H.E.M D.Ü.Ş.Ü.N ; H.E.M G.Ü.L

Mesajlar Etiketlendi ‘Darbe’

Balyoz Davasında Yeni Deliller

In güvenlik on 26 Nis 2011 at 19:46

Balyoz darbe planı ile ilgili şoke eden yeni deliller ortaya çıktı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünden “Balyoz Planı” davasına bakan mahkemeye gönderilen yazıda, 19 Şubat 2011′de emniyetegelen bir elektronik ihbar mektubu kapsamında Eskişehir’deki bir adreste yapılan aramada, soruşturmada ele geçirilen delilleri teyit edecek nitelikte yenideliller bulunduğu bildirildi.

Emniyetten “Balyoz Planı” davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen yazıda, 19 Şubat 2011′de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne isimsiz bir elektronik ihbar mektubu geldiği belirtildi. Söz konusu mektupta, “Sizlere ‘Balyoz Darbe Planı’nda yer alan ancak bugüne kadar yakalanmayan bir şahıs hakkında bilgi vermek istiyorum. Bu şahıs şuan emekli olan hava istihbaratçı albay Hakan Büyük’tür. Hakan Büyük, 1996-2003yıllarında Ankara’da askeri istihbarat birimlerinde çalışmış ve 28 Şubatsürecinde önemli görevler almıştır. Buradaki başarılı çalışmaları üstlerindentakdir görmüş ve 28 Şubat sürecinde çok sayıda askeri personeli ordudan attırmayıbaşarmıştır” iddiası yer aldı.

Büyük’ün 2003-2006 yıllarında görev yaptığı Eskişehir’de elde ettiği bilgi ve belgeleri “Balyoz Darbe Planı”nda kullanmak üzere üstlerine bildirdiği öne sürülen mektupta, “Hakan Büyük’ün, İstanbul merkezli planlanan ve ardından ülke yönetimine el konulacak darbe sonrası kendileri açısından irticai odakolarak görülen kuruluş ve kişilere yönelik eylem planı hazırladığı, bu eylem planını gerçekleştirmek için çok sayıda yasa dışı faaliyette bulunduğu” iddia edildi.

Mektupta, Büyük’ün elde ettiği görüntü ve belgeleri emekli olduktan sonra yanında götürdüğü, emeklilikten sonra başına bir iş gelmesi durumunda üstlerinin kendisine sahip çıkmaması ihtimaline karşı bunları kullanmayı planladığı ileri sürüldü. Ayrıca, mektupta, Hakan Büyük’ün söz konusu belgeleri Eskişehir’deki adresinde sakladığı ve “Balyoz” soruşturması kapsamında çok sayıda askerin tutuklanmasından sonra kendisinin de gözaltına alınabileceği korkusuyla bu belgeleri yok edebileceği öne sürüldü.

-EMNİYETİN DEĞERLENDİRMESİ-

Emniyetin yazısında, ihbarda belirtilen hususlar doğrultusunda,belirtilen adreste yapılan aramalarda elde edilen flaş bellekte “Oraj HarekatPlanı” ve “Suga Harekat Planı” ile ilgili bilgi ve belgelere rastlandığı kaydedildi.Söz konusu ihbar sonucunda yapılan aramalarda ele geçirilen bilgi ve belgelere ilişkin olarak emniyet yetkililerince hazırlanan “Netice ve Kanaat” başlıklı bölümde, “Oraj Harekat Planı”nda 1. Taktik Hava Kuvveti Komutanlığının görevleri olarak belirtilen Ege’de uçuşların planlanması ve l. Ordu Komutanlığıile doğrudan irtibat kurulması konusundan hareketle 1. Taktik Hava KuvvetiKomutanlığının “Oraj Harekat Planı” kapsamında daha etkin bir konumu olduğu belirtildi.

Emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına’nın 23 Ocak 2003 tarihli sözlüemrine istinaden “ihtimalat” planı hazırlama grubunun oluşturulduğu, grubun oluşturulduğuna ilişkin bilginin 2003 yılının şubat ayında Bilgin Balanlı tarafından İbrahim Fırtına’ya bildirildiği ifade edilen yazıda, “Bilgin Balanlı’nın 3 Mart 2003 tarihli sözlü emri doğrultusunda ‘Oraj Harekat Planı’nınuygulanamaması veya başarısız olması durumunda uygulanacak tedbirleri içeren ihtimalat planlarının oluşturulmaya başlandığı anlaşılmıştır” denildi.

Emniyetin değerlendirmesinde, ele geçirilen verilerden “Oraj Harekat Planı”nın uygulanamaması veya başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, yeniden yapılanmak, yeni plan hazırlamak, muhtemel soruşturmaları boşa çıkarmak için soruşturma komisyonlarında yer almak gibi önlemlerin yer aldığının tespit edildiği kaydedilerek, bunların dışında, kamufle olup planı engelleyenlerin yanında gözükme, planın gizliliğini koruması durumunda ise planı tekrar hayatageçirme ve plana muhalif olanları tasfiye etme gibi stratejilerin belirlendiği bildirildi.

Değerlendirmede, ele geçirilen belgeler ışığında “Balyoz Planı”nın başarısız olması durumunda ne tür hukuki sonuçlar doğuracağı ve buna karşıalınacak önlemlerin yanı sıra başarısızlık halinde ilk olarak planın inkaredilmesi, soruşturmanın derinleşmesi halinde ise planın aleyhine görüşbildirilmesinin planlandığı kaydedildi.

Emniyetin değerlendirmesinde “Bu haliyle Hakan Büyük’ün adresinden eldeedilen incelemeye konu belgelerin ‘Balyoz Planı’ soruşturmalarında elde edilendelilleri teyit edip destekler mahiyette yeni delil niteliğinde olduğubelirlenmiştir” denildi.

AA

IMF’ye İmza Atmadık Ne Kazandık?

In İş Hayatı on 07 Şub 2011 at 11:20

IMF'ye İmza Atmadık Ne Kazandık?

Türkiye, kriz lobisinin isteğini kabul edip stand-by anlaşması imzalasaydı neler olacaktı? Söyleyelim…

Hükümet, geçtiğimiz yıl IMF ile stand-by anlaşması imzalamadı. İstanbul sermayesinin devleri, TÜSİAD’in medar-ı iftihar patronları, IMF’den gelecek sıcak parayı elinin tersi ile iten hükümeti yerden yere vurmuştu.

