongresi öncesinde kısa bir süre görüştü. Bu görüşmede Kılıçdaroğlu, ‘Yeni anayasa ile ilgili içerik beklerken, Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na ‘Gelin başörtüsü sorununu çözelim. Samimisiniz görelim’ şeklinde sürpriz bir öneri getirdi.

Kılıçdaroğlu, hiç beklemediği bu öneriye daha önce ‘başörtüsü sorununu biz çözeceğiz’ şeklinde açıklama yapması nedeniyle olumlu yaklaşmak zorunda kaldı ve ‘Çözelim’ cevabı verdi.

VE PLANIN 3. AYAĞI

Bu cevabın ardından Başbakan Erdoğan’ın, ‘Kılıçdaroğlu’nun samimiyeti üzerinden uygulamaya koyduğu planda son hamle için harekete geçildi.

Başbakan Erdoğan’ın siyasi manevrasını çok geç farkeden Kılıçdaroğlu’nuın, geri adım atmak için pratiğe geçmesi güç öneriler getirdiği saatlerde plana son noktayı YÖK koydu.

YASAĞI YÖK KALDIRDI

YÖK, sabah saatlerinde sürpriz bir şekilde İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği yazı ile disiplin yönetmeliğine uymayan öğrencilerin dersten çıkarılmasını yasakladı. Yönetmeliğe göre sadece tutanak tutulacak ve başörtülü öğrenciler derslere başörtülü girebilecek. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), bu hamlesiyle başörtüsü yasağını resmen kaldırmış oldu.

KILIÇDAROĞLU İTİRAZ EDEMEYECEK

YÖK üzerinden gerçekleştirdiği bu son hamle, Kılıçdaroğlu’nun da elini kolunu bağlamış oldu. Eğer Kılıçdaroğlu, YÖK’ün bu kararına itiraz ederse hem vermiş olduğu sözü çiğnemiş olacak, hem de Başbakan Erdoğan tarafından ‘samimiyetsiz’ damgası yiyecek.

Başbakan Erdoğan ve AK Partili kurmayların, Türk siyasi tarihine geçecek bu planıyla hem başörtüsü sorunu çözülmüş oldu, hem de AK Parti, çözümü CHP’ye bırakmdan parti hanesine artı puan olarak yazdırmayı başardı.

(CAFESİYASET /ÖZEL)

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne başörtü protestosu

In Toplum, Yaşam on 13 Mar 2010 at 19:21

Ulaşım kartlarında başörtülü fotoğraf bulunmaması şartı koyan İzmir Büyükşehir Belediyesi protesto edildi.

İZMİR Büyükşehir Belediyesi’nin, öğrenci ve öğretmenlerin belediye otobüslerinden indirimli yararlanması için düzenlediği ulaşım kartlarında başörtülü fotoğraf bulunmaması şartı, eylemle protesto edildi.

Özgür Der tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde düzenlenen eyleme dernek üyesi 100 kadar öğrenci katılırken erkek ve kız öğrenciler ayrı yerde durdu.

Açıklamada, CHP Mersin kadın kolları üyelerinin, çarşaf parçalama görüntülerinin henüz hafızalardan silinmeden, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başörtülü öğrencilere yönelik ayrımcı ve haksız uygulaması ile yasakçı, statükocu, tek tip CHP zihniyetinin kendini gösterdiği öne sürüldü.

Bu uygulama derhal son verilmesi, mağdur edilen öğrencilerden özür dilenmesi gerektiğini savunan öğrenciler daha sonra dağıldı.

Ajanslar

İzmir’de başörtülü öğrenciye indirim yok

In Gündem, Siyaset on 12 Mar 2010 at 13:15

CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi, başörtüsü yasağını genişleten bir uygulamaya imza attı. İndirimli kart alamayan başörtülü öğrenci, nedeni öğrenmek için attığı maile bakın nasıl bir cevap aldıi?

CHP, kılık-kıyafet konusunda çelişkili bir tutum sergiliyor. CHP’li kadınlar hilafetin kaldırılış yıldönümünü Mersin’de çarşaf yırtarak kutlamış, bunun üzerine genel başkanları Deniz Baykal bu tavrı eleştirmişti.