Mustafa Koç ve o dönemin TÜSİAD yöneticilerinin, ısrarla “anlaşma imzalansın, yoksa küresel ekonomik kriz Türkiye’yi bitirir” şeklindeki hezeyanları hala kulaklarımızda..

Bunca gürültünün sonunda ne oldu? IMF ile anlaşma yapılmadı, patronların kötü senaryolarının hiçbiri gerçek olmadı.

Önce Mustafa Koç(geçtiğimiz aylarda itiraf etmişti) IMF ile anlaşmadan ekonominin bu hale gelmesinden duyduğu memnuniyeti itiraf ederek, “iyiki imzalamamışız” dedi..

Son olarak da IMF’nin Türkiye temsilcisi Mark Lewis, “bizimle anlaşma imzalasaydınız ekonominiz bu kadar iyi olmazdı” itirafında bulundu..

Peki kriz lobisinin dediğini yapsaydı ve IMF’ye ekonomiyi teslim etseydi Türkiye’de neler olacaktı? İşte cevabı..

Süleyman Yaşar / Sabah

IMF anlaşması yapılsaydı neler olacaktı?

IMF’nin Türkiye temsilcisi Mark Lewis, önceki gün “ümüğümüzü sıktırmayız” diyerek stand-by anlaşması imzalamayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın haklı çıktığını söyledi. Türkiye ekonomisinin şu anda çok güçlü konumda olduğunu belirtti.

Peki Türkiye, kriz lobisinin isteğini kabul edip stand-by anlaşması imzalasaydı neler olacaktı? Söyleyelim…

Stand-by anlaşması imzalansaydı Türkiye’nin bütçe hakkı IMF’de olacağı için, daha çok silah alınacak, sağlık ve eğitim harcamaları azaltılacak, savunma harcamaları çoğaltılacaktı.

Seçilmiş hükümet bütçeyi yapamayacağı için ücretler ve emekli maaşları üzerinden IMF’nin önerisi doğrultusunda daha çok vergi alınacak böylece gerileyen ücretler, azalan sağlık ve eğitim hizmeti nedeniyle vatandaşın refah seviyesi azalacaktı.

Ayrıca alınan IMF kredisi kamu borç yükünü yükselteceği için mali göstergeler bozulacak ve alınan borç, Türk parasını 2009 ve 2010′da aşırı değerlendireceği için cari açık şimdiki seviyesini de aşacaktı.

Cari açığın çoğalması işsizliği daha da arttıracaktı.

Bir de IMF kredisi ahlaki zafiyete yol açacağı için, şimdi yeniden IMF anlaşması yapılıp ek kredi alınmak zorunda kalınacaktı.

Nitekim, Polonya, üç sene önce yaptığı esnek kredi anlaşmasını 20 milyar dolardan 30 milyar dolara çıkartıp geçen hafta tekrar yenilemeye mecbur oldu.

Peki, “IMF ile anlaşın yoksa Türkiye ekonomisi batar” diyenler şimdi nerede?

Darbe ve kapatma davası girişimleri başarılı olmayınca, IMF yoluyla AK Parti Hükümeti’ni kuşatıp ekonomide başarılı olmasını engellemeye çalıştılar. Ama bu girişimleri de maalesef boşa çıktı.

Başbakan Erdoğan kamu maliyesinin iyi durumda olduğunu görüp IMF tuzağına düşmedi. Türkiye’yi IMF hastanesine yatırmayarak, ekonomiyi vesayetten kurtardı.

IMF KONUSUNU KONUŞMAYALIM…

IMF ile anlaşma yapılsın borç para alınsın diyenlerden bazıları şimdi “IMF’yi çok istemiştiniz ne oldu?” sorusu kendilerine sorulduğunda “o konuyu açmayalım” diyerek kaçıyorlar.

“IMF kredisi Merkez Bankası’nda bir fonda tutulsun bu fondan şirketlere kredi olarak verilsin” diyerek formüller üreten bazıları ise hâlâ iktisatçı olduğunu ileri sürüp yazmaya devam ediyorlar.

Hafızaları tazelemekte fayda var.

Türkiye’yi ihtiyacı yokken IMF’ye teslim etmek isteyenleri sürekli hatırlamakta fayda var.

Çünkü onlar, halk yerine statükocu sermayenin sözcülüğünü yapıyorlar.

Onların ne söyledikleri sürekli irdelenmeli aksi takdirde yeni kurdukları tuzakları görmek mümkün olamaz.


 

Balyoz’un delilleri bakın nereden çıktı

In Gündem on 14 Oca 2011 at 08:48

Gölcük’teki donanmada bulunan 10 çuval belge, Balyoz Darbesi’ni teyit etti.

Mahkemeye ulaşan 43 klasörlük belge mevcut verilerin doğruluğunu kanıtlıyor. Bazı yeni belgeler ise davaya farklı boyutlar ekleyecek nitelikte.

İki caminin bombalanması ve Türk jetinin düşürülmesini içeren Balyoz Darbe Planı’yla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde ele geçirilen belgeler dün İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine iletildi. 43 klasörden oluşan belgelerin Balyoz Darbesi’ni teyid ettiği belirlendi. Bazı yeni belgeler ise davaya farklı boyutlar ekleyecek nitelikte.

Hava Kuvvetleri eski Komutanı Org. Halil İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan’ın aralarında bulundu ğu davanın Silivri’deki 7. duruşmasına 161 sanık katıldı. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, İstanbul Cumhuriyet Başsavavekilliği’nce gönderilen yazıda, Gölcük’teki aramada elde edilen yeni delilleri içeren 43 klasörün gönderildiğini belirtti.

Dosyadaki verilerle uyumlu

Diken, belgeleri incelemediklerini belirtirken yazının içeriği konusunda bilgi verdi. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce gönderilen yazıda 6 Aralık 2010′da Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde yapılan aramada el konulan delillerle ilgili ilk incelemesi yapılan veriler arasında “Ergenekon terör örgütü”, “Balyoz darbe planı” ve benzer soruşturmalarla ilgili bilgi ve belgelerin yer aldığı belirtildi.

Yeni delillerle güçlendi

Soruşturmayla ilgili belgelerin bir kısmının dosyadaki mevcut verilerle aynı olduğu, bir kısmının dosyada olmayıp soruşturmayı ilgilendiren yeni delil olma özelliği taşıdığı kaydedildi. Yeni delil niteliği taşıyan belgeler “Balyoz harekat planı”nın “O-raj hava harekat planı” “Suga harekat planı”, “Sakal ve çarşaf eylem planları-”nı, jandarma unsurlarının istihbarat faaliyetlerini doğrudan ilgilendirdiğinin ve mevcut bilgileri teyit ettiğinin tespit edildiği vurgulandı.

Sanıklar 195 CD’de

Yazının ekler bölümünde birer klasör ve birer CD’de “Balyoz harekat planı” ve “Oraj hava harekat planı” ile ilgili tespitler yer alırken 2 klasör ve 1 CD’de “Suga harekat planı” ile ilgili tespitlere değinildi. Yazıda, “sakal” ve “çarşaf” planlarıyla ilgili tespitler 1 klasör, 1 CD’de, davanın sanıkları hakkındaki tespitlerin ise 36 klasör ve 195 CD’de yer aldığı kaydedildi.

11 nolu CD’nin aynısı

Balyoz dosyasındaki deliller Donanma Komutanlığı’nda elde edilen verilerle karşılaştırıldı. Balyoz harekat planı, sakal ve çarşaf eylem planları, Oraj-suga harekat planları dahil olmak üzere ‘Balyoz harekat planı’ kapsamındaki en önemli ve en kapsamlı çalışmaları içeren “2002-2003 ve ÇALIŞMALARA” isimli dosyaların “Balyoz” davasındaki 11 no’lu CD’de olduğu gibi TDK marka 1 no’lu CD’de yer aldığı belirlendi.

Askeri bile şok eden belgeler

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen casusluk ve fuhuş çetesine yönelik soruşturma kapsamında 6 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne şok bir arama gerçekleştirmişti. Savcı ve polis ekipleri ile birlikte aramaya eşlik eden askerleri bile şaşkına çeviren belgeler arasında darbe sonrası planlar, sürgüne gönderilecek komutanların listesi, devlet büyüklerine yönelik fişleme bilgileri çıkmıştı.Bugün

Balyoz planının kozmik CD’leri

In Adalet on 03 Oca 2011 at 10:06

Çetin Doğan’ın kızı ve damadı tarafından gündeme getirilen Balyoz CD’le-rinin gerçek olmadığı iddialarını çürüten deliller ortaya çıktı. Zaman’daki habere göre CD’lerin orijinal fotoğraflarının yanı sıra ek klasörlerdeki askerî savcılık soruşturmaları ve TÜBİTAK ile Emniyet kriminal raporları ‘CD’ler sonradan üretildi’ iddialarını yalanlıyor. 1. Ordu’nun kozmik odasında görevli sivil memurlar Melek Üçtepe ile Sevilay Bulut da ifadelerinde CD’leri kendilerinin hazırladığını ifade ediyor.

Balyoz darbe planı davasının bir numaralı sanığı Çetin Doğan’ın kızı ve damadının ‘CD’ler sonradan üretildi’ iddialarını yalanlayan yeni belgeler ortaya çıktı. Davanın en önemli delilleri arasında yer alan 19 CD’nin orijinal resimleri üzerindeki el yazıları ve parmak izleri, plan CD’lerinin 2003 yılında oluşturulduğunu ispatlıyor. Aynı dönemde 1. Ordu’da görevli sivil memurlar Melek Üçtepe ile Sevilay Erkani Bulut da askerî ve özel yetkili savcılıkta verdikleri ifadelerde CD’leri bizzat kendilerinin hazırladıklarını kabul ediyor. Sivil memurların, askeri savcı tarafından fotoğrafları gösterilen CD’lerin içeriklerini doğruladığı, Balyoz iddianamesinin ek klasörlerinde yer alıyor. Üzerinde ‘Or.K.na’ yazılı 11 No’lu dosyanın ordu komutanına takdim edilecek dosyaları içerdiğini aktaran sivil memur, bunların kendi hazırlama tekniklerine uyduğunu vurguluyor.

TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal incelemeleri de bu ifadeleri doğruluyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bilirkişi raporlarında ise dosyaların oluşturulma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılına ait olduğuna işaret ediliyor. CD’lere sonradan ekleme yapılmadığı, dosyalarda kayıt yapan kişiler ve işlem zamanlarının da tek tek tespit edildiği belirtiliyor.

Darbe toplantılarının yapıldığı iddia edilen 2003 döneminde 1. Ordu’da çalışan sivil memurlar Melek Üçtepe ve Sevilay Erkani Bulut, askeri savcılıkta ve özel yetkili savcılıkta verdikleri ifadelerde, CD’leri bizzat kendilerinin hazırladıklarını ifade ediyor. TÜBİTAK ve Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarları’na ait incelemeler de CD’ler üzerindeki notların ve parmak izlerinin sivil memurlara ait olduğunu gösteriyor. Balyoz davasının delilleri arasında yer alan 19 CD’nin fotoğrafları tüm gerçekliği gözler önüne seriyor. Örneğin tartışmalı hale getirilen 11 numaralı CD’nin üzerinde Or.K.na yazısı bulunuyor.

Sivil memur Sevilay Erkani Bulut, askeri savcıya verdiği 25 Şubat 2010 tarihli ifadesinde, “Or.K.na dosyası ordu komutanına takdim edilecek dosyaları içermektedir. Bizim hazırlama tekniğimize uygundur. 1. Ordu klasörü içerisinde yer alan Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda yer alan dosyalar diğer dosyalarla uyumludur, kullanıcı adı olarak (kayıt yapan bilgisayarı kastediyor) benim emekli sicil numaram, Hrk.Bşk., Nazlı gibi isimler yer almaktadır. Yukarıda belirttiğim gibi yaptığımız çalışmalara benzemektedir.” diyor.