Baykal, hafta sonu Malatya il kongresinde yaptığı konuşmada “CHP’lilerin, hiç kimsenin giyim-kuşamına müdahale hakkı yoktur. Herkes inancında, giyiminde özgürdür.” diyerek kılık-kıyafet özgürlüğüne dikkat çekmişti.

Ancak CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi, başörtüsü yasağını genişleten bir uygulamaya imza attı. Belediye otobüslerinden indirimli yararlanmayı sağlayan öğrenci ve öğretmen kartlarına başörtülü fotoğraf verenlerin başvurusu kabul edilmiyor.

Bir süre önce Kütahya’dan İzmir’e taşınan Açıköğretim Lisesi 11. sınıf öğrencisi Zeynep Akçakaya, kişiye özel elektronik öğrenci kartı almak için ESHOT Genel Müdürlüğü’ne internet üzerinden başvurdu. Akçakaya’ya e-postayla gelen cevap, “Fotoğrafınız uygun olmadığından kart basılamadı.” oldu. Bunun üzerine ESHOT’u telefonla arayan Akçakaya, fotoğrafının ‘kılık-kıyafet yönetmeliğine uygun olmadığı’ cevabını aldı. Daha önce yaşadığı şehirde böyle bir uygulama ile karşılaşmadığını aktaran Zeynep Akçakaya, tepkisini “Halkın vergisiyle alınan otobüslerde, başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapılıyor.” sözleriyle dile getiriyor. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Büşra Şahin de İzmir Belediyesi’nin mağdur ettiği öğrencilerden. Okulunun bulunduğu Manisa’da öğrenci kartı alırken başörtüsüyle ilgili sıkıntı yaşamadığını dile getiren Şahin, “Biz bu kartı okulda değil, sokakta kullanacağız. Başka öğrenciler otobüslere indirimli binerken biz başörtülü olduğumuz için tam bilet kullanmak zorundayız.” diyor.

İzmir Belediyesi ise başörtülülere indirimli kart verilmemesinin sebebini okullardaki kılık kıyafet yönetmeliklerine bağladı. Uygulamanın daha önceki yıllarda da olduğu savunuldu. Ancak ESHOT’un internet sitesinde yer alan başvuru şartları arasında, başörtüsüz fotoğraf yer almıyor. Kart alacaklardan son 6 ay içerisinde çekilmiş vesikalık fotoğraf isteniyor.

ZAMAN

Özgürlüğe binlerce imza

In Gündem, Toplum, Yaşam on 08 Mar 2010 at 18:30

28 Şubat ile kurumsallaşan başörtüsü yasağının kaldırılması için başlatılan ‘28 Şubat bin yıl süremez’ kampanyasında her kesimden 18 bin imzaya ulaşıldı.

28 Şubat ile kurumsallaşan başörtü yasağının kaldırılması için başlatılan 28 Subat bin yıl süremez mi diyorsunuz kaldırın başörtü yasaklarını” kampanyasında toplanan 18 bin imza Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iletildi.

Bildiriyi imzaya açan Ayrımcılığa Karsı Kadın Hakları Derneği (AKDER) Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, toplanan imzaları AKP Kadın Kolları tarafından düzenlenen Uluslararası Kadın Zirvesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a elden ulaştırdı. Akbulut, Buluşan Kadınlar Platformu tarafından Lice’de öldürülen 14 yaşındaki Ceylan Önkol cinayetinin aydınlatılması için toplananı imzaları da Başbakan’a sundu.