Askeri savcının orijinal belgeler klasöründe CD’lerin kapaklarını gösterdiği Bulut’tan aldığı cevap da çok net: “CD’lerin resimlerini incelediğimde söz konusu resimler bizim plan odasında yapılan çalışmaların kaydedildiği ve arşiv amacıyla numaralanarak evrak odasına koyduğumuz CD’lerdir. Evrak odasında kilitli çekmeceli demir karteks dolabının içerisinde muhafaza edilmekteydi, bunun sorumluluğu Melek Hanım ve bendeydi.”

Melek Üçtepe ise 25 Şubat 2010 ve 1 Mart 2010 tarihinde iki kez askeri savcı karşısına çıkıyor. Üçtepe, ‘Plan Odası’ olarak adlandırılan 1. Ordu Komutanlığı Kozmik Bürosu’ndaki kayıtları yapılan CD’lerin üstündeki el yazılarının kendisine ait olduğunu söylüyor ve çarpıcı bilgiler veriyor: “O.E.Y.T.S birliklere gönderilmişti, birlikler senaryoya göre hal tarzlarına hazırlayacaklardı. İç ve dış tehdidi aynı zamanda Egemen Harekat Planı’nı nazara alarak kendi görev alanları ile ilgili soruların cevaplarını ve bunlara uygun davranış tarzlarını, senaryoya göre sıkıyönetim ilanı gerekmekte ise sıkıyönetim hal tarzlarını hazırlamakla görevliydiler. Hazırlıkların somut verilere dayanması hususundaki emri hatırlıyorum, ancak bunun sebebini bilemiyorum.”

Üçtepe, çok gizli belgelerin senet karşılığı alındığını ve kozmik bürodan çıkarılmasının güçlüğünü anlatıyor. Ayrıca memurlar CD’lerin üzerindeki el yazıları, saklandığı yer ve CD içerikleriyle ilgili de çok detaylı bilgiler veriyor. Askeri Savcı Hakim Albay Bülent Münger’in aldığı ifadesinde Sevilay Erkani Bulut, kamuoyunda tartışmalı hale getirilmeye çalışılan ve 11 No’lu CD olarak bilinen dosyaların kendileri tarafından hazırlandığını dile getiriyor.

Bulut, ifadesinde bu CD’lerin kendileri tarafından hazırlandığını, tamamının plan seminerinin bitmesinden sonra kozmiğe kaldırıldığını, bilgisayarlarında toplanan tüm word belgelerini, dosyaları, power point sunumları bu CD’lere kendisi ve Melek Üçtepe’nin aktardığını anlatıyor. Sivil memur Üçtepe ise askeri savcıya verdiği ifadesinde Harekât Başkanlığı’nın plan odası diye bilinen kozmik odaya sınırlı sayıda kişinin girebildiğini belirtti. Üçtepe, ifadesinde, bu odanın güvenlik seviyesinin çok üst düzeyde olduğunu ve belirli kişiler dışında bu odalara giriş yapılamadığını kaydediyor. Sivil memur Melek Üçtepe’nin verdiği ifadeye göre 1. Ordu Komutanlığı’nda bulunan kozmik odaya o dönemde girebilenlerin isimleri şöyle: Harekat Başkanı Süha Tanyeri, Şube Müdürü Bülent Tunçay, plan subayları Bayram Tanrısevdi, Erol Türeli, Tanju Posher, sivil memurlar Sevilay Erkani Bulut ve Melek Üçtepe.

CD’lerde son 10 işlemi yapanlara ulaşılabiliyor

CD’lerin orijinalleri üzerindeki ifadeler ve el yazıları ile parmak izleri, 195 kişinin yargılandığı Balyoz darbe planı iddialarına yönelik soruşturmada Çetin Doğan’ın kızı ve damadının ortaya attığı iddiaların gerçek dışı olduğunu gözler önüne seriyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilirkişi Raporu’na göre de dosyaların oluşturulma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu ifade ediliyor. Raporda, CD’lere sonradan ekleme yapılmadığı da belirtiliyor. CD’ler üzerinde yapılan incelemede, dosyalarda kayıt yapan kişiler ve işlem zamanlarının da tek tek tespit edildiği aktarılıyor.

Ayrıca CD’lerin iddia edildiği gibi sonradan üretim olması durumunda ekleme yapan kişiler rahatlıkla görülebiliyor. Bilirkişi raporlarına göre CD üzerinde işlem yapan ‘son on yazar’a rahatlıkla ulaşılabiliyor. Örneğin 19. CD’deki ‘Kapatılacak ve el konulacak dernekler.doc’ isimli dosyanın ilk olarak ‘Kubilay Aktaş’, daha sonra ‘HYILDIRIM’ ve en son olarak da Süha Tanyeri tarafından kaydedildiği görülüyor.

Ayrıca dosya üzerinde yapılan isim değişikliklerine de dosyayla ilgili alt bilgilerden rahatlıkla ulaşılabiliyor. Soruşturma konusu 19 CD ile ilgili TÜBİTAK ve Emniyet Genel Müdürlüğü bilirkişilerince hazırlanan raporlarda ise belgeyi oluşturan, kullanan ve son kaydeden kullanıcı isimlerinin birçoğunun ‘Nazlı’, ‘m.Uctepe’, ’79964008′, ‘HRKBSK’, ’79561079′, ‘serkani’, ‘Suha TANYERİ’, ‘fserbest’ olduğunun belirlendiği ifade ediliyor.

Balyoz belgeleriyle ilgili yapılan TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal raporlarına göre ‘Balyoz Harekât Planı’, plan kapsamında hazırlanan bazı belgeler, ‘Suga’ harekât planı kapsamında hazırlanan bazı belgeler ve yeniden yapılandırma safhasında savunma sanayii ile ilgili olarak hazırlanan bir belgede en son kaydedenin Süha Tanyeri olduğu görülüyor. Emniyet Kriminal raporlarına göre birçok belgenin yer aldığı 17 No’lu CD’nin seminerden önce, 11 No’lu olanın ise seminerin ilk gününün ardından komutana özel olarak hazırlandığı değerlendiriliyor.