http://28subat1000yilsuremez.blogspot.com/ adresinde bugune kadar yaklasık 18 bin imza toplandı. Bildiriye sivil toplum kuruluşları ve aydınlar büyük ilgi gösterdi. Bazı imza sahipleri şöyle: “Ali Bayramoğlu, Sezen Aksu, Alper Görmüş, Prof.Dr. Ahmet İnsel, Prof.Dr. Baskın Oran, Prof.Dr. Fuat Keyman, Prof.Dr. Halil Berktay, Zeynep Tanbay, Gülten Kaya, Fermani Altun, Hüseyin Ergün, Altan Tan, Sevan Nişanyan, Av. Ergin Cinmen, Prof.Dr. Nüket Sirman, Prof.Dr. Arus Yumul, Merve Kavakçı, Mihail Vasiliadis, Prof.Dr. Fatmagül Berktay, Prof.Dr. Erol Katırcıoğlu, Doğan Tarkan, Esmeray, Fatma Bostan Ünsal, Etyen Mahçupyan, Kutluğ Ataman, Ayşe Böhürler, Ayşe Hür, Cafer Solgun, Cihan Aktaş, Roni Marguiles, Nuray Mert, Oral Çalışlar, Orhan Miroğlu, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Cüneyt Ülsever, Doç.Dr. Bekir Berat Özipek, Doç.Dr. Levent Korkut, Doç.Dr. Mualla Kavuncu, Doç.Dr. Sevgi Kurtulmuş, Doç.Dr. Zeynep Direk, Hidayet Tuksal, İbrahim Karagül, İhsan Eliaçık, Leman Yurtsever, Leyla İpekçi, Markar Esayan, Mehmet Atak, Prof.Dr. Mehmet Altan, Mehmet Atlı, Mustafa Akyol, Nagehan Alçı, Akif Emre, Nabi Yağcı, Nazlı Ilıcak, Nazmiye Yılmaz, Necla Koytak, Prof.Dr. Hüseyin Hatemi, Prof.Dr. İlhami Güler, Prof.Dr. İhsan Dağı, Prof.Dr. Levent Köker, Prof.Dr. Melek Göregenli, Prof.Dr. Mithat Sancar, Prof.Dr. Numan Kurtulmuş, Prof.Dr. Vahap Coşkun, Prof.Dr. Yasin Aktay, Prof.Dr. Yavuz Atar, Rasim Ozan Kütahyalı, Selim Temo, Şenol Karakaş, Sırrı Süreyya Önder, Sibel Eraslan, Yıldız Ramazanoğlu, Ufuk Uras, Yılmaz Ensaroğlu, Yrd. Doç.Dr. Mesut Yeğen, Abdurrahman Dilipak, Rober Koptaş, Zozan Özgökçe, Av. Sedat Yurttaş, Sabahat Tuncel”.8sutun

Teoman:Dersim’i Savunan Chp’li Nazilerin Yanında Olmayacağım

In Müzik, Siyaset, Toplum on 15 Şub 2010 at 20:09

Manşetler

Teoman, darbelerin yanı sıra başörtüsü ve Kürt açılımı konusunda da sert konuştu. ‘Benim sülalem CHP’ye kanını vermiştir’ diyen Teoman, CHP’yi ağır sözlerle eleştirdi.

RÖPORTAJ: Şebnem ÖZCAN

** Peki Kürt açılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kabul edelim, Kürtler’e büyük haksızlıklar yapıldı; taa en baştan beri. PKK’ya girmeyeceğim, daha genel konuşuyorum. Kürtler bu ülkede kendini aşağılanmış bulurken hiç de haksız değiller. Beş altı kişinin, JİTEM’deki o ‘Beyaz Toroslar’la yoldan çevirdikleri kendi ırkdaşlarını çat çat vurduklarını gören büyük bir travmalı topluluk var. Devlet hesap sormadığı gibi, destekledi onların katillerini. Biz bunu nasıl halledeceğiz, ona bakalım. Savaşarak halledemeyiz Kürt meselesini. Kimse afra tafra yapmayacak. Ben, ‘Kürt Açılımı’nı sonuna kadar destekliyorum.

SÜLALEM CHP’Lİ AMA…

** Açılımın içinde özellikle neler olmalı?

Ne istiyorlarsa yapsınlar insanlar! Biz kim oluyoruz da herkesin ne yapacağına karar veriyoruz, her şeye maydanoz oluyoruz? O, bu dilde konuşacak, “Kürt” olacak ama “Türk”üm diyecek vesaire vesaire. Biz kendimizi ne zannediyoruz?

**CHP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Benim ailem, sülalem, CHP’ye kanını vermiştir. Büyük amcam Rüstem Yakupoğlu , CHP ve İsmet İnönü taraftarı diye, Demokrat Parti zamanında sürüm sürüm süründürülmüş. Hatta 40 küsür kere sürüldüğü için de gazetelere çıkmış biridir. Babam da CHP’liydi. Ama ben, Dersim’i savunan Naziler’in yanında yer almayacağım.