Darbe için tuzak kurdular…

In Gündem on 19 Ara 2010 at 10:25

111 kişinin öldüğü Maraş olaylarının tanıkları  konuştu…

CHP Grup Başkanvekili Ali Nejat Ölçen: Darbenin başarısız olması istenmiyordu. Yalnız Maraş değil o dönemdeki bütün olaylar 12 Eylül için hazırlandı…

Pazarcık Belediye Başkanı Kamil Dalkara: Yıllar sonra anladık ki hepsi provokasyon. Şehri karıştırmak birilerinin işine gelmiş. O dönemde yolları bile bölmüşlerdi…

Akdemir Köyü Muhtarı İbrahim Ongan: Karşımızdaki ev yakılınca, biz sünni komşumuzun evine gittik. “Önce ben ölürüm” dedi. Olayların faili dışarıdan gelenler…

Eski Milletvekili Ökkeş Şendiller:
Bir gecede 10 binlerce insan taşındı. Ayağı mekaplı yüzlerce milli piyangocu vardı. Provokatif sloganlar atıldı, sahte bildiri dağıtıldı…

Türkiye’de darbeler kanlı olayların akabinde gerçekleşti. Ergenekon soruşturmasıyla deşifre olan senaryolar gösterdi ki, amaç kamuoyunu darbeye hazırlamaktı. Kaos planlarının en önemli unsuru ise Alevi kesimdi. 32 yıl önce bunun en acı örneği yaşandı. Faili meçhul cinayet ve provokasyonlarla yayılan terör, olağanüstü hale kapı araladı. 80 darbesinin yolunu 1978′de ilan edilen sıkıyönetim açacaktı.

Darbeye giden karanlık dönemin son sahnesi Maraş’ta oynandı. 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasındaki provokasyonların fitili bir sinema salonunda yakıldı. Stalin zulmünden kaçan Kırım Türklerinin anlatıldığı ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ adlı film, Çiçek Sineması’nda gösterime girdi. Filmin şehre getirilmesine Ülkücü Gençlik Derneği öncülük etmişti. 19 Ara-lık’ta 20.00 seansının sonlarına doğru salonda büyük bir gürültü koptu. Sinema bombalanmıştı. Bir anda şehre ‘bombayı solcular attı’ söylentisi yayıldı. 20 Aralıkta Alevilerin gittiği Akın Kıraathanesi hedef alındı. 23 Aralık’ta kitlesel olaylar yaşandı. 111 kişi hayatını kaybederken birçok insan yaralandı. 552 ev, 289 işyeri tahrip edildi. 26 Aralık’ta 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. 3 ay sonra da 12 Eylül darbesi gerçekleşti.

Albay: Dış mihrakların tezgahı

Maraş olaylarıyla ilgili en mühim belge, 2006′da eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit’in arşivinden çıktı. Buna göre Maraş katliamı MİT görevlilerince planlanmıştı. Üzerinde ‘çok ciddi bir kaynak tan verilmiştir’ notu düşülen belgede “MİT olayın içinde olmasaydı, Maraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan verilmezdi” yazıyordu.

Piyade Kıdemli Albay Ahmet Varol, veda mesajında “Tamamen dış mihraklarca tezgahlanan Kahramanmaraş olaylarında en ufak bir günahı olmayan her hususta komutanlığımıza yardımcı olan sağduyulu Kahramanmaraş halkına teşekkürlerimi bildiririm” diyor. Son yıllarda sis perdesi aralanan Maraş’ta halk, şimdi birlik ve beraberlik örneği sergiliyor. Alevilerin semahına katılan Sünnilerle, Kutlu Doğum etkinliklerine giden Alevileri barındırıyor şehir. Ortak kanı olayların darbeye zemin hazırlamak için tertiplendiği.

Sünni komşum ‘Önce ben ölürüm’ dedi

Pınarcık’a bağlı Akdemir Köyü Muhtarı İbrahim Ongan: Maraş’ta gördüğümüz manzara dehşetti. Çarsıda bir grup insan, kiminin elinde gaz bidonu kiminin elinde sopa ve uçları sarılı benzin bezleri yaka yaka gidiyorlardı. Alevi evleri kırmızıyla boyanmıştı. Ondan sonra saldırı başladı. Karşımızdaki ev yakılınca, biz yan komşumuzun evine gittik. Onlar Sünni’ydi. “Hiç korkmayın. Burada önce ben ölürüm sonra siz” dedi. Maraşlı’da kırıcılık yoktur. Bana göre dış güçlerin eseri. Türkiye’yi karıştırmak için yapıyorlar. Maraş oldu Sivas oldu Pazarcık oldu.. Bütün Kutlu Doğum haftalarına davet ediliyorum hepsine de gidiyorum. Olayları Alevi-Sün-ni tartışması çıkarmak için çıkardılar.

Ayrımız yok, biz aileyiz

Alevi Dedesi Mehmet Ocak: Bir, iri, diri olalım. Ayrımız yok. Biz farkına vardık ki olaylarda Kahramanmaraşlılar’ın suçu yok. Dışarıdan gelenler yaptı. Sivas, Başbağlar hep oyundur. Ne Alevilik ne Sünnilik var burada. Bu ayırım kalkıyor artık. Cumhuriyetimiz bozulmasın insanların canı yanmasın. Hep bir aileyiz.

Mekaplı piyangocular nerede?

KAHRAMANMARAŞ ESKİ MİLLETVEKİLİ ÖKKEŞ ŞENDİLLER: Darbeye kadar terör konusunda adım atılmadı. Olaylara müdahale edilmedi. Maraş, Sivas ve Çorum olayları 12 Eylül darbesi için son virajdır. Maraş’ta otomatik silahlarla ateş açılan evlerin üzerinde 67 numara yazmaktadır. Bir gecede 10 binlerce insan taşınmıştır Maraş’a. Aylar önceden çalışmaları başlatılmıştır. Milli piyangocularından tutun da CIA elemanlarına kadar… İki tane solcu öğretmen vurulmuştu. Mahalli idareciler ‘Ulu Camii’den cenazeyi kaldırmayın olay çıkar’ dedi. Dikkate alınmadı. Birileri ‘komünistler bastı din iman yok mu’ diye bağırdı. Silahlar kullanıldı ve ortalık karıştı.

Üç tane de sağcı öldürülmüştü. Sabah belediye hoparlöründen ‘cenazeler saat 10 hastaneden alınacaktır’ anonsu yapıldı. Bütün sağ örgütlerin adının yazılı olduğu bu bildiriden kimsenin haberi yoktu. O anonsu yaptıranları öğrenemedik. Milli piyangocular da yakalanmadı.

12 Eylül’ün zemini hazırlandı

DONEMİN CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ ALİ NEJAT ÖLÇEN: Alevilik ve Sünnilik kullanılıyor. Maraş’a gittiğim zaman, sağdaki de soldaki de ‘bizi ayırın kavga etmeyelim’ diye yalvarıyordu. Barış içinde yaşayan kişileri kullandılar. Çıkar amacıyla kullandılar. Otoriteyi paylaşmamak için kullandılar. CHP, 12 Eylül’den 1 ay önce parçalanmasaydı, bölünmeseydi ve Ecevit 1978 iktidarında başarısız olmasaydı darbe gerçekleşmezdi. 12 Eylül’den önce çok kan aktı. Darbenin yapılması isteniyordu. Yapılan darbenin de başarısız olması istenmiyordu. Yalnız Maraş değil o dönemde olan bütün olaylar gözden geçirildiği zaman 12 Eylül’ün hazırlandığı sonucu çıkar.

Aleviler üzerinde oyun oynandı

Pazarcık Belediye Başkanı Kamil Dalkara: Kutlu doğum haftasını kutlayıp semah dönülür burada. Alevilik ve Sünniliği anlatılan konferanslar yapıldı. Aleviler ve Sünniler bir birini tanıyor. Ön yargılı değiller. Biri camiye biri Cemevine gidiyor. Aleviler üzerinde oynanan oyunlar var. Biz yaşadık o günleri. Daha sonra anladık ki hepsi provokasyon, karıştırmak birilerinin işine geliyor. Pazarcık merkezdeki yollar ikiye ayrıldı. Alt yol Aleviler, üst yol Sünniler’indi. Aleviliğin İslamiyet dışı olmadığı, İslamiyet içinde bir kol olduğu anlatılmalı.

CHP’nin darbe özleminin belgesi

In Siyaset on 08 Nis 2010 at 13:09

CHP'nin darbe özleminin belgesi

CHP İzmir İl Başkanlığı’nda basın toplantılarının yapıldığı salonun duvarları, darbelerden sonra yayımlanan gazete manşetleri ile süslü.

CHP İzmir İl Başkanlığı’nda basın toplantılarının yapıldığı salonun duvarları, darbelerden sonra yayımlanan gazete manşetleri ile süslü. Kupürlerin bir kısmı 27 Mayıs, bir kısmı da 12 Eylül’den. CHP İl Başkanı Ekrem Bulgun, ‘duvarlardan’, 2004 yılının il başkanı Alaattin Yüksel’i sorumlu tutarken fotoğrafların kaldırılacağını söyledi. Yüksel ise konu hakkında bilgisi olmadığını savundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir İl Başkanlığı binasında basın toplantılarının düzenlendiği salonun duvarlarını, askerî darbe sonrası yayımlanan gazete manşetleri süslüyor. Salonun duvarlarında, 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbeleri sonrasında atılan ‘İdare orduda’, ‘Ordu yönetime el koydu’ gibi manşetlerin büyük boy fotoğrafları yer alıyor. CHP’li yöneticiler ve milletvekilleri, basın toplantılarını duvarları darbe haberleriyle süslenmiş bu salonda yapıyor. CHP İzmir İl Başkanı Ekrem Bulgun, fotoğrafların önceki il başkanı Alaattin Yüksel döneminde konulduğunu savunuyor. Yüksel ise bunların neden yerleştirildiği konusunda bilgisi olmadığını söylüyor. Fotoğrafların ‘askerî darbelerin kötülüğünü’ anlattığını iddia eden Bulgun, “Bu fotoğraflar 7-8 yıl önce konulmuş. Bilgim yok ama onları yenileyeceğiz. Kaldıracağız onları.” diyor.

CHP İzmir İl Başkanlığı’nda anayasa değişikliği paketine tepki gösteren İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam da toplantıyı aynı salonda yapmıştı. Susam’ın, demokratik bir anayasa yapılması konusunda en öne çıkan partinin CHP olduğunu söylediği toplantıda salonun duvarlarında askerî darbeyle ilgili haberlerin yer alması ilginç bir görüntü oluşturdu. Salonun duvarlarına yerleştirilen gazete manşetlerinden bazılarının başlıkları şöyle: “İdare orduda”, “Türk ordusu vazife başında”, “Ordu yönetime el koydu”.

CHP İzmir teşkilatı, 2004 yılından bu yana aynı binada hizmet veriyor. Duvarlara yerleştirilen büyük boy fotoğrafların hangi tarihte yerleştirildiği tam olarak açıklanmazken, ‘parti binası olduğu zamandan beri’ deniliyor. 2004 yılında CHP’de il başkanlığı görevini Alaattin Yüksel yapıyordu. Yüksel’den sonra sırasıyla Selçuk Ayhan, Kemal Karataş, Rıfat Nalbantoğlu görev yaptı. Geçtiğimiz şubat ayında yapılan kongrede ise göreve Ekrem Bulgun geldi.Bugün

Darbe anayasasına hayır

In Gündem on 07 Nis 2010 at 18:17

12 Eylül Darbe Anayasası’nı istemeyenler, yeni bir anayasa isteyenler ve bu anayasanın temeli demokrasi olsun diyenler 10 Nisan Cumartesi günü Kadıköy Meydanı’nda buluşuyor.

“Darbe Anayasasından Kurtulmak İstiyoruz.” Diyen organizatörler; “Mevcut anayasa 12 Eylül darbesiyle gerçekleşen idamların cezaevlerinde işkenceyle geçirilen yüz binlerce insanın, kapatılan sendikaların, açık bir baskının şiddetin üzerinde yükseliyor. Bu anayasa parti kapatmaları, faili meçhul cinayetleri, kirli savaşı, sendikaların kapatılmasını, ırkçılığı, derin devlet yapılanmalarını, adaletsizliği meşrulaştırmaya devam ediyor.

Defalarca değişikliğe uğramış 12 Eylül Anayasası, rötuşlarla düzeltilemez. Tümden değişmelidir.” çağrısında bulunuyor.