** Yıl 2010 ve Ergenekon sürecinde yaşananlara ne diyeceksiniz?

Ben devlete kızgınım. Çok yalancı bir devletimiz oldu. Sonradan yalanları ortaya çıktığında da utanmadı devlet. “Kürt yoktur” diyen adam hala konuşabiliyor çıkıp. Sen ‘Kürt yoktur’dedin, Kürt vardı, var olduğunu da biliyordun, biz de biliyorduk. “JİTEM yoktur” dedin, var! Bordrolarını gördük. İnsan biraz adam olur ya, delikanlı olur; “Tamam öyle oldu, biz yaptık, yanlış yaptık” der. Onlar söylemezlerse biz söyleteceğiz. “Biz” derken, Türk halkı olarak yapacağız inşallah.

BİRİLERİ ARKAMDAN GELSİN!

** O taşı ilk siz attınız…

Valla o taşı atmaktan ben memnunum! Ama tek başıma bunu halledemem, lütfen arkamdan birileri gelsin. Sadece solcular değil, sağcılara da ihtiyacımız var. Muhsin Yazıcıoğlu’nun bile başına neler geldiğini okudum 12 Eylül’de. Onlardan bahsetmeyi sevmezdi. Halbuki neler gördü, neler yaşadı. Yaşar Okuyan’ın bir anısını okudum, o kadar üzüldüm ki? 12 Eylül’de neler çektiklerini sağcılar da çıkıp anlatsın. Ve 12 Eylül solcuların kaprisi gibi gözükmesin.

UMUDUMUZ İLKER AĞABEY

** Ergenekon’la birlikte ilk kez darbecileri yargılamanın önü açılıyor. Türkiye’de darbeler dönemini bitireceğine inanıyor musunuz?

Orası biraz karışık. ‘Ordu’ dediğin çok karışık bir yapılanma Türkiye’de. İçine kapanmış, biraz da kasım kasım kasılmış bir kurum, kimseye de hesap vermiyor. Utanmadan, bir de alıngan! Askeriyeyi kaldırıp izcileri mi koyacağız oraya? Olmaz tabii. Şimdiye kadar bize umut verdiler mi bu konuda? Hayır. Yine de İlker Başbuğ gibi bir adam, Genelkurmay Başkanı olarak ortalamadan iyidir diye düşünüyorum. Böyle bir adamın iyi bir temizliğe geçmesi lazım. Şimdilik umudumuz, İlker Ağabey! Ama adamı da bütün arkadaşlarını, geçmişini satması için kalleşliğe itmeyelim bir şeyleri toparlıyoruz derken.

Türbanlı kız üniversiteye girerse ne olacak?

**Başörtüsü meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Onun başını örteyim, onun başını açayım, kim oluyoruz da başkasına karışıyoruz? Türbanlı kız üniversiteye girerse ne olacak? Hiç birşey. Fakat giremediği zaman büyük şeyler olacak; O kız mağdur hissedecek kendini, ailesi devleti karşısında hissedecek, yetiştirdiği çocuk annesine bunlar yapıldı diye kendini kötü hissedecek, o da bir şekilde mağdur olacak. Kapalılar diye onlardan nasıl rahatsız oluruz? Ayrıca ben neredeyse desteklemeye bile utanıyorum özgürlük isteyenleri. “Ben kim oluyorum da size destek veriyorum, Ben kim oluyorum da hoşgörü gösteriyorum” demeye bile utanıyorum üstelik.

** Konuşup dertleştiğiniz türbanlı arkadaşlarınız var mı?

Birkaç tane var. Üniversitede vardı. Ama ailemde türbanlı diyeceğimiz çok insan var. Ben öyle türbanlı, türbansız diye ayırmıyorum insanları, çok ayıp da geliyor.

ÖLENLER HER ZAMAN GENÇ VE FAKİRLER

** Güneydoğu’daki çocuklar kullanılıyor, onları öne atıp güvenlik güçlerimiz taşlanıyor! Bu durumu nasıl değenlendirirsiniz?

O çocuklar öne çıkmasalar, üç sene sonra dağdalar ve asker çocuklarla birbirlerini öldürecekler. Yani oralar, buradaki rahat hayatımızla algılayabileceğimiz şeyler değil. Tedavi nasıl olur onu düşünmek lazım. Sol bir bakış açısıyla kapatacağım; ölenler her zaman genç ve fakir. Zenginler bir yolunu buluyorlar her şeyin. Kavga başka yerde yani; ya da olmalı.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.