-Yeni ve demokratik bir anayasa için,

-Adalet ve eşiklik için,

-Anayasal yurttaşlık ve anadilde eğitim hakkı için,

-Barış ve kardeşlik için,

-Düşünce ve inanç özgürlüğü için,

-Emeğin hakları için,

-Kadınların özgürlüğü çocukların hakları için,

-10 Nisan Cumartesi saat 13′de Kadıköy meydanında toplanıyoruz.

Ajanslar

‘Darbe anayasasına dokundurtmam’

In Gündem on 23 Mar 2010 at 18:17

Manşetler

Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan:“Darbe anayasasına dokundurtmam” diyenler millet ve tarih önünde hesap verecekler!”.

Haber Merkezi / TIMETURK

Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan son anayasa değişikliği paketi ile ilgili olarak ortaya çıkan istemezükçü tavrı şiddetle eleştirdi. Doğan yaptığı açıklamada, esas olanın kökten bir anayasa değişikliği olduğunu, anayasanın ideolojik ve özgürlükleri kısıtlayan yapısının ancak bu şekilde tamamen ortadan kalkacağını belirttikten sonra şu görüşlere yer verdi:

“Bütün varlığını demokratik sisteme borçlu olan siyasi partilerin darbe mahsulü anayasanın değiştirilmesi yönündeki teklifleri incelemeye bile gerek görmeden reddetmeleri kendi varlıklarını inkâr anlamına gelir. Türkiye’de darbelerle oluşturulan bürokratik oligarşiyi, yargı oligarşisini sürdürmek isteyen her türlü tavır, halktan karşılığını bulacaktır.

Demokratikleşme paketinde yer alan hangi yeni düzenlemeye karşı çıkılıyor? Yaş kararlarının yargıya açılmasına mı? Yoksa HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin oligarşik yapılarının değiştirilmesine mi?

Eğer bunlara değilse 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına karşı çıkılıyor alabilirler mi? Veya askeri devlet içinde devlet konumunda tutan askeri yargının alanının daraltılmasına mı?

Türkiye elbette siyaseten parti kapatılan bir ülke olmamalıdır. Partileri kapatacak esas merci halktır. Şiddet dışında hiçbir sebeple parti kapatılmamalıdır.

Memurlara toplu sözleşme hakkının verilmesi siyasi partileri neden rahatsız ediyor olabilir?

Türkiye’de hürriyetler konusundaki rol değişimi akla ziyan bir durumdur. Bütün dünyada daha fazla hürriyet muhalif partiler tarafından talep edilir. Türkiye’de muhalefet, hürriyetlerin kısıtlanmasının sürdürülmesini savunarak mantıksız ve anakronik bir tavır sergiliyor.

Hürriyetleri genişleten, oligarşik yapıları demokratikleştiren anayasa değişikliklerini sonuna kadar destekliyoruz. “Darbe anayasasına dokundurtmam” diyenler millet ve tarih önünde hesap vereceklerdir!”

Taksim’de Darbelere Hayır Mitingi

In Gündem, Toplum on 28 Şub 2010 at 18:24

Manşetler

28 Şubat postmodern darbesi 13′üncü yılını doldurdu. Bugün 70 Milyon Adım Koalisyonu, 28 Şubat’ın yıldönümünde Taksim’de büyük bir gösteri yürüyüşü yapıldı.

Türkiye, Kafes, İrtica Eylem Planı ve Balyoz darbe planlarıyla hesaplaşırken 28 Şubat postmodern darbesi 13′üncü yılını dolduruyor.

Yüksek yargının karargahta brifing aldığı, yayın toplantılarına askerlerin girdiği, gazetecilerin andıçlandığı 28 Şubat’ın bin yıl süreceği iddia edilmişti.

Üniversitelerde başörtüsü krizlerinin yaşandığı, sahte cemaat liderlerinin cübbelerle sokaklarda dolaştırıldığı postmodern darbe, bu yıl çeşitli gösterilerle protesto ediliyor.

Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu öncülüğünde Taksim Tünel girişinde toplanan gruplar, Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. ‘Darbeye karşı sivil direniş’, ’27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan bir daha asla’ yazılı pankartlar açan grup, darbeler ve darbeciler aleyhine sloganlar attı.

Beyoğlu Tünel’de toplanan yaklaşık 2 bin kişi, Taksim Meydanı’na yürüyerek 28 Şubat 1997 tarihinde yaşanan ve ‘postmodern darbe’ olarak nitelendirilen süreci protesto etti.

“Başbuğ istifa” ve “Irkçı Baykal” sloganları atan grubun yürüyüşü sırasında, CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’ndan sarkıtılan pankart karşılıklı atışmalara neden oldu.
Darbeye Karşı 70 milyon Adım Koalisyonu ve Genç Siviller’in de araların da bulunduğu çeşitli gruplara üye yaklaşık 2 bin kişi Tünel Meydanı’nda toplandı.

“Darbeye dur de”, “Bir daha asla”, “Darbelere son” döviz ve pankartlar taşıyan grup, “Özgürlük”, “Başbuğ istifa” ve “Irkçı Baykal” sloganları attı. Çevik kuvvet polisleri de yürüyüş nedeniyle bölgede yoğun güvenlik önlemleri aldı.

Yürüyüş sırasında İstiklal Caddesi’nden geçen vatandaşlar da alkışlarıyla gruba destek verdi.

Eylemciler, CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı önüne geldiğinde ise bir grup partili binadan aşağı, “Cumhuriyetin son kalesi faşistlere ve emperyalistlere karşı direnecek” yazılı pankart sarkıttı. Bu sırada grup ve partililer arasında karşılıklı sözlü atışmalar oldu. Göstericiler parti binasına dönerek tepki sloganları attı. Kısa süreli gerginliğin ardından göstericiler yürüyüşe devam etti.

Taksim Meydanı’nda son bulan yürüyüşün ardından Lale Mansur grup adına basın açıklaması yaptı. Mansur 28 Şubat sürecinin üzerinden 13 yıl geçtiğini hatırlatarak, “28 Şubat darbesiyle ordu, dönemin hükümetini düşürdü. 28 Şubat darbesine giden yolda milyonlarca insan fişlendi. Bankalar hortumlandı. Başörtülü öğrenciler darbecilerin şiddetine maruz kaldı, okul kapılarından içeri alınmadı, aşağılandı, dövüldü. 28 Şubat darbesi, ırkçı bir iklim oluşturdu ve tetikçiler harekete geçti. Akın Birdal 13 kez kurşunlandı” dedi.

Askerlerin, 28 Şubat’ın gerekirse bin yıl süreceğini ilan ettiklerini belirten Lale Mansur, bunun bin yıl boyunca başörtüsü yasağı, insanların kurşunlanması, ırkçılık, askeri vesayet, bölünmüşlük ve düşmanlık anlamına geldiğini söyledi.

Mansur, 28 Şubat’ın bir korku imparatorluğu oluşturmayı hedeflediğini belirterek, “Uğruna, özgürlüklerimizi askıya almamız gereken bir korku imparatorluğu. Halkın aptal yerine konduğu, özgürlüklerin lağvedildiği, demokrasinin apoletlilerin egemenlik sahasına dönüştürüldüğü bir korku imparatorluğu” diye konuştu.

Lale Mansur, cuntacıların 28 Şubat’ın bin yıl sürmesini istediklerini ve bunun için çalıştıklarını savundu. 1990′lı yılların başında işlenen Uğur Mumcu cinayeti, Sivas olayları ve Hrant Dink’in öldürülmesi ile darbe girişimcilerinin ilgisi olduğunu iddia eden Mansur, Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız ve Eldiven adı verilen birçok darbe girişiminde bulunulduğunu bildirerek, “Kaos oluşturmak cuntacıların becerebildiği tek iş. Kafes darbe planında da, Balyoz darbe planında temel hedefleri kaos oluşturarak yönetime el koymak” görüşünü dile getirdi.

“Sadece darbecileri değil, darbeye zemin hazırlayan siyasileri de moda olmaktan çıkartıyoruz” diyen Mansur, “28 Şubat’ta Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. Her darbenin adamı olan Demirel gibileri de moda olmaktan çıkartıyoruz. 28 Şubat’ın ürünü olan Emasya Protokolü kalktı. 28 Şubat’ta daha da derinleştirilen korku imparatorluğunun bölünmüşlüklerini aşıyoruz. Ama 28 Şubat’ın etkilerinin sürdüğünü de biliyoruz. 12 Eylül mahsulü darbe Anayasası’nın kendisi durdukça darbe sevicilerin durmayacağını, her fırsatta kaos oluşturmaya çalışacağını biliyoruz” şeklinde konuştu.

Grup yapılan basın açıklamasının ardından dağıldı.

DARBELERE KARSI YURUYUS VE BASIN ACIKLAMASI

28 Şubat’ta, 28 Şubat darbesinin yıldönümünde yürüyoruz. 28 Şubat’ın 1.000 yıl surecegini ilan eden komutanlara inat, 28 Şubat’ın erkenden finale ulasmasi için 28 Şubat Pazar günü, saat 15.00’te Tünel’den Taksim Meydanı’na yürüyoruz. HSYK’nin yargı darbesine, 27 Mayıs darbesine, 12 Eylül darbesine, Diyarbakir Cezaevi’nde yaşananlara, faili mechullere, Danıştay katsayı kararına, Ergenekonculara, başörtüsü yasağına, yüz binlerce insanın fişlenmesine karşı ses çıkartmak için buluşuyoruz.

Dönemin komutanları 28 Subat darbesinin 1.000 yıl sürecegini ilan etmişti. “1.000 yılın sonu” demek ve erken bir final için yürüyoruz. Favori darbesi olmayanlar olarak yürüyoruz.

Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu

Darbe karşıtları 28 Şubat’ta meydanlarda

In Gündem on 25 Şub 2010 at 14:52

Manşetler

28 Şubat’ın yıl dönümünde hem Beyazıt hem de Taksim’de dev gösteriler düzenlenecek.

Protesto gösterilerinin Türkiye’nin farklı şehirlerinde de yapılacağı bildirildi.

Haber Merkezi / TIMETURK

Yüzbinler 28 Şubat Post-Modern darbesinin yıldönümünde sokaklara dökülüyor. 28 Şubat 2010 Pazar günü saat 13.00’’te Beyazıt Meydanı’nda onlarca İslami vakfı protesto gösterisi düzenleyecek. İslami vakıfların sloganları “28 Şubat Darbecileri Yargılansın!” ve “Gasp Edilen Haklar Geri Verilsin!” olacak. Bu arada, benzeri gösterilerin Çorum, İzmir, Adapazarı başta olmak üzere Türkiye’nin birçok şehrinde de yapılacağı bildirildi.

70 Milyon Adım Koalisyonu Taksim’de

28 Şubat Post-Modern darbesinin yıl dönümü olması, HSYK’nın yargı darbesi ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un olay yaratan ses kaydı karşısında yetkililerin sessiz kalmasına tepki olarak 70 Milyon Adım Koalisyonu’nun düzenlediği ve yüzlerce sivil toplum kuruluşunun destek verdiği “Erken Final: Bin Yılın Sonu” isimli dev miting Taksim’de yapılacak.

70 Milyon Adım Koalisyonu duyurusunda şunları kaydetti:

Erken Final: BİN YILIN SONU

Ordunun, medyanın, yüksek mahkemelerin ve dev anası sivil olmayan toplum kuruluşlarının el ele vererek gerçekleştirdiği dünyanın en ahlaksız post-modern darbesi 28 Şubat’ın yıl dönümünde;

28 Şubat bin yıl sürecek diyenlere

Bin yıl sürmesi için toprak altında vatandaşına atılmak üzere bomba saklayanlara

Bin yıl sürmesi için alçakça eylem planları hazırlayanlara

Bin yıl sürmesi için kalan son hukuk kırıntılarını da hiçe sayıp yargı darbesi yapanlara

Bin yıl sürmesi için çocukların üniversite puanlarına göz dikenlere

28 Şubat’ın bin yıl sürmeyeceğini söyleme zamanı geldi!

Pardon ama artık sizin bu saçmalıklarınızı çekemeyeceğiz.

Erken Final: BİN YILIN SONU

28 Şubat 2010 Pazar – 15.00

Taksim Tünel’den Taksim Meydan’a

70 Milyon Adım Koalisyonu

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.